ordu-logo
Son Dakika
07 Aralık 2016 Çarşamba
Layout 1Layout 1

Bir dostun ardından…

29 Kasım 2016 Salı, 10:29
yalc%cc%a7in

Yalçın Şimşek
Başta Taşbaşı mahallesi sakinleri olmak üzere üzüntümüz büyük!.. Münir Akça’yı kaybettik… Hem de hiç beklenmedik, hiç umulmadık bir anda…
Şok oldum, inanamadım acı haberi aldığımda…
Oysa son görüşmemizde o kadar coşkulu, o kadar mutlu ve huzurlu görmüştüm ki Münir’i…
Emekli olmuş, İstanbul’dan Ordu’ya dönmüştü ve bunun keyfini çıkarıyordu… Ne de olsa farklı bir kuşaktık biz:
Küreselleşmenin sınırları yok ettiği bir çağdaydık: İnsanlar artık ulu bir çınar gibi bulunduğu yere kök salmak yerine, leylekler gibi dünyayı dolaşmayı tercih ederken, biz buna uyum sağlayamadık… Ya da ret ettik… Leylek olmak yerine çınar olmayı seçtik…
Biz farklı kuşaktık; çocukluk ve gençliğimizin diyarlarına geri dönmeli, bir çınar gibi doğduğumuz yere kök salmalıydık…
Önce Kara İbo döndü, sen ise emekliliği beklemiştin…
Ben de dönmeyi düşünüyorum Münir, nasıl mutlu musun Ordu’da, diye sorduğumda, gözlerin parlamış, heyecanla anlatmaya başlamıştın hani;
“İstanbul’un stresinden ve sabahları bir türlü kendime gelmemi engelleyen nemli havasından kurtuldum. Öyle rahat ve huzurlu uyuyor ve sabahları öyle dinç kalkıyorum ki inanamazsın” demiştin…
Doğrusu Ordu’ya dönme konusunda beni de etkilemiştin Münir…
Ordu’da hepsi vardı; doğa, dostluk, deniz, balık, yeşillik, temiz hava daha ne olsundu ki?!… Ayrıca aslında bir anılar deniziydi Ordu… Sohbetimizde 1970’li yıllara, Taşbaşı’ndaki evde yazın her akşam kafa çekip sahil turu attığımız günlere gitmiştik…
Sonra da 1980’li yıllara, İstanbul anılarına:
Zordu 80’li yıllar; 12 Eylül faşizmi silindir gibi ezip geçmiş, yaşı tutmayan 17’lik Erdal Eren’i dahi kemik analiziyle 18’ine çıkarıp idam edecek kadar zalimleşmişti…
Yoksulluk da çabası tabii ki..
Çalışmak için gelmiştin İstanbul’a… Ben de öğrenciydim İstanbul Üniversite’sinde, ama habersizdik birbirimizden… Parasızlık işte… Okurken çalışmak da şarttı, ama iş yoktu işportacılıktan başka…
Tek alternatife yönelmiş ve fotoğraf albümü satmaya başlamıştım Karaköy alt geçidinde… Hani Karaköy alt geçidinde buluşmuştuk İstanbul’da…
Seni görmüştüm merdivenlerden inerken… Kolun sarılı ve askıdaydı… Sarılıp kucaklaşmıştık sımsıkı…
Kolunu sorduğumda, tiyatroda iş aradığını, ancak iş bulana kadar boş kalmamak için inşaatta çalışmaya başladığını, kırılan bir camın kolunu kestiğin söylemiştin… Gel o zaman birlikte çalışalım demiş ve seni de katmıştım Karaköy’deki işportacılar ordusuna… Kısa zamanda altgeçitteki tüm işportacılara sevdirdin kendini… Heyecanlı ve coşkulu konuşmalarınla etkilemiştin hepsini…
Hatırladın mı iyi de para kazanmıştık birlikte… Çocuklarına hediyeler alarak dönmüştün Ordu’ya…
Okulu bitirip İstanbul’a yerleştikten sonra ikinci kez buluştuk seninle… Sen bir tiyatro sevdalısı; iyi bir oyuncu, iyi bir sanatçıydın… Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu’na yıllarını vermiş, sahne tozunu yutmuş, oyunculukta iyice pişmiştin… Artık İstanbul’da bir tiyatroya girmek istiyordun, bunu nasıl sağlayabiliriz diye kafa yormuştuk birlikte…
Mekanı cennet olsun durumu TRT’de uzun yıllar “Köy Kahvesi” adlı programın sunuculuğunu yapan Nevzat Şenol’la paylaşmıştım… Nevzat, Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin kuruluş çalışmalarında omuz omuza çalıştığımız, dost canlısı ve geniş çevresi olan bir abimizdi… Seni de sevdi, yardımını esirgemedi ve seni Bakırköy Belediye Tiyatrosu’na (BBT) yönlendirdi…
İstanbul’da BBT’de başlayan sanat hayatına, büyük mücadeleler vererek birçok halka ekledin… Tiyatro oyunlarıyla sınırlı kalmayıp birçok dizi ve reklam filminde oynadın…
Sen, İstanbul’da Ordu’nun sanat temsilcisiydin… Ta ki emekli olup Ordu’ya dönene dek…
Bunları yazarken anılar film şeridi gibi gözlerimin önünden akıp geçiyor Münir…
Babam Postacı Şükrü’nün kıt kanat yaptırdığı Taşbaşı’ndaki o tek katlı evdeki rakı sohbetlerimizden, işportacılık günlerimize, politik sohbetlerden en son kahvede oynadığımız “batak” oyununa dek… Hani sen ortak olarak başka birini, ben de Dinazor Metin’i seçmiştim… Biz iki acemi sizi yenince, sen ortağına bu oyunun püf noktalarını anlatmaya başlamıştın…
Daha yapılacak çok sohbet, içilecek çok rakı, oynanacak çok “batak” vardı be Münir…
İnsanın canını çok fazla yakıyor beklenmedik, erken vedalar!..
Bazılarına yakışmaz ölüm!.. Sana da yakışmadı!…
Yaşama sevinci, yaşama coşkusu, yaşam mücadelesi ölüme karşı galip gelir diye düşünüyor insan… Konduramıyor ölümü senin gibi coşkulu insanlara!…
Bu gidiş çok erken oldu be dostum… Hele de Ordu sana, sen Ordu’ya daha yeni kavuşmuşken…
Nur içinde yat dostum…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Web Tasarım paykasa
gaziantep escort porno izle bursa escort bursa escort izmir escort Bursa Escort Samsun Escort mersinliescortt istanbul escort izmir escort ankara escort Samsun Escort Fethiye Escort porno izle