ordu-logo
Son Dakika
17 Ocak 2017 Salı

KEÇİKÖYLÜ HAMDİ’NİN RÜSUMAT HİKAYESİ…

26 Mayıs 2015 Salı, 11:08

 

Yıllardan 1964… Lise son sınıfta beklemeli öğrenciyim… ‘Beklemeli öğrenci’ ne demek, diye merak edenler de olabilir belki… Bizim zamanımızda, lise bitirme sınavlarında bir veya birkaç dersten geçer not alamayanlar, ara sınıftakiler gibi okula devam etmeyip gelecek yılın sonunda kaldıkları derslerden tekrar sınava girerlerdi. Bu öğrencilere beklemeli denirdi o zamanlar. Şimdi aynı uygulama yine devam ediyor mudur, bilemiyorum.

THY’nin emekli pilotlarından Hikmet Uğur Akden, Diş Hekimi Selahattin Çebi ile merhum Yılmaz Karamuk liseden sınıf arkadaşlarımdırlar. O yıl, onlar da benim gibi beklemeli öğrenciydiler.

Hikmet’in babası rahmetli Nihat Amca’nın, Sırrıpaşa Caddesinde şimdiki Osmanlı Kebapçısının olduğu yerde, katlanır demir kepenekleri olan eski tip manifatura mağazası vardı o zamanlar… O mağazada basma, kumaş, sekiz köşe kasket, şemsiye gibi mallardan başka ayrıca gazyağı da satılmaktaydı.

Yine o yıllarda, şimdiki Kız Sanat Okulunun oralarda bir yerde Gazhane vardı. Arabacı Aslan’ın bu Gazhaneden at arabasıyla mağazanın hemen bitişiğindeki ardiyeye taşıdığı variller, oradan tek tek mağazaya alınırdı. Daha sonra da varildeki gazyağı, ağaçtan yapılmış bir sopayla ve kol gücüyle pompalama yapılarak, dört ayaklı bir sehpaya oturtulmuş olan musluklu bir diğer varile aktarılır, buradan da satışı yapılırdı.

Köylerde elektrik yoktu o yıllarda. Köy evlerindeki aydınlatmalar da; kişinin ekonomik durumuna göre lüks, fitilli gaz lambası ya da kandillerle yapılırdı..Bu yüzden Ordu’nun haftası olan Çarşamba günleri yoğun gazyağı satışı olurdu Nihat Amca’nın mağazasında…

Rahmetli Yılmaz Karamuk’la ben, o yıl babasının mağazasında çalışan arkadaşımız Hikmet’e, işlerin oldukça yoğun olduğu hafta günlerinde yardıma giderdik… Böylece, hem çalışarak vakit geçiriyor, hem de Hikmet’in annesi rahmetli Behice Teyzenin evde hazırlayıp sefertaslarıyla mağazaya gönderdiği birbirinden nefis yemeklerini tatma fırsatı da buluyorduk.

O günlerde köylüler, birkaç aylık ihtiyaçlarını karşılayacak gazyağını genellikle 20 litrelik tenekelerle alırlardı. Musluklu varilden 2 litre ölçekli bir maşrapayla doldurulan tenekelerinin ağzını ise, Hamdi Aga dediğimiz ve başından fötr şapkası hiç eksik olmayan 70 yaşlarında ve kendi halinde bir ihtiyar delikanlı lehimlerdi.

Çarşamba günleri mağazanın yan tarafındaki sokağın kaldırımında lehim yaptığı her bir teneke içinse köylülerden 1 lira kadar bir ücret alan Hamdi Aga, aynı zamanda oldukça kalender biriydi de…

Hamdi Aganın, Hikmet’in o yıllarda sanat okulunda okuyan kardeşi Fikret’le araları pek iyiydi. Sık sık sohbet edip şakalaşırdı da… Fikret’in anlattığına göre Hamdi Aga, 1.Dünya Savaşında, Osmanlı Ordusunda çocuk yaşta bir askermiş. Arabistan’daki savaşta İngilizlere esir düşünce İngilizlerin Hindistan’daki esir kampına götürülmüş. Orada çok sıkıntılı günler geçirdikten sonra serbest kalıp memleketi Ordu’ya dönmüş ve Keçiköy’de bir ev satın alarak oraya yerleşmişmiş. Mesleği olan tenekeciliğe devam ederek uzun yıllara evlere teneke soba, mangal ve soba boruları yapmış.

Kurtuluş Savaşında askeri mühimmat taşıyan bir gemiden de bahsetmiş bir ara Fikret’e… Anlattığına göre batmakta olan o geminin makine dairesine defalarca dalıp çıkarak, ölüm tehlikesi de geçirmesine rağmen yinede vanalarını kapatmayı başarmış. Böylece gemiyi batmaktan da kurtarmışmış… Fikret’e, onun bu gemi kurtarma hikayesini pek inandırıcı gelmemiş olacak ki, bize anlatırken, palavra deyip hafiften tebessüm ediyordu.

Ancak, seferberlikte muharip bir asker olduğu ise gerçek olmalıydı. Nitekim bir milli bayramda onu, yakasında madalyasıyla görmüştük.

Yıllar sonra merhum Turgut Özakman, Kurtuluş Savaşımızı anlatan ‘Şu Çılgın Türkler’ adlı bir roman yazdı… Defalarca basılan ve halkımız tarafından en çok okunan bu roman, hayali olmayıp Milli Mücadele yıllarında ülkemizde yaşanmış gerçek olaylardan kurgulanmıştı. Bu bakımdan, bir nevi tarihi belge sayılabilirdi de…

Romanın bir bölümünde anlatılanlar ise, Tenekeci Hamdi’nin o günlerde Fikret’e anlattığı gemi kurtarma olayı ile de birebir örtüşmekteydi de… Üstelik, geminin makine dairesindeki yağlı sulara dalarak vanaları kapatan kişinin adı da belirtiliyordu, Hamdi Karadeniz olarak…

O zaman anladım ki, Kurtuluş Savaşında yararlıklar göstermelerine rağmen kim oldukları bilinmeyen birçok vatan evladı gibi Tenekeci Hamdi Karadeniz de meçhul kahramanlardan biriymiş de pek kimsenin bundan haberi bile yokmuş.

İlimiz Ordu, Milli Mücadele yıllarında ülkemizin işgal edilmemiş ender illerindendir. Bu yüzden Ordu halkının, bu savaşta Ordu’da geçmiş herhangi bir kahramanlık hikayesinin olacağı da pek akıllara gelmiyordu. Ancak ’Şu Çılgın Türkler’ romanından sonra öğrendik ki, meğer Kurtuluş Savaşında Ordu halkı, Dünya Denizcilik Tarihine geçecek bir sivil savunma örgütlenmesini başarmış… Bu destansı olaydan bir Ordulu olarak ben de gurur duydum haliyle… Bunu bir vesileyle gelecek kuşaklara çarpıcı bir biçimde kalıcı olarak aktarılmasının yararlı olacağını düşündüğümden de aşağıdaki türkü sözlerini yazmak geldi aklıma:

Kaptan ‘valfı takmazsak gemimiz batar’ dedi.

Dursun Reis ‘hiç merak etme Hamdi var’ dedi.

Dalar iner derine, takar valfı yerine

Başlarsınız mühimmat sevkiyatına yine

Hamdi…Hamdi…oy Hamdi…

Keçiköylüdür Hamdi

Civan bir Orduludur, fidan boyludur Hamdi

Haydi Hamdi gel Hamdi, dal denizi yar Hamdi

Askerin mühimmata ihtiyacı var Hamdi

 

Hamdi daldı derine kapattığı vanaları

Yüzer artık Rüsumat boşalttık mı suları

Yola çıktı mühimmat tez ulaşsın cepheye

Bir de selam söylesin bizden Duatepe’ye

Bu sözler, sanatçı Alper Zoroğlu tarafından Karadeniz formatında bestelenip seslendirildi. (Merak edenler, bilgisayarlarından Google’e girip, ‘Alper Zoroğlu Hamdi’ diye yazdıklarında türküyü dinleyebilirler de.)

Türküye ilaveten, son nakarattan önce söylenecek şöyle hamasi bir dörtlük daha düşünmekteyim:

Kahyamız Hakkı Reis, kayıkçıyız hepimiz

Vatan için can vermiş bizin yedi ceddimiz

Esaret zincirine baş eğmeyiz biz gülüm

Ne diyor Kemal Paşa: Ya İstiklal, Ya Ölüm!..

Nitekim, Rüsumat 4’in kurtarılmasında, kahyaları Hakkı Reis (Gürsoy) olan Ordulu kayıkçılar, olağanüstü bir gayret ve fedakarlık göstermişlerdir. Onları anmamak haksızlık olacaktır. Bunun yanında türkünün nakaratında ilk iki mısranın:

Yeni yetme bir uşak, fidan boyludur Hamdi

Civan bir Orduludur, Keçiköylüdür Hamdi…

Şeklinde değiştirilmesinin yerinde olacağını da düşünmekteyim.

Türküde adı geçen Duatepe, Polatlı’da bir tepenin adıdır. Kurtuluş Savaşında buradaki çarpışmalarda düşman kuvvetleri püskürtülerek kim bilir belki de savaşın kaderi değiştirilmiştir. Bu için olacak, buraya görkemli bir anıt dikilerek kaidesine 81 şehidimizin kimlikleri yazılmış. 81 şehidimizin 23’ü ise Ordulu hemşerilerimizdir.

Burada her yıl Eylül ayında resmi anma töreni yapılmakta olup bu törenlere üst düzey devlet erkanı da iştirak etmektedir. Başkent Ankara’daki Ordu Kültür ve Kalkınma Vakfı da, her yıl yine Eylül ayında başka bir gün burada anma töreni düzenlemektedir. Başkentteki hemşerilerimizden birçok kişi bu törenlere katılmaktadır da…

Kurtuluş Savaşında Ordu’da yaşanmış olup merhum Turgut Özakman’ın, belki de ülkemizde en fazla okunan romanı,’Şu Çılgın Türkler’de de anlatılan destansı bir olayı vurgulayan bu türkü, bundan iki yıl öncesinde gündeme gelmesine rağmen her nedense bugüne kadar Ordu’daki sanat çevrelerinden pek ilgi görmedi.

Ordu Belediyesi ve Ordu Üniversitesinin ilgili birimleriyle Ordu Kültür Müdürlüğü, Ordu Sanat Severler Derneği, Ordu yerel televizyonları ve de Ordulu popüler THM sanatçıları, hepsi de Orduluları onurlandıracak olan bu türkümüzü hiç önemsemediler bile…

Bu konuda beni en çok şaşırtansa, türkünün nakaratında ‘Keçiköylü’ sözünün geçmesine rağmen muhtarları Aydın Tok‘un bile bu türküye, duyarlılık göstermemesiydi…

Sözleri oldukça absürt olan bazı Ordu türküleri her yerde çalınıp söylenirken, biz Orduluları onurlandıran böyle bir türkünün önemsenmemesi, ister istemez beni üzmekte…

Nasıl üzülmeyim ki, böylesine gurur verici bir olay, bir başka kentimizde yaşanmış olaydı eğer, o kentin halkı böylesine duyarsız kalabilir miydi ki acaba?

Türkünün sözlerine diyecek bir şey bulamayanlar, melodisinin başka türkülerden alınmış olduğunu iddiaya kalkıştılar… Ancak bugüne kadar tıpa tıp ayni melodide bir başka türküyü de örnek olarak gösteremediler. Bunun dışında, türkünün oyun havasında olduğundan kahramanlık türküsü olamayacağını söyleyenler de oldu.

Savaşta cepheye mühimmat taşıyan bir gemi düşünün, düşman gemileri tarafından batırılmaktan, bir kentin vatansever sivil halkının, dayanışması üstün gayreti ve akıllıca sergilediği bir savaş oyunuyla kurtarılıyor. Kent halkı bu zaferi şenlik yapılarak hep birlikte kutluyor. Davullar çalınıyor, horonlar tepilip havaya silahlar sıkılıyor. Buradaki sevinci vurgulayan bir türkünün oyun havasında olmasından daha tabi bir şey olabilir mi?

Allah’tan THM’ne yıllarını vermiş, ülkemiz genelinde ünlü ve popüler Ümit Tokcan diye bir sanatçımız var. Bu türküyle şimdi bizzat kendisi ilgilenmekte. Bir yandan türkümüzü TRT repertuarına aldırmak için uğraş verirken bir yandan da kendi tarzına uygun olmadığından bu tarzda türkü söyleyen sanatçı arkadaşlarına okumaları için tavsiyede bulunmaktadırlar.

Kendilerine, bu yakın ilgilerinden dolayı buradan bir kez daha teşekkürlerimi iletmek isterim.

Kurtuluş Savaşında vatan uğruna şehit düşmüş ya da gazi olmuş asker ve sivil vatandaşlarımızla birlikte Rüsumat 4 Gemisini kentimiz Ordu’da düşman gemileri tarafından batırılmaktan kurtarılmasına vesile olan hemşerimiz Tenekeci Hamdi‘yi, bir kez daha rahmet ve minnetle anarım.

Bu vatanı bizleri bağışlayan tüm kahramanlarımızın mekanları cennet olsun!

Bu yazım da, Ordu’daki ilgili kurum ve kişilerle sanat çevrelerine kapak olsun!

Ordu Hayat /Ali Öztürk

 

Merhum Nihat Akden, manifatura mağazasında sattığı gazyağının  varillerini depoladığı ardiyesinde 1950 yıllarında  kentimizin o zamanki fenomenlerinden olan merhum Kaptan Yaşar’a takılıyor.

Merhum Nihat Akden, manifatura mağazasında sattığı gazyağının
varillerini depoladığı ardiyesinde 1950 yıllarında kentimizin o zamanki fenomenlerinden olan merhum Kaptan Yaşar’a takılıyor.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Web Tasarım
gaziantep escort porno izle porno turk porno eskisehir escort bodrum escort bursa escort bursa escort izmir escort istanbul escort izmir escort ankara escort Samsun Escort Fethiye Escort porno izle fatsa haberleri escort ataşehir antalya escort