ordu-logo
Son Dakika
24 Ocak 2017 Salı
24 Şubat 2016 Çarşamba, 11:46
YAVUZ KALYONCU
YAVUZ KALYONCU yavuzkalyoncu@hotmail.com Tüm Yazılar

VONALI, SON KAYIK USTALARI…

 

Bir zamanlar diye başlayan yeni bir yazı ve yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan bir meslek daha; ahşap kayık ustaları…

Ağacın suda yüzdüğünü keşfeden insanoğlu, üstün zekası ile motor gücünün bilinmediği yıllarda, önce kayık yapmayı öğrenmiş. Birkaç daldan sal yapmakla başlayan deniz ve ırmaklarda ki yolculuktan sonra, bu işi meslek edinen ustalarımız hep daha iyi malzeme, hep daha güvenli, daha kullanışlı kayık derken bu günkü kayıkları yapmayı başarmışlar. Sonra işi büyütüp gemiler yapmışlar, bunlarla okyanusları aşarak, yeni kıtalar keşfetmişler. Nereden nereye!

KAYIK

Türkiye de Kayıkçılık

On dokuzuncu yüzyılda yalnız İstanbul’da 10 bin den fazla kayık, yüzlerce de kayık ustası varmış. O yıllarda karada at, denizde de kayık ulaşım aracı olarak kullanılıyormuş. İstanbul boğazında karşıdan karşıya da kayıklarla geçiş sağlanıyormuş.

Her tür amaca uygun kayıklar yapan kayıkçı Ustaları kıyıda gezmek için “Pereme” adı verilen kayıkları yapmışlar. Saray mensupları için de Sedeften, kaplumbağa kabuklarından, abanoz kaplı saltanat kayıklarını yapmışlar.

Saray mensupları ve hanımefendiler için “Kırlangıç ve Hanım iğnesi” adı verilen kayıkları yapmışlar. Amaçlarına uygun farklı kayıklar yapılmış o yıllarda. Yangınlarda kullanılması için, “Ateş kayıkları”, yük hayvanlarını taşımak için “At kayıkları”nı, sıcak havalarda buzdolabı görevini gören dağlardan getirilen kar ve buzları taşımak için özel dizayn edilmiş kayıklar bile varmış. Bunlara ilaveten; Hünkar kayığı, piyade kayığı, Pazar kayığı, odun kayığı, safra kayığı, Karamürsel kayığı, kireç kayığı, yılandili kayık, taş kayığı, menzil kayığı, funda kayığı, balıkçı kayığı, dolap kayığı, kömür kayığı, elçilik kayığı, çete kayığı, kancabaş kayığı gibi değişik onlarca farklı isimlerde kayık geliştirip kullanmışlar.

Kayık ve kayıkçılar öylesine hayatımıza girmiş, türkülere şarkılara konu olmuş… Hatta beşiğimizi sallayan annelerimizin ağızlarında ninni olmuş bizi uyutmuş.

‘’Fış fış kayıkçı- kayıkçının küreği – hop hop eder yüreği- akşama fincan böreği- Eeeeeeee diye ninni söylemeleri ile bizleri büyütmüşler.

Ordu’da yaşayan hemen herkesin kayıkla ilgili anısı vardır. Çocukluk yıllarımdan aklımda kalan en önemli anı: 20 Mayıs’ta (Mayıs Yedisi), annemin elinden tutup kayığa binerek yedi dalgadan atlamak amaçlı acı suya gitmemizdir. Kayıktan eğilerek suya değme arzusu, kayığın motorun gücü ile dalgaları yararak ilerleyişi ve deniz suyunun yüzünüze vuran damlacıkları, kayığa inip binerken ıslanan ayaklarımız. Nasıl mutlu olurduk çocuk aklımızla.

Ahşaptan kayık yapan kayıkçı ustalarını konu alan bu yazımızda, sayıları hızla azalan, kendilerini ve sorunlarını ifade edebilen iki örnek kayık ustamız ile sohbet ettik.

Yavuz Kalyoncu (3)

Kayık Ustası Adem ATİK

1970 Perşembe doğumlu. Babadan denizci, ilkokulu bitirdikten sonra bir, iki çıraklık deneyiminden sonra, 1983 yılında Kayık Ustası İhsan Kaya’nın yanında kayıkçılık mesleğini öğrenmeye başlar. 1987 yılında bir başka kayık ustası Osman Yavuz’un yanında işe devam eder.

Dalgıç balıkçı arkadaşım Muhittin ile Perşembe Çerli mahallesindeki işyerinde Kayık Ustası Adem Atik’in misafiriolduk. Mütevazi atölyesinde kayığın güvertesinde, kulak arkasında kurşun kalemi, elinde keseriyle son eksikleri tamamlıyordu. Muhittin, “Kurt ağzını mı yapıyorsun?” dedi. Ben şaşırdım ama belli etmedim. Sonradan öğrendim güvertede kayığın bağlandığı ip geçirme yeri imiş.             Bizi iyi karşıladı Adem Usta. Muhittin’in eski arkadaşı imiş. Sohbete başladık çabuk kaynaştık. Neden kayık ustalığını tercih ettin dedim, anlattı;

‘’Kayıkçılığa yabancı değilim. Aileden balıkçıyız. Deniz ve balıkçılığı seviyorum, ayrıca elimde çok yatkın, işimi severek yapıyorum. 33 senedir bir kere bile pişmanlık duymadan, her geçen gün mesleğimi daha da severek ve kendimi yenileyerek çalışıyorum. Denizcilikte yapılan yenilikleri internet ve dergilerden takip ediyorum.”

Kendine güvenli duruşu, işinin ehli olduğunu gösteriyordu. Balıkçı Teknelerini sorup bilgilerini bizimle paylaşmasını söyledim. ‘’Sandal-Aynakıç-Çırnık diye tabir ettiğimiz üç modeldirler’’dedi.

Yavuz Kalyoncu (2)

-Kayık yapımını anlatır mısın? Hangi ağaçları kullanıyorsunuz? Nasıl yapıyorsunuz?

‘’Kayık yapmak için en ideal ağaç yöremizde bol bulunan, eğrisi çok olan deniz suyuna dayanıklı, esnek, işlemesi kolay olan Kestane ağacıdır. Her zaman bulabiliriz. Teknenin alt omurgası Akasya, Gürgen, Çınar ve Pelit ağacından yapılır. Tekne ustalığı özveri, sabır, sevgi ve beceri ister. Yeterli tecrübeniz yoksa, bir eksik malzeme kullanırsanız denizin ortasındaki canı katletmiş olursunuz. İnsanlar sizin yaptığınız tekne ile ekmeğini kazanıyor, hatasının telafisi olmayan bir veballi mesleğimiz var.

Ben çalışırken zevk alıyorum, gerçek bir el sanatı, her bir malzemesi ayrı işçilik ister. 33 yılda çok şeyler yaşadım, çok şeylere şahit oldum. Şu anda Vona’da yapılan kayıklar Türkiye’nin her yerinde konuşuluyor. Bu Vona için bulunmaz bir fırsat. Ben ve benim gibi kayık ustaları arkadaşlarımın becerisi ile Vona’nın adı konuşuluyor. Devlet büyüklerimizin bunu değerlendirmesi gerekir.Meslek erbabı ustalarımız zor durumda bürokrasi bellerini büküyor. Kayık Ustaları gelecek korkusu yaşıyor. Milli Eğitim politikası nedeniyle zorunlu eğitim süresi uzadığı için artık çırak da gelmez oldu. Ben yıllardır çıraksız çalışıyorum. Balıkçı camiasında lider durumundayız. Bunu Vona olarak değerlendirmeliyiz.”

Çok doluydu, bir söyledim bin dinledim ama yerden göğe kadar haklıydı Adem Usta…

Yavuz Kalyoncu (1)

Kızgın ve üzgündü gözlerinden bunu görebiliyordum; ‘’Şu an bizler mesleğin son temsilcileriyiz, bizden sonra yetişen kimse yok bu meslek de son günlerini yaşıyor’’ diye devam etti.

Plan projeniz var mı, nasıl tasarlıyorsunuz, dedim.

‘’Biz tekne yapımına başlarken elimizde plan, proje olmadan çalışırız. Onun için çıraklık çok önemli bizde. Yıllardır hep ayni tip, ayni model üzerine çalışıyoruz. Her ustanın yaptığı kayık da kendini tanıtıcı bir farklılık vardır. Türkiye’nin her yerinden biz sipariş alıyoruz; İskenderun, Hatay, Giresun, Trabzon her yerden siparişimiz var.”

Peki elinde işin var, adamın da acelesi var, ne yapıyorsunuz o zaman, dedim… “Ben yoğunsam arkadaşıma yönlendirir, o yoğunsa başka arkadaşa yönlendirir. Biz ustalardan böyle gördük ’’dedi.

Çok mutlu oldum. Eskilerden duyduğumuz şimdi yok olan ‘’Komşusu açken yatan bizden değildir’’ felsefesi beni mutlu etti. Adem usta sorda cevaplıyayım dercesine sigarasından bir nefes çekip dumanını havaya üfleyip gözlerime baktı.

 

Kayık yapımını gözümde canlandırmak istiyorum, plansız projesiz nasıl oluyor önce nereden yapımına başlıyorsun, dedim; “Alt omurdan, baş bodoslamaya, oradan kıç bodoslama, döşek, takoz, karın takozları, çapa, başlık, güverte, kamara, en son teknenin altının sarılması ‘’ dedi.

Gülüştük… 33 yılın tecrübesi ile konuyu bilmenin rahatlığıyla konuşuyordu. Israrla soru bekleyen bakışlarla bakıyordu. Kayığı yaptın hemen denize indiriyor musunuz? O aşamaları anlat, dedim.

“Biz ahşap kısmını bitiririz öyle teslim ederiz. Alan şahıs kayığın dolgu, macun, boya işleri için bir başka ustayla anlaşır, boya işlerini yaptırır. Denize inmeye hazır olur” diye cevapladı.

Adem Usta Ordu’daki ustalar arasında Uygunluk belgesi veren uygulamayı yaptıran tek usta olmanın da haklı gururunu yaşıyor.

Mesleğini seven, atadan denizci Adem usta ile her konuda dertleştik. Kayık yapımcılarının sorunlarını anlattı. Su ürünleri Müdürlüğü’nün Türkiye genelinde yaptığı yeni uygulamalardan bahsetti. Balıkçıların sorunlarını da iyi biliyordu.

Perşembede bildiğin kaç usta var, dedim. Parmaklarını katlayarak saymaya başladı;

“Şinasi Usta, Özhan Usta, Temel Usta, Rıdvan Usta, Melih Usta. Hayri Usta vardı yerine kadınlar plajı yapılınca işi bıraktı…”

Konu ile ilgili bir başka usta ile görüşmek için izin isteyip sonra görüşmek üzere ayrıldık.

Muhittin, “ilk kayığımı yapan Şinasi Ustaya gidelim, ben de tazelenmiş olurum” dedi.

Muhittin Ordu’nun eski dalgıçlarından, ayni zamanda amatör olarak teknesiyle balıkçılıkta yapıyor. İyi de bir avcı. 30 yıllık da dostum.

Çevre yolu Perşembe’yi pas geçtiği için eski yol çok sakindi. Boş yolda sohbet ederek 10 dakikada Mersin limanına gelmiştik. Şinasi Usta limanın içinde Ordu tarafında imalathanesinde oğlu ile birlikte yeni kayık yapımına başlamış. Karın takozlarını yerleştiriyordu. Yüksek sesle oğluna söyleniyor; “daha dikkatli bu işin şakası yok bu teknenin içinde can taşınacak, insanlar evine ekmek götürecek şakası yok” diye, sesi dışarılara geliyordu. Muhittin’i görünce yüzündeki sert ifade kayboldu; “Muhittin ne haber, nerelerdesin hayırsız?” dedi.

Kayıkçı Ustası Şinasi ÖNDEŞ

Sohbet faslını kısa kestikten sonra anlatmaya başladı Şinasi Usta;

“Babam Murtaza Öndeş de kayık ustası idi, mesleği bana öğretti. 1952 doğumluyum, ben de oğullarıma öğretiyorum. Burada 38 yıldır ustalık yapıyorum, yaptığım kayıkların sayısını bilemem. Çetele tutmadım ki…” dedi, gülerek…

Hangi ebatta kayıklar yapıyorsunuz, bunun raconu nedir, dedim; “Üç metreden başlar, yedi metreye kadar sipariş veren olur. Yaparız evelallah…” dedi, gururla.

Şinasi Ustaya; “alt omurlara hangi ağacı koyuyorsunuz, dedim. Diğer taraflarda kestane ağacını kullandıklarını Adem Ustadan öğrenmiştim.

“Pelit, Çınar, Kiraz gibi denize dayanıklı ağaçları tercih ederiz.”

Yavuz Kalyoncu (5)

 

İşinden memnun musun, dedim. Bir an düşündü başını kaşımaya başladı, cevap vermekte zorlanarak konuştu;

“Bu günümüze şükür…. 80’lı yıllardan 90’lı yıllara kadar çok iyi kazandık, ama şimdi önümüzü göremiyoruz, çırak bulamıyoruz, malzeme pahallı. Atölye için yeni şartnameler çıkartıyorlar. Eski Ustalarımız hep deniz kenarında atölye kurup kayık yapmışlar, şimdi yeni iş kanununa göre, yeni şartlar çıkarttılar. Denize yüz metre mesafede kayık yapacakmışız. Kapatır, daha da yapmam o zaman.Bu atölyeyi zor kurduk zaten.

Kısaca bize bırakın yapmayın bu mesleği demeye getiriyorlar. Her türlü zorluğa rağmen iyi iş çıkartıyoruz. Perşembeli ustalar olarak bizi tercih ederler. Sinop ile Trabzon arasındaki kayıkçılar hep bize gelir. Gelenlere kayık yapmaya devam ediyoruz. Biten bu mesleğe sahip çıkmak lazım. Bittik, bir elin parmakları kadar kaldık, zaten…”

Yavuz Kalyoncu (4)

Bir elin parmakları kadar kalmalarına rağmen alın terleriyle çalışan, kayıkçı Ustalarımıza da sahip çıkmalı. Kayık ustaları olmazsa olmaz. Binlerce kayık bir o kadar da kayıkçı var. Bu insanlar balıkçılıkla geçiniyorlar, bu tekneler arıza yapacak, eskiyecek, tamire ihtiyacı olacak, yenisini yaptırmak isteyecek… Beş altı usta bu gün ihtiyaca cevap vermeye çalışıyor. Yarın ne olacak? Bunu birilerinin düşünmesi gerekir.

Yavuz Kalyoncu (8)

Adem Ustanın dediği gibi;

“Biz Vonalıyız, Vona’nın gururuyuz, Vonalı kayıkçı dedin mi, Sinop’tan, Artvin’e, İskenderun’a kadar bizi bilirler.Biz mesleğin yaşayan son temsilcileriyiz,hiç birimizin çırağı yok. Bu ne demek… Mesleği yeni öğrenen yok demek… Bizden sonra ne olacak? Bir zamanlar Vonalı ustalar vardı diyecekler…”

Yavuz Kalyoncu (6)

Bence de bu meslek devam etmeli, yaşaması için bir şeyler yapmalı, Perşembeli Kayıkçısına sahip çıkmalı. Belediye Perşembe’nin tanıtımında olumlu katkısından dolayı Kayıkçı Ustalarına sahip çıkmalı, Resmi kuruluşlar işlerini zorlaştırmamalı, İlimizi temsil eden siyasiler sahip çıkmalı.

Perşembe’nin bilbordlarında “Vonalıyız” diyen Kayık Ustalarının Fotoğrafları Kayıklarıyla birlikte asılıp teşhir edilmeli…

Tüm Türkiye Perşembeyi Kayık Ustaları ve Cevizli helvası ile hatırlamalı…

Yavuz Kalyoncu (7)

Yorum

  1. Anıl BAYRAK

    27 Şubat 2016 at 20:49

    Elinize sağlık güzel bi noktaya değinilmiş güzel bir yazı olmuş 🙂

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Web Tasarım
ankara escort porno izle porno turk porno eskisehir escort bodrum escort bursa escort bursa escort Samsun Escort Bursa Escort mersinliescortt izmir escort istanbul escort izmir escort ankara escort Samsun Escort konya escort oyuncak hikayesi 4 izle Fethiye Escort porno izle fatsa haberleri eskişehir web tasarım escort ataşehir kuşadası escort