Bir yılı geride bırakıp yeni bir yıla
yeni umutlar, beklentiler, istekler ve temennilerle giriyoruz. Bizde bir söz
vardır:” Gelen gideni aratır” diye. İnşallah yeni yıl bize geçen yılı aratmaz.
İnsanlık için hayırlara vesile olur.
Hayırlara yada şerlere vesile olması
bizim çaba ve gayretlerimizle orantılı olacak.
Biz hayatımızın merkezine neyi
yerleştirir ve neyi önemsersek, elde edeceğimiz şeyde o olacaktır. Sevgiyi,
barışı, kardeşliği ve iyiliği önemsersek onlar gerçekleşir. Aksi şeyleri
önemsersek onlar gerçekleşmiş olacaktır.
Burada en önemli olan “bizim için en
önemli şeyin” ne olduğuna karar vermektir.
Hikayede anlatılan efsaneye göre; bir
kadın, bir gün kucağındaki çocuğu ile birliktebir mağaranın önünden geçerken içeriden gelen bir ses duyar. Bu ses
ona:”İçeri gir ve ne istersen al, ama en önemli olanı unutma.
Ayrıca: Sen çıktıktan sonra kapının bir
daha asla açılmayacağını da dikkate almalısın. Ancak bu fırsatı kaçırma, ama
yine de en önemli şeyi unutma” diyordu.
Kadın mağaraya girer ve büyük bir
servetle karşılaşır. Masanın üzerindeki altın ve mücevherleri görünce şaşkına
döner ve çocuğunu yere bırakarak hemen büyük bir hırsla masanın üzerindekileri
toplamaya başlar.
Bu sırada o esrarengiz ses yine duyulur:
“Yalnız sekiz dakikan var” demektedir.
Sekiz dakika çabuk geçer, kadın toplamış
olduğu kıymetli taşlar ve altınlarla birlikte mağaranın dışına koşar ve kapı
kendiliğinden kapanır…
Bu sırada çocuğunu içerde unutmuş
olduğunun farkına varır, ama kapı bir daha açılmamak üzere kapanmış
bulunmaktadır…
Zenginlik, şan, şöhret uzun sürmez, ama
ümitsizlik hep yaşar.”
Aynı şey çoğu zaman bizim başımıza da
gelir. Bu dünyada yaklaşık seksen yıllık ömrümüz vardır ve bir ses daima bize:”
sakın önemli şeyi unutma!” der gibidir.
Önemli olanlar manevi değerlerimiz,
inançlarımız, dikkatli olmamız, ailemiz, dostlarımız ve hayatımızdır.
Ancak kazanç hırsı, zenginlik hayalleri,
maddi şeyler bizi öylesine büyüler ki, çoğu zaman en önemli şeyleri bir köşede
bırakırız.
Böylece zamanımızı bu tür şeylerle
tüketir, en önemli olan şeyi ”Ruhun hazinesini” bir köşede unuturuz.
Asla aklımızdan çıkarmamamız gerekir ki;
bu dünya hayatı çok çabuk geçer ve ölüm beklenmedik bir anda bizi yakalar ve
hayatın kapısı bizim için ebediyen kapanmış olacağından “son pişmanlık” bir
fayda vermez.
Yaşadığımız dünya maalesef sorunlarla
açılarla, ahlaksızlıklar, vahşet ve adaletsizliklerle dolu. Bir hiç uğruna
sebepsiz yere insanların ve masum çocukların öldürüldüğü, ailelerin acılarla
boğuştuğu bir dünya.
İnsan yaratılmışların en şereflisi olmak
varken “ esfele safilin” olmayı yani en aşağılık en bayağı olmayı tercih eder
duruma gelmiş.
Manevi duygularımızın olmaz dediği
aşağılık ve bayağılıklar normal gibi gözükür hale gelmiş.
Hz Muhammed (SAV) in: “Nerede bir kötülük
görürseniz elinizle kaldırın, buna gücünüz yetmiyorsa dilinizle kaldırın, buna
da gücünüz yetmiyorsa kalbinizden buğz edin.” Buyurduğu hadisinin hiçbir
umdesini yerine getiremiyorsak, yani kötülük gördüğümüzde kalbimizden bile onun
için buğz edemiyorsak vay halimize ki ne yazık devir o devir oldu artık.
Her türlü arsızlığı, ahlaksızlığı ve
imansızlığı normal gibi görüyorsak demek ki biz, bizim için önemli olması
gereken şeyleri unutmuşuz.
Sevgiyi, barışı, kardeşliği, alçak
gönüllülüğü, samimiyeti, çocuklarda ki saflığı ve masumiyeti, şefkati
hayatımızdan bir kenara atmışız.
Daha neleri atmamışız ki; saymakla
bitmez…
Bu
kadar yanlıştan sonra gelecekten iyi şeyler beklemeyi umuyoruz.
Sormazlar mı: Hangi yüzle?
Bu nedenle hayatımızın güzelleşmesi için
olmazsa olmaz değerlerimizi gelgeç heveslere kurban etmemeyi ve insan gibi
yaşamayı öğrenmeliyiz.