Bu köşede yer alan yazılarımızda genelde
insanla ilgili konuları ele alır, toplumsal yaşamanın gerektirdiği kuralları,
erdemleri irdeler ve insanlara dilimizin döndüğü nispette onlara faydalı olmaya
çaba gösteririz.
Karınca kararınca insanlara
faydalı olalım düşüncesi taşırız. İnsanlardaki sorumluluk bilincini ve gittikçe
kaybettiğimiz değerleri yeniden canlandırmayı amaçlarız.
Bunda ne kadar faydalı olduğumuza
okuyucularımız ve zaman karar verecektir.
Önemli olan niyetimizin ve amacımızın
düzgünlüğü.
Dünyanın nüfusu her geçen gün biraz daha
artıyor ve haliyle de kalabalıklaşıyor. Bu nedenle de insanlar eskiye oranla
daha kalabalık bir dünyada yaşamak zorunda. Toplu olarak karşılıklı ve insanca
yaşamakta bazı kurallara uymakla mümkün.
Gel gör ki, insanoğlu giderek insana özgü
değer ve kıymetleri hayatından çıkarıyor ve insan olma özelliklerini bir bir
yitiriyor. Ve daha da ileri gidiyor ve dünyanın sadece kendisi için var
olduğunu ve diğerlerinin onun rahatı için yaratıldığı zannetmeye başlıyor.
Özellikle şehir hayatında bu durumu daha
iyi gözlemleyebiliyorsunuz. Aşrı heveslerimizi ve isteklerimizin hem bizi
bunalıma sürüklüyor hem de çevremize zararlı olmamıza yol açıyor.
Mesela siteler dediğimiz büyük binalarda
yaşıyoruz ve burada yaşamanın da bir takım sorumlulukları, kuralları var. O
kuralları da beraber koyuyorsunuz ama sonra kendi koyduğunuz kuralları kendiniz
ihlal ediyorsunuz.
İhlal ettiğiniz kurallar komşunuza, aynı
mekanı paylaştığınız insanlara zarar veriyor. Mesela çöp saatleriniz var ama
siz o saatlere riayet etmiyorsunuz ve istediğiniz zamanda merdiveninizin başına
çöp poşetinizi bırakıyorsunuz. Apartmanınızdaki koşmuşlarınız ve gelen
misafirleriniz bunu görüyor, size göre acaba neler düşünürler ve söylerler hiç
akıl ediyor musunuz?
Kendi dairenizde çocuklarınızda neşeli bir
şekilde neşeli bir şekilde gülüyor eğleniyor ama farkında olmadan gürültü
yapıyorsunuz bu hareketinizle alttaki komşunuzu rahatsız ediyorsunuz. Aynı
şeyin sizin üst komşunuz tarafından yapılmasını ise hoş karşılamıyorsunuz.
Ne kadar tezat değil mi?
Günümüz insanı ahlaki ve imani
değerlerden uzaklaştıkça insani niteliklerinden de uzaklaşıyor. Adeta tatmin
edilemeyen duyguların ve hazların girdabında bocalayıp duruyor. Egoizm
dediğimiz sadece kendini ve kendi mutluluğunu düşünen bu uğurda gerekirse
insanlığı hatta dünyayı bile yakmayı göze alabilen bir duygunun seli insanın
bütün ruhunu esir alıyor. Gerçi bu duygularla haşır neşir olan insanda
duygulardan hele insani duygulardan bahsetmenin ne kadar doğru olabileceğini de
varın hesap edin artık.
Medeniyet dediğimiz olgu insanları
medenileştirecek derken gittikçe medeni olan yönlerini de erozyona uğratarak
onda var olan insani hisleri bile yok etmeye başladı. Medeniyetin getirdiği
nimetlerden istifade edebilmek uğruna, daha lüks yaşamak uğruna insanoğlu daha
fazla çalışmaya, daha çok kazanmaya ve daha çok harcamaya odaklanınca sevmeyi, saymayı,
dostluğu, arkadaşlığı, fedakarlığı ve başkalarını düşünmeyi unuttu.
Kendisi için oluşturduğu küçücük dünyası
için koskoca âlemi yok farz etmeye yöneldi.
Başarıları kendinde arayan,
başarısızlıkları başkalarında arayan insanlar olduk. Hep kendimizi önemsedik ve
başkalarının da önemli olabileceğini aklımıza getirmeyi unuttuk.
Küçücük şeylerden büyük kavgalar ve
gürültüler kopardık. Unuttuğumuz nokta ise bizim çok yaşadığımız dünyanın ise
bir tane olduğuydu.
Halbuki kavgada etsek, barış içinde de
yaşasak bir tane dünyayı paylaşacağız. Kavgayla paylaşanların hiçbirine
kalmadığını bu güne kadar yaşanan deneyimler bize gösterdiği halde biz yine o
yolu seçiyoruz ne yazık ki.
Düşünemiyoruz ki, en çok yaşayan 80
bilemedin 90 yaşına kadar yaşayabiliyor. Bu kadar bir ömür için gemileri
yakmaya değer mi?
Komşularımızla, akrabalarımızla,
arkadaşlarımızla, eşimizle ve dostumuzla sevgi, hoşgörü ve anlayışla yaşamak
varken biz hep kendi duygularımız ve zevklerimiz tatmin etmek uğruna bizi
sevenleri bile karşımıza almakta bir sakınca görmüyoruz. Değil mi?
Halbuki herkes bir arada yaşamanın
getirdiği hak ve sorumlulukları bilse her şey ne güzel olacak.