Peygamber Efendimiz ashabına
hikmet ehli Kuss bin Saide’den bahsederken şöyle buyurdu:
“Kuss bib Saide’yi Ukaz
panayırında kızıl tüylü bir deve üstünde insanlara
şöyle seslenirken görmüştüm: "Ey insanlar!
Geliniz, dinleyiniz, belleyiniz! İbret alınız! Yaşayan ölür, ölen fena bulur.
Olacak neyse olur. Yağmur yağar, otlar biter; çocuklar doğar, annelerinin ve
babalarının yerini alır. Derken hepsi ölüp gider. Hâdiselerin ardı arası
kesilmez. Hepsi birbirini kovalar. Kulak
veriniz, dikkat kesiliniz; gökte haber, yerde ibret alınacak şeyler var.
Yeryüzü bir büyük divan, gökyüzü bir yüksek tavan… Yıldızlar yürür, denizler
durur. Gelen kalmaz, giden gelmez. Acaba vardıkları yerden hoşnut olup da mı
kalıyorlar?
Yoksa orada kalıp da uykuya mı dalıyorlar? Yemin
ederim, yemin ederim ki, Allah`ın indinde bir din vardır ki, şimdi içinde
bulunduğunuz dinden daha sevgilidir. Ve Allah`ın gelecek bir peygamberi vardır
ki, gelmesi pek yakındır. Gölgesi başınızın üstüne geldi. Ne
mutlu o kimseye ki, ona iman eder; O da kendisine hidayet eyleye!
Yazıklar olsun Ona isyan ve muhalefet edecek bedbahta! Yazıklar olsun O`na
isyan ve muhalefet edecek bedbahta! Ey
İnsanlar! Hani ya babalar, dedeler, atalar? Nerede soy sop? Hani o süslü
saraylar ve mermer binâlar yükselten Ad ve Semûd kavimleri? Hani ya, dünya
varlığından gururlanıp da kavmine, `Ben sizin en büyük Rabbiniz değil miyim?`
diyen Firavun’la Nemrud?"Onlar,
zenginlikçe, kuvvet ve kudretçe sizden çok daha üstün idiler. Ne oldular? Bu
yer onları, değirmeninde öğüttü, toz etti, dağıttı. Kemikleri bile çürüyüp
dağıldı. Evleri yıkılıp ıssız kaldı. Yerlerini, yurtlarını şimdi köpekler
şenlendiriyor? Sakın,
onlar gibi gaflete düşmeyin! Onların yolundan gitmeyin! Her şey fanidir. Baki
olan ancak Allah’ır.” Ölüm
bir ırmaktır. Girecek yerleri çok, ama çıkacak yeri yoktur. Büyük, küçük hep
göçüp gidiyor. Giden geri gelmiyor. Kesin bildim ki, herkese olan, size ve bana
da olacaktır."
“Ne
dünyada ölümden kaçacak bir zaman ve mekân
Ne kabirde tekrar geriye dönecek bir imkân
Ne
de Kıyametin şiddetinden sığınacak bir barınak vardır.”
Hayatta
yaşama sevinci ile ölümden ürperiş arasında gelip gidiyoruz. Bu akış içersinde
yaradılış amacımızı, insanın gerçek mahiyetini kavrayamamışsak hayatı ve ölümü
anlamlandıramayız.
Mülk
suresi 2.Âyet-i Kerime de Yüce Allah (C.C.) Şöyle buyurmaktadır.
“O,
hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O,
üstündür, bağışlayandır.”
Enbiya
Suresi 35. Ayette de “ Her nefis ölümü tadacaktır.” Buyurmaktadır.
“Dünya
ilahi bir iman dershanesi, ölüm ise zaruri bir göçüş.
Efendimiz
“Zevkleri yok eden ölümü çokça anınız buyurmaktadır.” Yine o güzeller güzeli
“Vaiz olarak (öğüt verici olarak)ölüm yeter buyurur.
İnsan ibret
almaz mı ki her fani varlığın tazelik ve zindeliğini zaman değirmeninde daimi
surette öğütmektedir.
Ne tuhaftır
ki insan, birkaç gün misafir olarak bulunduğu bu dünyada kendini aldatır. Her
gün cenaze sahnelerini aleni olarak gördüğü halde ölümü kendine uzak görür.
Kendisine verilen emanetleri el, göz, kulak, ayak, beden, çocuk, ev, mal, mülk,
eş, makam, meslek, para hepsinin daimi sahibi sanır kendini. Hâlbuki insan
ruhuna ceset giydirilerek bir kapıdan dünyaya dâhil edildiğinde artık bir ölüm
yolcusu demektir.
Biliniz ki; bu üç günlük dünya kimsenin
hakkına girmeye, kimseyi kırıp, dökmeye parçalamaya değmiyor hatırlatalım
istedik.