EZAN DELİSİ
Bu hikayeyi anlatmadan önce bir küçük hatıramı nakletmek istiyorum.
Kisvesinden, halinden ve tavırlarından ihlaslı bir mümin, bir hak dostu olduğuna inandığım bir ahbabım vardı. Bir gün sokakta dalgın bir şekilde yürüdüğünü gördüm.
Selam verip, “nereye gittiğini?” sordum. Tebessüm ederek, “aha böyle deli gibi geziyorum hocam” dedi. Bende;
“Hor görme kimseyi divane diye,
Her göz deli ile veliyi seçmez.
Divane sandığın bir laf eder ki,
İrfan lügatında manası geçmez.”
Kıtasını okuyarak, “deli sanılan bir veli gibi geziyorsundur inşallah,” diye ilave ettim.
O zaman durakladı, yüzüme bakarak, “Hz. Ali (R.A) ın, ‘deli olunmadan veli olunmaz’ diye bir sözü var, bu sözde neyin kastedildiğini tam anlayamadım, inşallah bu müşkülüme de bir çözüm bulursun” diye okkalı bir soru sordu.
Böylesine müşkül sorulara cevap verebilmek haddim değilken, “ ancak şöyle bir yorum yapabilirim” deyip, mevzuya giriş yaptım. “Hz. Ali (K.S) böyle bir söz söylemiş mi, söylemişse, hangi makamda ne maksada binaen söylemiş bilmiyorum. Böyle bir sözün yorumu şu olsa gerektir. Hak bir davanın delisi olmayan, hakkın velisi olamaz.” Diye, konuya farklı bir yorum katmak istedim. O yine yüzüme bakarak:
“Misal olmadan bu konuyu anlamam imkansız hocan” deyiverdi.
Kendimi uygun bir misal bulmak zorunda hissederek, düşünürken birden yıllar önce okuduğum, “EZAN DELİSİ” isimli hikaye aklıma geldi. Bir solukta anlattım. Hikayenin özeti şu:
“Yozgat’ın köylerinden birinde geçtiğini hatırladığım olay, ezanın Türkçeye dönüştürüldüğü yıllarda oluyor. Köyde sesi gür bir kişi meczup bir tavır takınarak, her ezan vaktinde gece gündüz demeden, yolda, izde, evde, barkta, dükkânda, sokakta nerde rastlarsa başlıyor ezan okumaya. Ahali onun bu haline bakıp, ‘galiba delirdi’ diyorlar.
O köyün camisinin önünde bir kuru ağaç varmış. Hoca ezan vakti merdivenle o ağaca çıkıp, ezanı oradan okurmuş. Tabi orijinal haliyle değil, değiştirilmiş haliyle. Ezan Delisi’de bulunduğu yerde orijinalini okurmuş. Onu deli saydıkları için, Halkcılarda şikayet etmezlermiş.
Ne zaman ki, dönem değişmiş, ezanın asli şekliyle okunmasına müsaade edilmiş, bir ikindi namazı vaktiymiş, köylüler uçarak cami yanına doğru uçarak giden birini görmüşler. Uçan kişi gelmiş, o kuru ağacın tepesine inmiş. Ciğerlerini patlatırcasına, öyle bir ezan okumuş ki, her taraf sesinden inlemiş. Ezan bitince ağacın dibine inip, can vermiş.”
Halk anlamış ki, “Ezanın Delisi” sandıkları o kişi, “EZANIN VELİSİ”YMİŞ.
“Böyle bir davanın delisi olmadan, hakkın velisi olunmaz sanırım” diye konuyu bitirdim.
Allah, bizleri dostlarına dost eylesin.