CUNTAYLA ÇANTA ARASINDA BİR PARTİ
Bu partinin dünyada eşini ve benzerini bulmak ve göstermek mümkün değildir.
Hukuka karşı muafiyet kazanmış tek partidir.
Partilerin ticaret yapması yasaktır, ama bu partinin bankası vardır, kimse sesini çıkaramaz.
Yargıya müdahale yasaktır, bu partinin en önemli icraatlarının başında yargıya müdahale gelir.
Dışarıdan bir partinin yardım alması yasaktır, kapanma sebebidir. Oysa bu partinin bir Alman vakfından önemli bir meblağ aldığını gösteren bilgi ve belge vardır. Bu belgenin doğruluğu da o ülkeye sorulmuş, o ülke, “doğru değil” dememiş. “Sizde parti kapatma yasal olarak mümkün olduğu için, AB standartlarına göre bu sorunuza cevap veremiyoruz” tarzında bir karşılık göndermiştir.
Hiçbir yetkili makam, bu cevabın ne anlama geldiğini araştırma lüzumu hissetmemiştir.
Yine yandaşı bir kanalın kuruluşuna aktarılan paralarda araştırılmış değildir.
Demokrasi özürlü bu parti, icraatlarını cuntalar arcılığıyla yürütmeyi tercih eder.
Cuntalara fahri avukatlık en sevdiği meslek gurubudur.
“Bir yerde bir cunta, millete komplo, darbe planı deşifre olmuşta o partinin yetkilileri o işe müdahil olmamışlar” denirse, asla inanma. Müdahil olmamasını tarih yazmaz.
Cuntalara karşı aleni şahitlik yapmakla, ölmek arasında fazla bir fark olmadığından, bazı fedakar vatan severler bu işi gizli yapıyor. Yasalarda da buna imkan tanıyan hükümler mevcut.
Böyle bir durumda, cunta korosu hep bir ağızdan haykırıyorlar, “kimmiş bu gizli tanık, erkekse açıktan yapsın da görelim.” Onlarca şüpheli intiharlar var ortada. Onlardan birinin, bir amiralin apoletlerini söktüren komutan olduğunu, aynı zamanda bunun, başka bir amiralin günlüklerini sızdıran kişi de olduğu yazılıp çizildi.
Durumun vahameti apaçık ortadayken, acık tanıklığa hangi babayiğit cesaret edebilir.
Ne hikmetse, gizli tanıkların dediklerinin büyük bir kısmı aynen çıkıyor.
Cuntanın yetersiz kaldığı yerde, bazı becerikli vekiller çantayla devreye giriyor. Önce Erzurum’a gidiyor, gerekli tutulularla önemli görüşmeler yaptıktan sonra, sıra tutukluların avukatları ve gizli tanıklarla görüşmeye geliyor. Onu da Erzincan’a geçip, yıldırım hızıyla hallediyor. Bu becerikli vekilin Ahmet ERSİN olduğunu bilmeyen yoktur.
Görüştüğünü önce inkar ediyor, sonra “gizli tanık olduğunu bilmediği birinin, kendi masasına geldiğini, boşanmayla ilgili sorularına cevap verdiğini” söylüyor. Sanki vekil değil mübarek, boşanma avukatı.
Sonra ortaya çıkıyor ki, vekil ona gitmiş. Hem de elinde kuşkulu bir evrak çantasıyla. Görüşmeden sonra çantayı sanıklardan biri alıp, gizli tanıkla farklı istikametlerden çıkıyorlar.
Görüntüler ortaya çıkmadan, gizli tanıklardan birinin seksen milyarlık bir çantadan bahsetmiş olması, bu çantayla ilgili kuşkuları içinden çıkılmaz hale getiriyor.
Bu milletvekiline gizli tanığın ailevi konuları sorduğunu (ne alakası varsa,) farz edelim. Aynı gizli tanık, Ankara’da aynı partiden, başka bir milletvekili Erol Tınaztepe’yle görüşüyor. Tınaztepe lafı kıvırmıyor, “bana geldi, görüştük, ifadesini değiştirmek istediğini, baskı altında ifade aldıklarını, zorla söylettiklerini söyledi,” diyor. Şimdi bu ifadeyi de yutalım.
İfade değiştirmek isteyen gizli tanıkların müracaat edeceği merci siz misiniz?
Siz bu davanın nesisiniz?
Görüyorsunuz ki bu hamur çok su götürüyor. Temel’in davasındaki çelişki bile bunların yanında solda sıfır kalır.
***
Eski bir alacaklısı Temel’i “alacağımı üç yıldır ödemiyor” diye, mahkemeye veriyor.
Hakim Temel’e “neden ödemediğini” soruyor. Cevap dinleyenleri şaşkına çeviriyor.
“Haçim bey, üç yıldır yalvarirum ha buna, bana üç gün süre ver diye. O bana üç gün süre vermeyince, bende borcu ödeyemiyorum da.” Diyor.