Yurt dışına gidenler
bilirler. Gitmeyenler de gidip – gelenlerin hayran hayran anlattıklarından
biliyorlar. Ben de hayran kalmıştım. İnsanlar ellerinde kalın kalın
kitaplarla geziyorlar ve otobüs, tren vs. gibi her yerde her fırsatta
kitaplarını açarak okumaya başlıyorlar. Onların günlük lugatında daha
ziyade “Ne olacak bu dünyanın hali ?” sorusu var gibi görünüyor. Kendi
meselelerini birçok alanda çözmüş olduklarına dair izlenim bırakıyorlar turist
gözüyle bakıldığında.
Kitap okuyan insan ile okumayan insan, durgun sularda yüzen
köksüz "nilüfer çiçekleri" ile; kökleri toprağın derinliklerini,
dalları gökteki yıldızları kucaklayan "çınar ağaçları" gibidir.
Bugün “kahvehane” olarak hizmet veren mekanlar“kıraathane” yani
“okuma ev” leri olarak hizmet veriyormuş bir dönem. Bizler o günleri göremedik.
“Ne olacak bu memleketin hali ?” sorusu o günlerden bu günlere sorulup
duruluyor. Zaman aşımına uğrayan bir soru oldu bu soru da artık. Öyle ya o
zamanın okuyan, düşünen, soran, sorgulayan beyni ile bulunamayan bu sorunun
cevabını, on yılda 1 kitap okuyan beyinlerimizle mi bulacağız?Yapılan
istatistiklere göre ortalama olarak “10 yılda 1 kitap”
okuyormuşuz!
Şehir kütüphanesine bir kez lisede öğrenci iken ödev yapmaya, bir kez de
kızımla bir kitabı aramak için gittim. Şu sıralarda da eşimle her sabah giderek
kitapların arasında kaybolmayı filan konuşup duruyoruz. Ama bu maalesef bir
türlü gerçekleşemiyor. En azından hayalini kuruyoruz. İnsan yitiğini ararmış. Milletçe
yitiğimiz on yılda en az kaç kitaptır dersiniz?
Son zamanlarda şehrimizde üst üste yeme içme yerleri açılıyor. “Her şey
yemek içmekten ibaret değil” cümlesini çok değerli bir insandan
duyduğum zaman irkilmiştim. Ya ruhlarımızın açlığı? Doyurulması gereken sadece
midelerimiz değil. “Oku” ayeti ile başlayan, düşünmenin farz
olduğunu, “hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu” mealindeki ayet ve “İlim
Çin’ de olsa gidip alınız” hadisi ile sabitleyen, bir müslümanın
kendisini nasıl donatması gerektiğine defalarca dikkat çeken bir inancımız var.
Kendimizi en acımasızca sorgulamamız gereken konu belki de bu konudur.
Bazı büyük illerimizde "Kitap Cafe", “Okuma evi” adı ile açılan
yerler insanları kitap ve kültür- sanat faaliyetleri ile buluşturuyor bir
süredir. Neyi talep ettiğimiz tam da bu noktada önemli oluyor.
İsteklerimiz eylemlere bu noktada dönüşüyor. Or-sev ‘ in faaliyetleri bu
anlamda çok kıymetli ama yetersiz.
Daha fazla ve her yaşa hitap eden, her kesimi kucaklayan, insanı düzelten,
ufkunu genişleten, düşünce sistematiği kazandıran, kitaba bir adım da olsa
yaklaştıran “Okuma ev” lerinin eski adı ile “Kıraathane” lerin
yeniden ve artarak aramıza dönmesi bir hayal olmaktan çıktı artık
günümüzde. Kahvehaneleri asli vazifelerine döndürecek bazı projeler hayata
geçirilmek için sabırsızlanıyordur belki de şu anda Ordu‘ da bir yerlerde.