İmanın 6 esasından biri de, ölümden sonraki ahiret hayatının varlığına inanmaktır. İlahi dinlerin ortak yönlerinden biridir. Peygamberlerin hepsi de dünya hayatından sonra gelecek olan ahiret hayatının varlığını haber vermişlerdir.
Ahiret hayatı, dünyadaki yaşamın hesabını verme yeridir. Bundan dolayıdır ki gerçek mü’min hiçbir surette haksızlık ve zulüm yapmaz. Kimseyi incitmez.Bilakis haksızlığı ve zulmü önlemek için çaba harcar. Çevresinde bulunan herkese iyilik yapar, yardımcı olmaya çalışır. Herkesle barış içinde olmanın gayretini gösterir. Yoksulu doyurur, mazluma yardımcı olur. Çevresine sevgi ve barış saçar. Çünkü kişinin dünyada yaptığı her hareket ve her söz, görevli melekler tarafından kayıt altına alınmaktadır. Öldükten sonra hepsi karşımıza çıkacaktır. Kötülük yapan elbette ki karşısında yaptığını azap olarak bulurken, iyilik yapan ise sevap ve cenneti bulacaktır.
Yüce Allah Zilzal suresinin 7ve 8. ayetlerinde : “Kim zerre miktar hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.” buyurarak bu gerçeği açık olarak ortaya koymaktadır.
Ahiret hayatında yaşam ebedi ve sonsuzdur. Orada ölüm yoktur. Orada ihtiyarlama yoktur, mü’min için sıkıntı yoktur, acı yoktur. Mü’min için ebedi cennet vardır.Kafirler içinde ebedi cehennem. Bu hususta Duhan suresinin 56. ayeti ile Taha suresinin 74. ayetlerinde Yüce Allah şöyle buyurmaktadır : “ İlk tattıkları ölüm dışında orada artık ölüm tatmazlar. Ve Allah onları cehennem azabından korumuştur. (sürekli hayata kavuşmuşlardır.)”
Bu hakikatler mü’minler içindir. Günahkarlar için ise şöyle buyurulur : “Şurası muhakkak ki, kim Rabbine günahkar olarak varırsa, cehennem sırf onun içindir. O ise orada ne ölür ne de yaşar.” (Taha-74)
Bu dünyaya her gelen mutlak surette gidicidir. İnsan da böyledir. İnsanın diğer varlıklardan farkı hesaba çekilecek olmasıdır. O halde bu dünyanın geçici heveslerine kapılıp sonsuz hayatımızı karartmayalım. Şeytani ve şehevi duygularımız bizleri aldatmasın. Yanlışlardan ve haramlardan uzak duralım. İnsanlara ve tüm çevremize iyiliklerde bulunalım.
Geçici bir yaşam için sonsuz ve ebedi hayatımızı yok etmeyelim. Şunu hiç aklımızdan çıkarmayalım. ‘Allah ölümü de yaşamı da, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için yaratmıştır.’(Mülk,2)
Mü’min için ölüm, hayalden hakikate ulaşmaktır. Sevgiliye kavuşmaktır. Nitekim Mevlana hazretleri; ‘ben ölünce bana âh-vâh edip ağlamayın. Benim ölüm günüm bayram günümdür, dostuma, rabbime kavuşma günümdür’ ifadesiyle bu hakikati anlatmaya çalışmıştır. Zira mü’minleri orada bekleyen nice dostlar, erenler vardır. Allah dostları, hakikat aşıkları vardır. Allah için, vatan için ve tüm kutsal değerler için canlarını veren, kanlarını akıtan şehitler, gaziler vardır. Hepside mü’minlerin ahrete gelişini beklemektedir. Hepsinden de öte, kâinatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı, her şeyin yaratılış sebebi olan, yaratılışta ilk, peygamber olarak gönderilişinde son olan Hz. Muhammet Mustafa (s.a.v.) ahirette mü’minleri beklemektedir. Bize düşen hazırlığımızı iyi yapmaktır. Mü’min olsun münkir olsun hiçbir insanı üzmemek, haklarını almamaktır. Değil insanların, hayvanların, tüm mahlukatın hakkına riayet etmek ve çevremizi kirletmeden doğaya zarar vermeden yaşamaktır. Her an imtihan içinde olduğumuzun, her hareketimizin, her sözümüzün görevli melekler tarafından kayıt altına alındığını bilip hesabını verebileceğimiz işleri yapmalı, sözleri söylemektir.İşte o zaman ölmek de güzel olacaktır. Nitekim şairler sultanı, rahmetli N. F. Kısakürek’in söylediği gibi:
Ölüm güzel şey; budur perde ardından haber;
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber.