Milli bünyemizde sosyal sarsıntılara, negatif enerji
birikimlerine sebep olan, bu vahim hadiselerin sosyolojik, psikolojik ve
ekonomik karşılıklarının olması gerekir.
Bu karşılıkların her biri önümüze terör depremini oluşturan
fay hatları olarak çıkmaktadır.
Terörün bölmeyeni, parçalamayanı
yoktur. Terör ne adına yapılıyor olursa olsun, toplumu gerer, böler parçalar.
İster kutsallar adına, ister
ideolojiler adına, ister etnik kesimler adına, isterse de, derin yapılanmalar
adına olsun, mutlaka toplumu böler ve parçalar. İçten içe çökertir.
Ülkemiz bir asırdan fazladır, bu
terörün farklı, farklı türleriyle uğraşarak bu günlere gelmiştir. Artık milli
bünyede, bazı tür eylemlere karşı direnç geliştirdiğinden, bazı önemli
provokasyonlar dahi provokatörlerin beklediği sonucu vermemeye başlamıştır. Bu
durum derin yapının işini hayli zora soktuğu gibi, asabını da önemli oranda
tahribata uğratmıştır.
Herkesin malumudur ki, altmışlı,
yetmişli yıllarda yapılan kışkırtmaları anlamakta hayli zorlanılırdı. Anlayıp,
hissedip anlatmaya çalışanlar da komplo teorisi üretenlerden sanılırdı.
Şimdi durum bayağı değişti.
Benzer filmlerin sürekli vizyona sokulması, organize odakların tornadan
cıkmışçasına, belli söylem ve eylemleri servis etmeleri, saf ve sade vatandaşın
bile kuşkulanmasına, “bu işte bir iş var” demesine sebep oldu.
Bunlarda neticede, milli
bağışıklık sistemini güçlendirdi. Milli direnci artırdı. Deşifre olan bilgi ve
belgelerinde kuşkularını onayladığını gören kamuoyu, ihanetin nerelere
“KARARGÂH” kurduğunu net bir şekilde fark etmeye başladı.
Konunun samimi uzmanları, bir
asırlık bu manzaraya baktığında, terörü tahrik eden fay hatlarını teşhis ve
tespit etmeye başladı.
Bu husustaki ortaya çıkan
verileri iyi tasnif edersek, fay hatlarını üç başlık altında toplamamız
mümkündür.
Bu üç başlık şunlardır:
1.CEHALET
2.SEFALET
3.İHANET
İşte size, her biri hacimli
birkaç cilt kitap oluşturacak üç ana başlık ve üç ana fay hattı.
Bir kitap çalışması olarak düşündüğüm bu başlıklar, terörün
ve milli felaketlerimizin geçek sebepleri.
Osmanlıyı
parçalayan ve yıkan, İslam coğrafyasını kan ve gözyaşına boğan üç netameli
başlık ve üç netameli konu.
“CEHALET”
baş düşmanımız olduğu gibi, dert ve musibet trenimizin lokomotif gücüdür. Bütün
kötülükleri besleyen, karanlık kaynak, negatif enerji…
Çoğu zaman
karşımıza, avamca sorulan şu soru çıkmaktadır.
“Sen
cehalet diyorsun da, teröristlerin birçoğu yüksek okul bitirmişlerden çıkıyor.
Buna ne diyeceğiz?” diyorlar.
Gerçekten
bu çok can alıcı, eğitim sistemimizi ciddi şekilde sorgulamamızı gerekli kılan
kritik bir sorudur.
Akademik
teferruatlarla sizi fazla yormadan, YUNUS’UMUZUN dilinden, şöyle özetleyelim:
“İLİM, İLİM
BİLMEKTİR,
İLİM KENDİN
BİLMEKTİR.
SEN KENDİNİ
BİLMEZSİN,
YA NİCE
OKUMAKTIR.”
Birçok
kaynakta hadis olarak zikredilen, hadis değilse bile hadis ve ayetlere uygun
bir anlam içeren “MEN AREFE NEFSE, FEGAD AREFE RABBEH” kelamı kibarı, “kendini
bilen rabbini bilir” demektedir.
Çocuklara
kendini ve rabbini öğretmeden, tabiattaki ayrıntılara, cemiyetteki magazinlere
sokarsan, gençliğin o girdapta boğulduğunu görürsün.
Birçoğumuz,
bu korkunç girdapta kuşakların sürüler halinde boğulurken çıkardığı hırıltı ve
homurtuları, sosyal problemlerle ilgili verilen mesajlar zannederek,
alkışlamaktayız.
Milli
bünyemizin temel değerlerini tahrip eden bu homurtular ve hırıltılar, anarşinin
ve terörün çığlığını besteliyor.
Cehaletin
sebeplerini ve çarelerini öbür sefere işlemek üzere, “Hayat” dolu günler diliyorum.