Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv                                                                                                                                           www.orduhayat.com
 
Köşe Yazısı - HİLYE-İ SAADET - Ordu Gazete,Ordu Hayat Gazetesi
   
 

Talip CAN ¬

Talip CAN

 HİLYE-İ SAADET

 Yazı Boyutu

 Tarih : 20.05.2010 - 12:59:17


HİLYE-İ SAADET

 

 

HİLYE-İ SAADET

            Sevgili okurlarım, geçenlerde bir özel kolejdeki dersimde öğrencilerime “İslam’ın Güzelliği ve Hazreti Muhammed Mustafa (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in Örnek Ahlakı”nı âcizane özlü olarak vermeye çalışırken, bir öğrencim “Öğretmenim, Peygamberimiz nasıldı, bize kısaca anlatırımsınız?” diye sorunca, biraz anlattım ve ona bu konuda bir yazı yazacağımı söylemiştim. Çok hilyeler okudum, hepsi birbirinden güzel. Ben kendime kaynak olarak Osman Nuri TOPBAŞ hoca efendinin  “Kur’an-ı Kerim Işığında nebiler Silsilesi-Hazreti Muhammed Mustafa (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)” adlı şahane bir üslupla yazılan eserini kaynak olarak aldım. Hep beraber dikkat ve özenle okuyalım:

Hil­ye, lü­gat­te süs, ziy­net, yüz ve ruh gü­zel­li­ği de­mek­tir. Is­tı­lah­ta ise, Haz­ret-i Pey­gam­ber (Sallâllâhu aley­hi ve Sellem) Efen­di­miz’in, be­şer ke­lâ­mı­nın im­kân­la­rı nispetinde ke­li­me­ler­le çi­zil­miş resmidir. Hilye yazmak ve okumak insan için büyük sevap ve büyük bir kazançtır. İslam âlimlerinden Nahifi şöyle der:

“Mu­hak­kak ki bir kim­se, hil­ye-i şerife yaz­sa ve ona çok baksa, Allah Te­âlâ o kim­se­yi has­ta­lık ve sı­kın­tı­lar­dan ve ânî ölüm­den korur. Şayet bir ye­re se­fer et­ti­ğin­de beraberinde gö­tü­rür­se, o se­fe­rin­de daima Hak (Celle Celaluhu)’nun muhafazasında olur.”

Bir­çok İs­lâm mü­el­li­fi, hil­ye-i şe­rî­fe­nin sa­yı­sız faziletleri hak­kın­da dü­şün­ce­le­ri­ni or­ta­ya koy­muş­lar­dır. Hatta Haz­ret-i Pey­gam­ber (Sallâllâhu aley­hi ve Sellem)’i rüyada gör­mek için de hil­ye-i şe­rî­fe­yi ezberleme âdeti, bir­çok İs­lâm ül­ke­sin­de hâ­lâ mevcuttur. Bununla beraber dü­şün­mek lâ­zım­dır ki, Habib-i Ek­rem (Sallâllâhu aley­hi ve Sellem) Efen­di­miz’in “nurun ala nur”, yani nur üs­tü­ne nur di­ye tavsif edi­len mübarek simasını(yüzünü) söz­le tasvir eder­ken ke­li­me­le­rin yetersizliği ka­dar, be­şe­rin O’nun hakikatini görme ve kavramadaki mut­lak ac­zi de hesaba ka­tıl­ma­lı­dır. Zira Ce­nâb-ı Hakk’ın in­sa­noğ­lu­na lütfettiği bü­tün gü­zel­lik­le­ri şah­sın­da top­la­yan o eş­siz var­lı­ğı, kâ­mil manada tarif ede­bil­mek müm­kün de­ğil­dir. Ni­te­kim Hâ­kâ­nî’nin de­di­ği gi­bi:

                                                    Gel­me­miş­tir bi­lir eşya ânı,

  Ya­ra­dıl­mış­ta O’nun ak­râ­nı

“Bü­tün var­lık­lar O’nun hak pey­gam­ber ol­du­ğu­nu bi­lir. Çün­kü ya­ra­tıl­mış­lar ara­sın­da O’nun ben­ze­ri hiç­bir za­man vücuda gel­me­miş­tir.”

Gü­zel­ler Gü­ze­li Efen­di­miz’in ke­li­me­ler­le res­mi­ni çiz­me­ye ça­lı­şan bu tas­vir­ler, saadet dev­ri­ne ere­me­yen ve has­ret­le ya­nan gö­nül­le­ri bir neb­ze ol­sun teskin ve teselli et­mek­te­dir. Efen­di­miz’i an­la­tan de­ğer­li rivayetleri nak­le­den kim­se­ler, bi­ze âde­ta deryadan bir kat­re sun­mak­ta­dır­lar. Bu kat­re­de­ki ummanı gör­me­ye ça­lı­şan müminler, Âlem­le­rin Efen­di­si’ne olan mu­hab­bet­le­ri­ni ar­tı­ra­rak O’nun “Us­ve-i Ha­se­ne”­sin­den (en güzel örnek oluşundan) istifade et­me­ye, şemail ve ah­lâ­kı ile mütehallî olmaya (hallenmeye) gay­ret göstermişlerdir. Hakikaten in­sa­nın gön­lü, fıt­ra­tı icabı daima gü­zel­li­ğe doğ­ru mey­le­der, onun­la beraber ol­mak is­ter. Bu cazibe se­be­biy­le zih­ni daima onun­la meş­gul olur. Gön­lün­de ruh ve ah­lâk ba­kı­mın­dan mahbubuna ben­ze­me ar­zu­su do­ğar. Neticede sev­di­ği şah­sı ör­nek ala­rak onun hâ­liy­le hallenmeye baş­lar. Bu fıt­rî temayül se­be­biy­le şemail-i şerifin, Pey­gam­ber Efen­di­miz’e olan aşk, sevgi ve uymayı ar­tır­ma­ya vesile ola­ca­ğı muhakkaktır. Nitekim Haz­ret-i Ha­san (Radıyallâhu anh), üvey da­yı­sı Hind bin Ebî Hale’ye Ra­sû­lul­lâh (Sallâllâhu aley­hi ve Sellem)’in hil­ye­si­ni so­rar­ken, için­de bu­lun­du­ğu ruh halini şu söz­le­riy­le di­le ge­tir­miş­tir:

“Da­yım Hind bin Ebî Hâ­le, Allah Ra­sû­lü’nün hil­ye­si­ni çok gü­zel an­la­tır­dı. Kal­bi­min O’na bağ­lı kal­ma­sı ve O’nun izin­den gi­de­bil­mem için, da­yı­mın Allah Ra­sû­lü’nden bir şey­ler an­lat­ma­sı be­nim çok ho­şu­ma gi­der­di.” (Tir­mi­zî, Şemail, s. 10)  

Gül yüz­lü Efen­di­miz’in şe­mâ­ili­ni din­le­me­ye do­ya­ma­yan Haz­ret-i Ha­san ve Haz­ret-i Hü­se­yin (Radıyallâhu an­hü­mâ), O’nun mü­bâ­rek ce­mâ­li­ni ba­ba­la­rı Haz­ret-i Ali (Radıyallâhu anh)’tan da bir­çok de­fâ din­le­miş­ler ve biz­le­re nak­let­miş­ler­dir.

Aca­bâ ya­zı­lan şe­mâ­il-i şe­rî­fe­ler, Haz­ret-i Pey­gam­ber (Sallâllâhu aley­hi ve Sellem)’in ha­kî­ka­ti­nin kaç­ta ka­çı­nı ifâ­de ede­bi­lir?!. Mu­hak­kak ki şemail-i şe­rî­fe­yi, her­kes gön­lün­de­ki mu­hab­bet nispetinde ve ke­li­me­le­rin mah­dut muhtevası (sınırlı kapsamı) için­de idrak ede­bi­lir. Biz de bu sa­ha­da­ki ac­zi­mi­zi itiraf ile bir­lik­te, biz­le­re ka­dar ula­şan rivayetlerden gön­lü­mü­ze ak­se­den şeb­nem­ler misali, hil­ye-i şe­rî­fe­yi te­ber­rü­ken nak­let­me­yi ar­zu et­tik. Çeşitli rivayetlerde özet olarak şöy­le buy­rul­mak­ta­dır:

Ra­sûl-i Ek­rem (Sallâllâhu aley­hi ve Sellem), uzu­na ya­kın or­ta boy­lu idi. Yaratılışı fev­ka­lâ­de den­ge­li olup mütenasip bir vücuda sahipti. Göğsü ge­niş, iki omuz­la­rı­nın ara­sı açık­tı. İki kü­rek ke­mi­ği ara­sın­da nü­büv­vet müh­rü vardı. Kemikleri ve ek­lem­le­ri iri­ce idi. Teni gül gi­bi pem­bem­si be­yaz, nuranî ve par­lak, ipek­ten yu­mu­şak­tı. Mübarek vücudu daima te­miz idi ve rayihası fe­rah­lık ve­rir­di. Ko­ku sü­rün­sün ve­ya sü­rün­me­sin te­ni ve te­ri, en gü­zel ko­ku­lar­dan da­ha hoş bir letafette idi. Bir kim­se O’nun­la mu­sâ­fa­ha et­se( tokalaşıp kucaklaşsa), bü­tün gün O’nun lâtif ko­ku­su ile mütelezziz olurdu (lezzetlenirdi). San­ki gül­ler, ko­ku­su­nu O’ndan al­mış­tı. Mübarek el­le­riy­le bir ço­cu­ğun ba­şı­nı ok­şa­sa­lar, o ço­cuk, gü­zel ko­ku­suy­la di­ğer ço­cuk­lar­dan ayırt edilirdi. Terlediği za­man te­ni, gül yap­rak­la­rı üze­rin­de­ki şeb­nem­le­ri andırırdı. Sakalı gür idi. Uzat­tı­ğı za­man, bir tu­tam­dan faz­la uzat­maz­dı. Vefat et­tik­le­rin­de, saç­la­rın­da ve sa­kal­la­rın­da yir­mi ka­dar be­yaz vardı. Kaşları hi­lâl gi­bi olup iki ka­şı ara­sı bir­bi­rin­den uzak­ça ve açık idi. İki ka­şı ara­sın­da bir da­mar bu­lu­nu­yor­du ki, Hak için öf­ke­len­di­ği za­man ka­ba­rır­dı.

İn­ci gi­bi diş­le­ri olup daima mis­vak kul­la­nır, sık sık kul­la­nıl­ma­sı­nı tav­si­ye ederlerdi. Kirpikleri uzun ve si­yah idi. Göz­le­ri bü­yük­çe, si­ya­hı tam si­yah, be­ya­zı tam be­yaz idi. San­ki göz­le­rin­de kud­ret eliy­le ezel­de çe­kil­miş bir sür­me vardı. Müstesna ruhî ya­pı­sı­nın kemali gi­bi, vü­cut ya­pı­sı­nın ce­mâ­li de eş­siz­di.(Bkz. Hakim III, 10 Tirmizî Şemail, Sh. 15)

Siması, ge­ce­le­yin ayın on dör­dü gi­bi par­lar­dı. Haz­ret-i Âi­şe (Radıyallâhu Anha) bu­yu­rur ki:

“Ra­sû­lul­lâh’ın yü­zü o ka­dar nur sa­çar­dı ki, ge­ce ka­ran­lı­ğın­da, ip­li­ği iğ­ne­ye O’nun yü­zü­nün ay­dın­lı­ğın­da ge­çi­rir­dim.”

İki kü­rek ke­mi­ği ara­sın­da nü­büv­ve­ti­ne âit ilâ­hî bir ni­şan var­dı. Bir­çok Sahâbî, onu öpe­bil­me­nin aş­kıy­la ya­nar­dı. Vefatı esnasında bu müh­rün gayb âle­mi­ne git­me­si, irtihalinin tasdiki (ahirete göçmesinin onaylanması ) ol­du.(Tirmizî Şemail Sh.15, İbni Sad II,272)

Mübarek ve nuranî vücudu vefatından son­ra hiç­bir de­ği­şik­li­ğe uğ­ra­ma­mış­tı. Ni­te­kim Haz­ret-i Ebû Be­kir (Radıyallâhu anh), mahzun, mağmum(gamlı, kederli), gö­zü ve gön­lü yaş­lı bir şe­kil­de “Var­lık Nuru”na na­zar ede­rek (bakarak):

“Ha­yâ­tın gi­bi ve­fâ­tın da ne gü­zel yâ Ra­sû­lal­lâh!..” de­miş ve mü­bâ­rek alın­la­rı­na du­dak­la­rı­nı değ­dir­miş­tir.

Allah Ra­sû­lü’nün rik­kat-i kal­biy­e­si­nin (kalp inceliğinin) de­rin­li­ği­ni izah et­mek müm­kün de­ğil­di. Gereksiz söz söy­le­me­yip her ke­lâ­mı hik­met ve nasihat idi. Lü­ga­tin­de asla de­di­ko­du ve malayani (insanın kendisini ilgilendirmeyen ve kendisine fayda vermeyen şeyler) yok­tu. Her­ke­sin akıl ve idrakine (anlayışına) gö­re söz söy­ler­di. Mü­lâ­yim ve mütevazı  (yumuşak huylu ve alçak gönüllü) idi. Gül­me­sin­de kah­ka­ha gi­bi aşı­rı­lık ol­maz­dı. Daima mü­te­bes­sim­di.

O’nu an­sı­zın gö­ren kim­se­yi haş­yet(heybeti karşısında bir ürperti) sa­rar­dı. O’nun­la ül­fet ve soh­bet eden kim­se, O’na cân u gö­nül­den âşık ve mu­hib (seven) olur­du. De­re­ce­le­ri­ne gö­re fazilet erbabına ihtiram ey­ler­di. Akrabasına da ziyade ikram eder­di. Ehl-i bey­ti­ne ve ashabına hüsnü muamele et­ti­ği gi­bi, di­ğer in­san­la­ra da rıfk ve lütuf (nezaket ve incelik) ile mu­âme­le eder­ ve:

“Hiç­bi­ri­niz ken­di nef­si için is­te­di­ği­ni, mümin kar­de­şi için de is­te­me­dik­çe kâ­mil mümin ola­maz.” bu­yu­rur­du. (Bu­hâ­rî, İman, 7; Müs­lim, İman, 71–72)

Hiz­met­kâr­la­rı­nı pek hoş tu­tar­dı. Ken­di­si ne yer ve ne gi­yer­se, on­la­ra da onu ye­di­rir ve giy­di­rir­di. Cö­mert, ik­ram sahibi, şef­kat­li ve mer­ha­met­li, ge­rek­ti­ğin­de ce­sur ve icabında halim idi. Ahit ve va­adin­de sabit, sö­zün­de sadık idi. Ah­lâk gü­zel­li­ği, akıl ve ze­kâ yö­nüy­le de cüm­le in­san­lar­dan üs­tün ve her tür­lü medh ü senaya (övgü ve yüceltmeye) lâ­yık idi. Sureti (görünümü) güzel, sîreti (yaşantısı) mü­kem­mel, mis­li ya­ra­tıl­ma­mış bir vücudu mübarek idi.

Ra­sû­lul­lâh (Sallâllâhu aley­hi ve Sellem)’in hüz­nü daimî, te­fek­kü­rü sü­rek­liy­di. Zaruret ol­mak­sı­zın ko­nuş­maz­dı. Sü­kû­net hâ­li uzun sü­rer­di. Bir sö­ze baş­la­yın­ca ya­rım bı­rak­maz, onu ta­mam­la­ya­rak bi­ti­rir­di. Az söz­le çok manalar ifade eder­di. Söz­le­ri tane tane idi. Ne lüzumundan faz­la ne de az idi. Ya­ra­tı­lış ola­rak yu­mu­şak huy­lu ol­ma­sı­na rağ­men gayet sa­lâ­bet­li (kuvvetli) ve hey­bet­li idi. Öf­ke­len­di­ği za­man ye­rin­den kalk­maz­dı. Hak­ka itiraz edil­me­si­nin, hak­kın çiğ­nen­me­si­nin haricînde öf­ke­len­mez­di. Kim­se­nin far­kı­na var­ma­dı­ğı bir hak çiğ­nen­di­ği za­man öf­ke­le­nir, hak ye­ri­ni bu­lun­ca­ya ka­dar öf­ke­si devam eder­di. An­cak hak­kı tevzi et­tik­ten (yerine getirdikten) son­ra sü­kû­ne­te bü­rü­nür­dü. Asla ken­di­si için öf­ke­len­mez­di. Şah­sı­na mah­sus du­rum­lar­da ken­di­si­ni de müdafaa et­mez, kim­sey­le münakaşaya gi­riş­mez­di. O, kim­se­nin hanesine izin al­ma­dan gir­mez­di. Evi­ne gel­di­ği za­man da ev­de ka­la­ca­ğı müd­de­ti üçe bö­ler­di; bi­ri­ni Allah’a ibadete, di­ğe­ri­ni ailesine, üçün­cü­sü­nü de şah­sı­na ayı­rır­dı. Ken­di­si­ne ayır­dı­ğı zamanını, avam-ha­vâs in­san­la­rın hep­si­ne tahsis eder, on­lar­dan kim­se­yi mah­rum bı­rak­maz­dı. Hep­si­nin gön­lü­nü fet­he­der­di.

Ra­sû­lul­lâh (Sallâllâhu aley­hi ve Sellem)’in her hâl ve ha­re­ke­ti, zik­rul­lâh ile idi. Belli bir ye­rin­de otur­ma­nın âdet edi­nil­me­si­ni ön­le­mek için mescitlerin her ye­rin­de otur­du­ğu olur­du. Yer­le­re ve ma­kam­la­ra kud­siy­yet izafe edil­me­si­ni (kutsallaştırılmasını) ve mec­lis­ler­de tekebbü­re medar ola­cak (gurur, kibir meydana getirecek) bir ta­vır ta­kı­nıl­ma­sı­nı is­te­mez­­di. Bir mec­li­se gi­rin­ce, ne­re­si boş kal­mış­sa ora­ya otu­rur, her­ke­sin de böy­le yap­ma­sı­nı ar­zu ederdi. Kim O’ndan her­han­gi bir ihtiyacını gi­der­mek için bir şey is­te­se, o is­ter ehem­mi­yet­li, is­ter ehem­mi­yet­siz ol­sun, onu ye­ri­ne ge­tir­me­den hu­zur bu­la­maz, ihtiyacı hal­let­me­si müm­kün ol­ma­dı­ğı tak­dir­de, hiç ol­maz­sa gü­zel bir söz ile muhatabının gön­lü­nü al­mak­tan ge­ri kal­maz­dı. O, her­ke­sin dert or­ta­ğı idi. İn­san­lar, han­gi ma­kam ve mevkide olur­sa ol­sun, zen­gin-fa­kir, âlim-cahil, O’nun ya­nın­da in­san ol­mak hay­si­ye­tiy­le müsavi (eşit) bir muameleye (davranışa) nail olur­lar­dı. Bü­tün mec­lis­le­ri ilim, hi­lim, ha­yâ, ih­lâs, sa­bır, va­kar, te­vek­kül ve emanet gi­bi faziletlerin cari ve hâ­kim ol­du­ğu bir ma­hal­di. Ayıp ve ku­sur­la­rı se­be­biy­le kim­se­yi kı­na­maz, ikaz et­mek zarureti hâ­sıl olun­ca bu­nu, kar­şı­sın­da­ki­ni ren­ci­de et­me­ye­cek şe­kil­de za­rif bir ima ile ya­par­dı.

“Müs­lü­man kar­de­şi­nin uğ­ra­dı­ğı fe­lâ­ke­ti se­vinç­le kar­şı­la­ma! Allah Te­âlâ onu rahmetiyle fe­lâ­ket­ten kur­ta­rır da se­ni im­ti­han eder.” bu­yu­rur­du. (Tir­mi­zî, Kıyamet, 54)

Hiç kim­se­nin meydana çık­ma­mış ayıp ve ku­su­ruy­la meş­gul ol­ma­dı­ğı gi­bi, bu tür hâl­le­rin araş­tı­rıl­ma­sı­nı da şid­det­le me­ne­der­ler­di. Zira baş­ka­la­rı hak­kın­da zan ve te­ces­süs (gizli sırları araştırmak), ilâ­hî emir­ler­le me­no­lun­muş­tu.(bkz. Hucurat Suresi10–13)

Sevabını um­du­ğu me­se­le­ler haricînde ko­nuş­maz­dı. Soh­bet mec­lis­le­ri vecd (kendini kaybedercesine ilahi aşka dalma) için­de idi. O ko­nu­şur­ken etrafındakiler öy­le bü­yü­le­nir ve can ku­la­ğıy­la din­ler­di ki, Haz­ret-i Ömer (Radıyallâhu anh)’ın ifade ettiğine göre, baş­la­rı­na bir kuş kon­muş ol­sa, uç­ma­dan sa­at­ler­ce du­ra­bi­lir­di. O’ndan ashabına ak­se­den edeb ve ha­yâ o dere­ce­de idi ki, ken­di­si­ne su­âl sor­ma­yı bi­le -ço­ğu ke­re- cüret te­lâk­kî eder ve çöl­den bir be­de­vî ge­le­rek Haz­ret-i Pey­gam­ber’le soh­be­te ve­sî­le ol­sa da, O’nun feyz ve rû­hâ­ni­ye­tin­den is­ti­fâ­de et­sek di­ye bek­ler­ler­di.(İbni Sad I,121,365,422–425)

Hatta hey­be­tin­den çe­kin­dik­le­ri için iki se­ne so­ru so­ra­ma­dan bek­le­yen­ler var­dı. Mehabetinden (sevgisinden) mübarek yü­zü­ne ba­ka­maz­lar­dı. Amr bin As (Radıyallâhu anh)şöy­le de­miş­tir:

“Ra­sû­lul­lâh (Sallâllâhu aley­hi ve Sellem) ile uzun za­man bir­lik­te bu­lun­dum. Fa­kat O’nun huzurunda duy­du­ğum ha­yâ his­si ve O’na kar­şı bes­le­di­ğim tazim (saygı) duy­gu­sun­dan do­la­yı, ba­şı­mı kal­dı­rıp da do­ya do­ya mübarek ve nurlu çeh­re­le­ri­ni sey­re­de­me­dim. Eğer bu­gün ba­na, «Bi­ze Ra­sû­lul­lâh’ı tavsif et, O’nu an­lat.» de­se­ler, ina­nın an­la­ta­mam.” (Müs­lim, İman, 192; Ah­med, IV, 199)

O’nun yü­ce has­let ve me­zi­yet­le­ri­ni an­lat­mak is­te­yen kim­se, “Ben, bun­dan ön­ce de son­ra da O’nun bir ben­ze­ri­ni asla gör­me­dim!” de­mek­ten ken­di­ni ala­maz­dı.(Ahmed 1,96)

Bir gün Hâ­lid bin Ve­lid (Radıyallâhu anh), Arap kabilelerinden bi­ri­ne uğ­ra­mış ve kabile re­isi ken­di­si­ne:

“–Ya Hâ­lid! Bi­ze Allah’ın Ra­sû­lü’nü, suret ve sî­re­ti ile tasvir et.” de­miş­ti.Hâ­lid (Radıyallâhu anh) ise:

“–Bu im­kân­sız, bu­na ke­li­me­ler ye­tiş­mez.” de­yin­ce, kabile re­isi:

“–O hâl­de hiç ol­maz­sa ta­sav­vur ve idrakin nispetinde hu­lâ­sa et.” de­di.

Bu­nun üze­ri­ne Hâ­lid (Radıyallâhu anh) şu muh­te­şem cevabı ver­di:

“–Sa­na şu ka­da­rı­nı söy­le­ye­yim ki, gön­de­ri­len, gön­de­re­nin kad­rin­ce olur. Gön­de­ren, Kâ­inâ­tın Hâlikı ol­du­ğu­na gö­re, gön­der­di­ği­nin şâ­nı­nı var sen ha­yâl ve ta­sav­vur ey­le!..” (Münâvî, V, 92; Kas­ta­lâ­nî, Me­vâ­hib-i Le­dün­niy­ye Ter­cü­me­si, s. 417)

O’nda­ki gü­zel­lik, hey­bet, nû­râ­ni­yet ve letafet o de­re­ce­de idi ki, Allah’ın pey­gam­be­ri ol­du­ğu­na dair, ay­rı­ca bir mucize, de­lil ve burhana ih­ti­yaç yok­tu. Hâ­sı­lı, O’nun ah­lâ­kı Kur’ân idi. Bu­nu Mu­al­lim Naci ne gü­zel ifade et­miş­tir:

Hüsn-i Kur’ân’ı gö­rür in­san olur hayran Sa­na

Dest-i kud­ret­le ya­zıl­mış hil­ye­dir Kur’ân Sa­na

Mevlâna Hâ­lid-i Bağdadî Haz­ret­le­ri de, Allah Ra­sû­lü’nün ah­lâk-ı ha­mî­de­si­nin (övgüye değer ahlakının) bü­tün var­lık­la­rı şev­ke ge­tir­di­ği­ni şöy­le ifade eder:

“O ne gü­zel bir cö­mert­tir ki, O’nun cö­mert­lik fış­kı­ran var­lı­ğı sayesinde de­niz­den in­ci, sert taş­tan yakut ve di­ken­den gül çı­kar. Eğer bah­çe­de O’nun gü­zel ah­lâ­kın­dan bah­se­di­lir­se, se­vinç­ten ağ­zı­nı açıp gül­me­yen, yani açıl­ma­yan bir gon­ca gö­re­mez­sin.” (Divan, s. 65–66)

Bü­tün gü­zel­lik­ler, Ra­sû­lul­lâh (Sallâllâhu aley­hi ve Sellem) ’de top­lan­mış­tı. Vücudundan âde­ta nur sa­çı­lır­dı. An­cak yi­ne de Allah Ra­sû­lü’nü bü­tün gü­zel­li­ği ile kim­se gö­re­bil­miş de­ğil­dir. Ni­te­kim İmam Kur­tu­bî şöy­le der:

“Ra­sû­lul­lâh (Sallâllâhu aley­hi ve Sellem)’in hüsn-i cemali(güzel yüzü) ta­m olarak meydana çıkmamıştır. Eğer var­lı­ğı­nın bü­tün gü­zel­lik­le­ri olan­ca hakikati ile gö­rün­sey­di ashabı ona bak­ma­ya takat ge­ti­re­mez­di.” (Ali Yar­dım, Pey­gam­be­ri­miz’in Şemaili, s. 49)

Ra­sû­lul­lâh (Sallâllâhu aley­hi ve Sellem)’in şairi Hassan bin Sabit (Radıyallâhu anh), O’nun hil­kat­te­ki eş­siz­li­ği­ni şu şe­kil­de mısralara dök­mek­te­dir:

            (Ya Ra­sû­lal­lâh! Hiç­bir göz, Sen’den da­ha gü­ze­li­ni gör­me­miş­tir. Hiç­bir ka­dın Sen’den da­ha gü­ze­li­ni do­ğur­ma­mış­tır. Sen, bü­tün ayıp ve nok­san­lar­dan beri ola­rak ya­ra­tıl­dın. San­ki Ya­ra­tan, Sen’i ar­zu et­ti­ğin gi­bi ya­rat­mış…) Allah O’nun şefaatine nail eylesin (âmin). Selam ve dua ile..

 


42 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Puan Yok  
 Kaynak :  Talip CAN

 Kategori ¬ Köşe Yazısı

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Yazara Ait Diğer Yazılar

 
 
 

 Duyuru

Henüz Duyuru Eklenmemiş

 
 Köşe Yazıları

Nuri KAHRAMAN

Nuri KAHRAMAN ¬
KADR Ü KIYMET SÜRECİ

Abdurrahman TOMAKİN

Abdurrahman TOMAKİN ¬
REFERANDUM YOLU AÇIK

Musa İŞLEYEN

Musa İŞLEYEN ¬
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Mehmet DEMETGÜL

Mehmet DEMETGÜL ¬
ZEKÂT ve SOSYAL HAYAT

Tevrat İŞLEYEN

Tevrat İŞLEYEN ¬
BU NE ŞİDDET, BU NE CELÂL

Ahmet ÇAKIR

Ahmet ÇAKIR ¬
DEMOKRATİKLEŞMEK İÇİN VAR MISIN, YOK MUSUN?

Nurşen GÜNEY

Nurşen GÜNEY ¬
DÜN YÜZÜNDEN BUGÜNÜ YAŞAYAMAMAK

Mehmet Ali AYDIN

Mehmet Ali AYDIN ¬
ÇANAKKALE ZAFERİ VE GENÇLİK

Muzaffet Günay

Muzaffet Günay ¬
ORDUDA OSMANLI DÖNEMİ MEZAR KİTABELERİ

Ayşe Aydın

Ayşe Aydın ¬
AFFEDERSİNİZ (Mİ?)

Orhan Yücel

Orhan Yücel ¬
EKMEK KIRINTILARI VE TELEVİZYON...

Hüsnü Yücel

Hüsnü Yücel ¬
YİNE TELEFERİK

Recep AZAKLI

Recep AZAKLI ¬
ORGİ HAVAALANI MÜJDESİNDEN RAHATSIZLIK DUYANLAR

Rıdvan Eren

Rıdvan Eren ¬
HİCRET VE ÖNEMİ

Selim AKÇAY

Selim AKÇAY ¬
Domuz gribi : bazı sorular ve cevaplar

Talip CAN

Talip CAN ¬
BU GECENİN KADRU KIYMETİNİ BİLELİM

Ali İhsan BAKİ

Ali İhsan BAKİ ¬
İSTİYOR İSEN CENNETİ

Ahmet Ali GENCEL

Ahmet Ali GENCEL ¬
YOLA HAZIRLIKLI ÇIKMAK

Ayten ÖZTÜRK

Ayten ÖZTÜRK ¬
Gidiyor

Nuri KAHRAMAN

Nuri KAHRAMAN ¬
BÖCEKLER UÇAR, ÇİÇEKLER UÇMAZ..

Şahinur AKARSU

Şahinur AKARSU ¬
Referandum bir samimiyet sınavı oldu.
 
 
Bugün için Haber Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 1
 Bugün : 290
 Dün : 533
 Toplam : 62200
 Ip No : 38.107.191.101
     

 
 Son Haberler
 
 Popüler Haberler
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 1.4994 1.5066
  Euro 1.9241 1.9334
 
 Hava Durumu



 
 Reklam

 

 

 

 

 




 
 

   © Copyright - 2006- Ordu Gazete,Ordu Hayat Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır.  

WebTasarım: Www.GirdapTasarim.com  Ordu

Web Hosting Domain

 ordu web tasarım