Diyanet
İşleri Başkanlığı bu seneyi “Kur’an Yılı” ilan etti. Bu, hepimizin bir kere
daha Kur’an’la irtibatımızı sorgulamamıza vesile oldu. Kur’an’a ne kadar
yakınız ve ne kadar iyi anlıyoruz? Kur’an’ın hayatımızda ne kadar yeri var?
Müslümanlar
için izzet ve hayat kaynağı, dünya ve ahiret felahının membaı olan Kur’an
gelişiyle beraber, insanlığın son on beş asrını derinden etkilemiş, yeryüzünü
şereflendirmiş yüce bir kitaptır. Kur’an’la birlikte yeniden kurulan dünya, bu
ilahi çağrıyı/yankıyı derinden hissetmektedir.
Kur’an
kararan insan ufkunu aydınlatmıştır. Kur’an’ın bu denli etkili olabilmesinin
nedeni, insanın özünden gelen bir ses olmasındandır. Kur’an’ı Kerim hayatın
bizzat kendisi ve özü olduğu için tarihin akışını değiştirmiştir. Kur’an’ı
Kerim’i yazılı bir kitap gibi görmeyen Müslümanlar, onu kendileri gibi canlı,
diri bir varlık olarak hissetmişlerdir. Osman Gazi’nin Kur’an bulunan odada
uyumadan sabaha kadar bekleyiniz başka ne ile izah edebiliriz ki?
Onu ne kadar
tanıyoruz? Tanınmayan bir şey ne kadar anlaşılır ve ne kadar sevilir? Eğer
Kur’an tanınmazsa, neye inanılacağı, nasıl yaşanılacağı bilinmez, kişi
çözemeyeceği, altından kalkamayacağı bir sürü problemle karşı karşıya kalır.
Kur’an
yılından maksat sadece okumak, okumayı öğrenmek değil. Kur’an okumayı bilmemek,
okumamak bir Müslüman için ciddi manada bir eksikliktir. O eksikliğin mutlaka
telafi edilmesi gerekir. Öğrenmenin ve okumanın yanında anlamaya çalışmak
zorundayız. Bizler Kur’an-ı sevap kazanmak için okuyoruz. O’nu anlamak için
meal ve tefsirleri araştırmak, Kur’an’ın indiriliş amacına en uygun olanıdır. “Kur’an
okurken Allah’la konuştuğunun farkında olabilmek” büyük bir bahtiyarlıktır.
Aksi de ne büyük talihsizlik, bedbahtlıktır.
Kur’an, insan düşüncesini ve vicdanını
özgürleştiren, insanı maddeye, hevasına esir olmaktan kurtaran, insana değer
katan, insana hayret ve hayranlık duygusu kazandıran bir kitaptır.
Kur’an baştan
sona kadar Müslüman’ın aklını ve düşünme kabiliyetini en güzel şekilde
kullanmasını, dinin temel hususiyetlerini/özelliklerini aklıyla ve Kur’an-a
başvurarak öğrenmesini ister.
Kur’an,
insanı mahlûkatın en şereflisi olarak takdim eder, insanı muhatap alır.
Kur’an’la buluşan zihin yükselir. Kur’an da aklın işletilmesi, tezekkür,
tefekkür ve düşünce kavramlarına vurgu yapılır. Aklını ve kalbini
kullanmayanlar tenkit edilir.
Abdullah
b. Mes’ud Kur’an’ı Kerim-i şöyle tanımlar; “Kur’an Allah’ın yeryüzündeki
ziyafet sofrasıdır.” (Fedailül Kur’an, 1\827)
Gıdaların, bedenin ihtiyacını karşılayıp güçlendirdiği gibi, Kur’an-ı Kerim de
insanın aklını, ruhunu ve kalbini besleyen bir sofradır.
Yaşantımızı
ve ruh yapımızı dizayn eden Kur’an Allah, alem ve insan ile olun ilişkilerimizi
tanzim eder. Lokman (a.s) ile oğlunun arasında geçen diyalog bunu en güzel
örneğidir. (Lokman, 13 16 19)
“Hiç kuşkusuz bu Kur’an insanları en doğru
yola iletir ve iyi ameller işleyen müminlere, kendilerini büyük bir ödülün
beklediği müjdesini verir.” (isra, 9)
“Allah’ım!
Bizi Kur’an ile süsle. Güzelliğimizi Kur’an’ın güzelliği ile artır. Bizim
irtibatımızı, onurumuzu, haysiyetimizi Kur’an ile pekiştir. Şerefimizi Kur’an
ile artır.