Beraberliğe adım attığımız bu çok özel günümüzde
Mutluluğumuzu sizinle paylaşmak bizi onurlandıracaktır.
Esra Çelik&Mehmet Şenocak
Dizaynı, fotoğrafları ve metniyle tamâmen kendi eserleri olan bu dâvetiye, sâhibi tarafından bizzat takdim edilince bu işin artık şakası olmadığına dâir düşüncemiz kuvvetlendi. Çünkü müzmin bekârlar bu günlere hep bîkararlıktan gelmişler, tam sonuç alacak denilen noktalarda direkten dönüşleri çok olduğu için sözleri ve söylemleri dâimâ “acabâ!”larla karşılanmıştır.
Kabûl etmek gerekir ki, bu da bir nasip işi. Çünkü, konu hassas. Üç-beş günlük bir seçim değil. Ömürlük, hattâ ölümlük, yâni ölümden ötelik bir seçim. Etkisi sâdece dünyâya olsa, bir noktaya kadar; ama, sonsuz hayâtı, gelecek nesilleri etkileyen bir tercih. Çok inceleyenler çok da haksız değiller diyebiliriz bu yönüyle. Yüce Allâh herkese her yönüyle hayırlılarını nasîp eylesin. Âmin.
Bu defâ meselenin ciddî oluşu her iki taraf adına bizleri de sevindirdi. Her ikisi de hem meslektaşımız ve de ayrıca arkadaşımız olması hasebiyle bu süreçle ilgili üzerimize düşebilecek şeyleri yapmaya hazırdık. Ama, her ikisi de kendi işlerini kendileri hâllettiler. Şimdiden, evlilik denen, bir ucu sonsuza uzanan kutsal yolculuğun hazırlıklarını madden, mânen paylaşmak ve dayanışmak sûretiyle göğüslemeye başlamışlardı.
Yakınları ve arkadaşlarının yanlarında olduğunu hissetmeleri onlara yetti. Kısa sürede evlerini buldular. Düğün salonunu hazırladılar. Ne gerekiyorsa hepsini bir bir tamamladılar. Her yerde işleri rast gitti. Darlanmadılar, zorlanmadılar.
Mehmet ŞENOCAK, daha çok fotoğraf sanatçılığı ile ön plâna çıkmakla berâber, asıl mesleği öğretmenlik olan bir arkadaşımız. Esrâ ÇELİK Hanım da bir öğretmen. Branşı, Resim. O da aynı zamanda fotoğraf sanatçısı. Tevâfuka bakınız ki, tanışmaları da bir sergide olmuş. Ayrıca, kendi dâvetiyelerinin her birinde de kendilerince çekilen ayrı resimler kullanmışlar. Ve işte birbirinden güzel orijinâl dâvetiyelerde işâret edilen vuslat günü geldi çattı.
Geçtiğimiz Cumartesi günü yazdan kalma bir gündü. Bu, hem havanın açık oluşu ve hem de yaz günlerinde görmeye alıştığımız bir evlilik merâsiminin icrâsı anlamında böyleydi. Sabah gerekli hazırlıkları yaptık. Arabayı temizletip süslettik. 3-5 araba, Fatsa yollarına düştük. Yanımda sâdece Mehmet Bey var. Çiçekler uçmasın diye biraz yavaş gidiyoruz. Dolayısıyla trafik kurallarına da uymuş oluyoruz. Mehmet Bey’in evlilik yolculuğu şimdiden uyumlu seyretmeye başlamıştı. Ama, ne sâyesinde? Çiçekler sâyesinde! Demek ki,
“Yuvayı dişi kuş yapar”
sözü ne kadar doğru bir söz. Böcekler uçar ama, çiçekler uçmaz. Çiçekler hep bekler. Bulunduğu yeri bahçe yapar, ev yapar, yuva yapar. Cennet yapar.
- O kadar çok sıkıntılarım vardı. Onca masrafa rağmen, bu süreçte sanki ferahladım. Hiçbir zorlukla karşılaşmadım. Aksine hafifledim, rahatladım. Kendimi kuş gibi hafif hissediyorum!
- Mehmet Bey Hocam; atalarımız boşuna mı söylemişler;
“Evlenenle ev yapana Allâh yardım eder!”
“Nikâhta kerâmet vardır!”
diye. Bu hususta daha çok sözler var ama, bu kadarla yetinelim.
- Tabiî, bu vesîleyle söylemek isterim ki, evlilik, nikâh önemli bir konu. Zaman zaman kitaplara bakmakta fayda var. Özellikle nikâh konularını iyi incelemek gerekir. Çünkü, okuduğunda da göreceksin ki, eşe karşı ağızdan çıkan sözler çok hassas bir konu. Nikâh ve boşanma ile ilgili sözlerin şakası yok. Arada ilmihâl kitaplarına bakmakta fayda var.
Saat 12.00’yi geçerken Fatsa’ya vardık. Gelin Hanım’la Dâmat Bey arkada. Yanlarına bir de Zeynep adlı küçük bir kız bindi. Esrâ Ablasını çok seviyormuş. Hareket ettiğimiz sırada Zeyneb’i de yanlarında alıkoydular. Anne-babasına haber verdiler, “Zeynep yanımızda, haberiniz olsun” diye. Bolaman’da durarak Fatsa’dan katılanlarla birlikte konvoy olarak döndük. Konvoyumuzda bir sürü jeep var, lüx arabalar var. Biz yavaş seyrederken darlandılar. Kimisi bunu fırsat bilerek sağımızdan solumuzdan geçişlerle arkadaşları, ya da akrabâları olan gelin ve dâmata selâm verdiler. Tebessümler uçurdular. Hayât yolculuklarına gülücükler serpiştirdiler. . Bu arada, oncaları arasından, kendilerine refâkat husûsunda bizi tercih ettikleri için kendilerine buradan teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. Doğrusu mutlu oldum. Rabbim de onları sonsuz mutluluklara erdirsin inşâllâh. Âmin.
Böyle güle oynaya nikâh salonuna geldik. oturanların iki misli de ayakta ve dışarıda vardı. Kenan ÇEBİ, Ayşe Bahar ÇEBİ gibi Belediye başkan adayları yanında çok sayıda iş adamı, basın-yayın çevreleri, kültür-san’at adamları, fotoğraf sanatçıları, eğitim câmiası ve sevenleri oradaydı. Belediye nikâhını Seyit TORUN Bey bizzat kıydı. Şâhitlerden biri olan amca İsmet ŞENOCAK evliliğin tapusu olan EVLENME CÜZDANI’nı gelin hanıma teslîm etti. Daha sonra pastalar kesildi, ikramlar yapıldı. Tebrikler ve takılarla merâsim son bulurken vaktin çıkması endîşesiyle öğleyi edâ için teşebbüste bulundum. Abdestimi aldım. Sonra namaz kılacak yer sordum. Resepsiyon görevlisi bir namazlık çıkararak, müşteri odalarından birini açarak serdi. Tahmin ettiğim gibi namaz kılacak yer yoktu. Farzı edâ edebilmiştim. O arada telefon çalınca aşağıya indim. Mehmet Bey sigara içiyordu.
- Bu artık son sigaram. Önceden beri söylediğim gibi!
- Sigaraya elvedâ, evliliğe merhabâ yâni, öyle mi? İnşâllâh!
Bir-kaç araba hâriç herkes gitti. Bizimkiler de arabaya bindi. Fakat, o da ne? Anahtarı dönderiyorum, ön tabladaki ışıklar bile yanmıyor! Konvoyla gelirken yaktığımız dörtlüleri açık unuttuğumuz için, 2 saatlik sürede akü bitmiş. Haydaaa! Ne yaparız şimdi? Servisi aradım, ulaşılamıyor. Yakınlarımdan aradıklarıma da öyle! Derken, sonuç îtibârıyle, sonradan fark ettiğim, konvoydan bizi bekleyen iki arabadan birine aktardık yolcularımızı. Netîcede gelin hanımın kardeşlerinden biri götürdü onları. Onların hemen peşinden gelen servis de bizim arabayı akü takviyesiyle çalıştırdı. Bu arada ben arabadaki süsleri sökmüştüm zâten. Bir zaman sonra Mehmet Bey arayıp nikâh için gelebileceğimizi söyledi. İki şâhit ve bir Hoca olarak kapıyı çaldık. Biraz hoş-beşten sonra nikâh merâsimine geçtik. Hoca İbrâhim YÜKSEL. Şâhit olarak da Mümin Esat Hocamızla ikimiziz.
Hocamız tecrübeli. Abdest, tevbe, 32 farz, nasîhat, mehirler ciddiyetle yerine getirildi. Öyle ya, insanın her iki dünyâsına da etkili olacak yepyeni bir sayfa açılıyordu. Burada ne kadar özenilse azdı. Nikâhla birlikte onlar için yepyeni bir hayat başlıyordu. Allâh mesut bahtiyâr etsin. Her iki taraf ve yakınları için her iki âlemin de mutluluklarına vesîle kılsın inşâllâh…
Ne derler; “Onlar ermiş murâdına, biz çıkalım kerevetine!..”