ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
*Anadilini tam olarak öğrenmeden başka bir dil öğrenmenin zor olduğu, bu yüzden anadilimiz çok iyi öğretildikten sonra bir başka dil öğrenmek gerektiği unutulmamalıdır. Bizdeki şu an uygulanan sistemin dünyada sömürge devletlerde bile olmadığı bilinmelidir.
* Türkçe, değişik lehçeleriyle bugün 250 milyon insan tarafından konuşulmaktadır. Bu haliyle dünyada en çok kullanılan 5. dil durumundadır. Bu güç, diğer devletlerin dikkatinden kaçmıyor ve bu amaçla Türkçe üzerinde oyunlar oynanmaktadır.
* Türk Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile Dil Derneği arasında çekişmeye son verilmeli, Dil Derneğindeki değerli dilbilimcilerden de yararlanılarak tam teşekküllü sözlük ve yazım kılavuzu hazırlanmalıdır.
* Bir ülkede eğitim-öğretim dili, o ülkenin millî dilidir. Bu da Türkçedir. Başka bir dilde eğitim ve öğretim ciddiye alınmamalıdır.
* Türk dili ve edebiyatı, Türkçe öğretmenlerince çok iyi bilinmeli ve genç nesillere modern yöntemlerle öğretilmelidir.
* Ders kitaplarımız yeniden gözden geçirilmeli, standartlara uygun hale getirilmelidir. Bir örnek vermek gerekirse bizde ilköğretimdeki ders kitapları kelime fakiridir. 7000 kelimedir bizdeki ders kitaplarındaki kelime sayısı.
Bu miktar Amerika’da 71.000 kelime, İtalya’da 33.000 kelime, Suudi Arabistan’da 12.500 kelimedir.
7000 kelimelik ders kitaplarından bilgi edinen gençler/çocuklar 300-500 kelimeyle konuşmakta, okuma alışkanlığı edinmedikleri için de duygu ve düşüncelerini anlatma güçlüğü çekmektedirler.
* Gençler; deyim, atasözleri ve özdeyiş kültüründen mahrum yetiştiklerinden dilimizin zenginliklerini, kültürümüzün derinliklerini fark edememekteler. Buna karşılık sokak argosunu ve öğrenci argosunu günlük yaşam dili gibi kullanmakta ve bunu sanki normal dilmiş gibi bulunduğu her ortamda anlaşma aracı olarak değerlendirmektedir. Bundan kurtulmanın yolu çok okumaktır.
* Az okuyan hatta hiç okumayan bir toplumuz. Japonya’da yılda 4,2 milyar kitap basılıyor; bizde ise 23 milyon…Türkiye’de 20 kişiye bir gazete düşüyor, Japonya’da 2 kişiye bir gazete… 7 milyon nüfuslu Azerbaycan’da kitaplar ortalama 100 bin basılıyor; bizdeyse 2 bin-3 bin… İşin garibi Türkiye’de 400 bin kahvehane var; sinema sayısı ise sade 400… Dolayısıyla insanları/gençleri okumaya, sanata yönlendirmeli; öğrencileri okumaya özendirmeliyiz.
Öğrencileri özendirme daha ilköğretimin 2.-3. sınıflarında sınıf öğretmenlerince yapılmalıdır.
*Basın-yayın kuruluşları dile karşı duyarsızlıktan vazgeçmeli; eğitim amacıyla dili doğru kullanma konusunda programlar yapılmalı, gençleri okumaya özendirmelidir.
* Belediyeler ve ilgili kuruluşlar işyerlerine ad verirken Türkçenin kurallarına uygun olup olmadığını araştırmalı, meclisten bu yönde bir yasa çıkarılmalı, buna uymayanlara yaptırım uygulanmalıdır.
* Televizyon, radyo ve gazetelerin adlarındaki yabancı ögeler çıkarılmalı, doğru dürüst Türkçe adlar koyulmalıdır basın yayın kuruluşlarına…
* Düzeni bozanlara, suç işleyenlere, devleti zarara uğratanlara verilen cezalar gibi dili kirletenlere de yaptırım uygulanmalıdır. Hatta dili bozmak, kirletmek “bayrağa, millî birliğe” karşı işlenen suçlarla eşdeğerde tutulmalıdır.