YAŞLILIK HAYATTAN KOPMAK DEĞİLDİR !
Bundan önceki yazılarımda yaşlılarımız ile ilgili farklı konularda fikir beyan etmiş,onların ruh halleri üzerinde fikir jimnastiği yapmıştım.Bugün de onların mutlu olması adına yapılması gerekenler üzerinde durmak istiyorum.
Yaşlıları nasıl memnun ve mutlu edebiliriz? Elbette onlara henüz işlerinin bitmediğini ve yaşadıkları müddetçe yapacakları daha pek çok şey olduğunu hissettirdiğimiz zaman… Mesela aile ortamı içerisinde de yaşlılara onların yapabileceği bir takım işler verebiliriz. Bu işler, onların kendilerini daha iyi hissetmelerine ve aile içerisinde onlara hâlâ ihtiyaç duyulduğunu hissetmelerini sağlayacaktır. “Küçük bir iş, o bir saatte yapacağına ben hemen hallederim” diye düşünmek yerine, yaşlıların bu işi başardıktan sonra nasıl mutlu olacaklarını ve kendilerine güven duyacakları düşünülmelidir.
Yaşlıların yapabilecekleri işler arasında çiçeklerin sulanması, bahçe işleri, çocuklara göz kulak olma, ufak tefek alışverişler, örgü vb. el işleri sayılabilir. Tabiî bu işler ailenin durumuna göre değişebilir. Özellikle anne-babanın beraber çalıştığı ailelerde; çocukların nasıl bakacağından emin olmadıkları bakıcılara emanet edilmesi yerine, dede ve nineleri tarafından bakılması daha makul bir çözüm olacaktır.
Okuduğum bir eserde ünlü Romalı düşünür “Cicero” yaşlıların sahip oldukları bilgi ve tecrübeleri ile yapacakları daha çok işleri olduğunu ve onlardan faydalanmanın önemi hakkında şöyle diyor:
“İhtiyarlık, insanı işlerden uzaklaştırırmış derler. Evet, ama hangi işlerden? Önce onu tespit etmeli. Gençlik isteyen, kuvvet isteyen işlerden değil mi? Bir kere yaşlıların kuvveti yoktur diye üzülmemeli. Çünkü onların kuvvetli olmalarına lüzum yoktur. Vücut halsiz de olsa, ihtiyarlara göre manevi kuvvetlerle yapılacak işler var mıdır? Ya tecrübeleriyle, ya da düşünceleriyle büyük işler gören ihtiyarlara ne demeli? Yaşlıların işe yaramadığını söyleyenler ne söylediğini bilmeyen insanlardır. Böyle bir iddiada bulunmak, bir gemiden dümencinin hiçbir işe yaramadığını söyleme gibidir.
Öyle ya, gemide kimi direğe tırmanır, kimi güvertede koşar, kimi geminin suyunu boşaltır. Dümenci ise geminin arka tarafında dümen elinde rahat rahat oturur. Hâlbuki geminin selameti adına en önemli vazife dümencidedir. Gerçi yaşlılar gençlerin yaptıkları işleri yapamazlar, ama çok daha büyük, çok daha iyi işler görürler. Büyük işler kuvvetle veya çeviklikle değil, düşünceyle, sözünü geçirmeyle, ortaya doğru fikirler atmayla başarılır.” diyor.
Yaşlılığı daha verimli ve sevimli hale getirmek, kişinin hayata bakışıyla yakından ilgilidir. Yaşlılık çağı, yukarıdaki anekdotta da vurgulandığı gibi işlerden ve hayattan uzaklaşma olarak algılanırsa bu kişi için zor bir sürecin başlangıcı demektir.
Ancak yaşlılık uzun bir çalışma hayatının sonucunda elde edilen bir mükâfat ve hayattan elde edilen semerenin devşirilmesi olarak bakılırsa daha keyifli ve güzel karşılanır. Zira insanın bu yaşlarında da yapabileceği çok işler vardır. Öncelikle yoğun çalışma hayatında fırsat bulup da yapılamayan bir takım aktiviteler ve sanatsal uğraşılar için en uygun zamandır. Bu tür faaliyetlerde bulunmak hem yaşlı insanın zamanını değerlendirmesine, hem de bir işe yaradığı duygusunu kazandırarak hayata daha sıkı sarılmasına vesile olacaktır.
Yaşlanmasına rağmen üretken olmayı beceren insanlar daha az çöküntüye uğramaktadırlar. İnsanoğlu eli tutup, şuuru yerinde olup, ayakta durduğu sürece bir şeyler üretmelidir. Tembellik, yaşlanma sürecini hızlandırmaktadır. Üretmeyip boş duran ve yaşlılığı bir felaket olarak değerlendirenlerin çok kısa bir zaman zarfında kanser veya ağır hastalıklara yakalandıkları gözlemlenmiştir.
Evde bulunan büyükanne veya büyükbaba, gençler için adeta geçmişle bugün arasında bir köprü vazifesi görür. Gençler,yeni öğrendikleri bilgileri ve dinamizmlerini büyüklerinin tecrübeleriyle birleştirebilirlerse daha az yanlış yapar ve hayata karşı daha sevecen daha merhametli oldukları bu çağlarında çocuklarla çok daha rahat iletişim kurabilirler. Dedelerin ve ninelerin torunlarına tatlı bir üslupla anlatacakları masallar, Sevgili Peygamberimizin ve onun güzide ashabının hayatları ve ibretli hikâyeler, değerlerin yeni kuşaklara aktarılması açısından önemsenmelidir.
Son yapılan araştırmalar beynin sürekli olarak yeni şeyler öğrenmesinin hücre yaşlanmasını yavaşlattığını ortaya koymuştur. Yaşlılıkta sık görülen unutkanlık ve bunun ileri aşaması olan bunama, beyinsel faaliyetlerin devam ettirilmesiyle önlenebilir. Yaşlı insanlar yeni kurslara katılarak, satranç oynayarak, bulmaca çözerek, kitap okuyarak, sağlıklarının elverdiği ölçüde seyahat ederek bu hastalıkları kendilerinden uzaklaştırabilir.
Yaşlanmanın yaşla ilgili olmadığını ve çok yaşamakla yaşlanılmayacağını gösteren pek çok örnek vardır. İnsan kaç yaşında olursa olsun, hayata dair isteklerini, ümitlerini ve heyecanlarını kaybetmemişse genç sayılır. İşte bunun örnekleri:
Kristof Kolomb, Amerika’yı keşfe çıktığı ilk yolculuğunda elli yaşını çoktan aşmıştı.
Mimar Sinan,Süleymaniye Camii’ni bitirdiğinde yetmiş yaşını çoktan geçmişti. Ustalık eserim dediği Selimiye Camii’ni tamamladığında ise seksen altı yaşındaydı.
Pasteur, kuduz aşısını bulduğunda altmış yaşındaydı.
Galileo, ayın günlük ve aylık çizimlerini yaparken yetmiş üç yaşındaydı.
Goethe, en büyük eseri “Faust’u” ölümünden bir yıl önce, yani seksen yaşında bitirmişti.
Bu bağlamda, nüfus idaresindeki kayıtlar eskimiş olsa da aslolan; bedenen, zihnen ve rûhen hayattan kopmamaktır.Ne mutlu bunu başarıp aile ortamındaki mutluluğa mutluluk katanlara.