Nasip eden Allah’a hamd ü senâlar olsun, Ramazân-ı şerîf,
Hicaz’da, Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevvere’de, başka yerlerden çok daha
feyizli, bereketli, mükemmel, güzel ve hoş oluyor; sevap da bu mübarek yerlerde
çok fazla!
Bu sene güzel Türkiyemiz’den buralara çok ziyaretçi gelmiş; her
taraf Türk umreciler ve hacılarla dolu, iki adımda bir, tanıdık bir simaya rast
geliyor, sevgili bir dostla karşılaşıyoruz. Ülkemizde, çok istediğimiz hâlde
görüşemediğimiz birçok kardeş ve arkadaşla burada her vakit beraberiz. Adını
söylemeyeyim, sadece bir kasabamızdan, 250-350 kişi beraber geldiklerini
söylediler.
Halkımız elhamdülillâh çok dindar, çok safî, çok uyumlu
insanlar; çevreleriyle, dil bilmedikleri hâlde, hemen samimî ilişkiler
kuruveriyorlar, isteyene yanlarında yer açıyor, aralarına alıyorlar; inat, sertlik, zıtlık yok; edep, ahlâk,
kardeşlik var.
Sabah namazı çok erken, sahurdan hemen 10-15 dakika sonra
kılınıveriyor; hâlbuki normal zamanlarda daha çok beklerler. Mekke’de öğle ve
ikindi namazlarında bile her yer doluyor; biraz geciken yer bulmakta
zorlanıyor.
İkindiden sonra mescidin içinde her yere uzun plastik muşambalar
serilip sofra düzenleniyor; fakir, zengin herkes yanına hiçbir şey almasa bile,
iftar edecek, karnını doyuracak bir şeyler buluyor, bol bol zemzem içiyor; Arap
kahveleri, nâneli çaylar ile safalanıyor. Akşam namazı bu işler olsun diye
biraz geciktirilerek kılınıyor. Bizdeki gibi camiler akşamleyin tenha değil;
camide iftar edilip namaz kılındıktan sonra artık isteyen evine dönüp safalı,
teferruatlı yemek ziyafetini yapıyor.
Yatsı, normal vaktinden yarım saat sonra, çok güzel, vakarlı,
usulüne uygun, aheste aheste, tadı çıkarıla çıkarıla hatimle edâ ediliyor;
acele yok, telaş yok! Hava latif, hele Mescid-i Harâm’ın en üst terasında yayla
gibi, yıldızların, hilalin altında namaz kılmak öyle hoş oluyor ki târiflere
sığmaz. Namazdan sonra yanlarında termoslarıyla gelenler, meyve suları, çaylar,
kahveler içiyor, memnun ve mesrur evine dönüyor.
Buranın ahalisi Ramazanlarda geceleyin pek uyku uyumuyor. Her
taraf ışıl ışıl, yollar, çarşılar kalabalık, kimi ibadette, kimi keyfinde! tâbi
gayr-i meşrû eğlence, içki, saz, söz hiç yok! Kimileri canı isterse Arafat’a,
Müzdelife’ye gidip gece oralarda piknik yapıyor, rahatlıyor, dinleniyorlar. O
yerleri hac zamanındaki izdihamın dışında, tertemiz pırıl pırıl ağaçlıklı,
yeşillikli görmek hoş oluyor.
Tabi, Ramazan’ın son on gününde “itikâf” sünneti var; yani evinden ayrılıp, camiye gelip, gece
gündüz orada zikir, fikir, ibadet, taat, kıraat gibi derunî, lâhûtîbirtakım çalışmalarla gündüzleri saim, geceleri kaim geçirmek, tam
bir âhiret adamı olmak var. Bu Peygamber Efendimizin âdeti, emri, tavsiyesi;
sünnet-i kifâye deniliyor. Yapanlara ne mutlu! Yapmayanları da vebalden
kurtarmış oluyorlar.
Burada küçük büyük okullar, üniversiteler Ramazan’ın son on günü
tatile girdiğinden, üniversiteli pırıl pırıl gençler de gelip Harem-i Şerîf’te
itikâf yapıyorlar, her taraf doluyor, öyle güzel ki aşk olsun!
Allahu Teâlâ bu mübarek ayda sizleri, bizleri af ve mağfiret buyursun,
rahmetine mazhar eylesin, dünyanın her yerindeki kardeşlerimize de huzur,
saadet ve afiyetler ihsan etsin; mücahid kardeşlerimizi mansur ve müeyyed,
muzaffer ve galip kılsın! Âmîn bi-hürmeti
seyyidi’l-mürselîn ve âlihî ecm‘aîn! (Başmakaleler’den alınmıştır)