ordu-logo
Son Dakika
20 Ocak 2017 Cuma

TAŞBAŞI ÖKSÜZ…

26 Aralık 2015 Cumartesi, 10:59

Yalçın Şimşek yazdı…
Mor menekşeler diyarı Ordu’nun en eski mahallelerinden biridir Taşbaşı…
Doğduğum, serpilip geliştiğim mahalledir…
Bir yılbaşı gecesi Taşbaşı’nda Ermeni ustaların yaptığı bağdadi bir evde gözlerimi açmışım dünyaya…
Koşarak çıktığımda, ahşap merdivenlerin gıcırtısı kulaklarımdadır hala…
Fındık kabuğunun yakıldığı “ördek” sobalar ısıtırdı odaları… Tabii ne kadar ısıtabilirse…
14 kapısı 10 odası vardı bahçe içerisindeki evimizin…
Portakal, mandalina, muşmula ağaçları bir yana, o kan kırmızısı açan kokulu güller hala dün gibi gözlerimin önünde… Hani, al yapraklarını kitap sayfaları arasında kuruttuğumuz… Cam şişelere koyup, cam kenarlarına bırakıp gül suyu yaptığımız…
Bir başkaydı o kırmızı güller…
Tüm evler bahçeliydi Taşbaşı’nda…
Komşumuz “Halil Dayı”nın, “Postacı Celal”in, “Katırcıoğulu”nun, “Küçük Safinaz” ve “Büyük Safinaz”ların evi de bağdadi ve bahçeliydi… Ve her evin bahçesinde başta portakal ve mandalina olmak üzere birçok meyve ağacı vardı…
Karadeniz’i, bir hilal gibi kucaklayan güzel Ordu’nun, yüksek mahallelerinden biriydi Taşbaşı…
Bıkıp usanmaksızın kayalıkları döven dalgaları bir kartal gibi tepeden izlerdi Taşbaşı sakinleri…
Martı çığlıkları, hamsi dolu teknelerin iskeleye yanaştığının ilk habercisi olurdu… Eline 18 kiloluk boş yağ tenekelerini alanlar koştururdu iskeleye… Hamsi, bugünkü gibi kiloyla değil, tenekeyle satılırdı o zamanlar… Hatta bol çıkıp fiyatı çok ucuzladığında komşumuz Belediye Başkanı Fazlı Bey, gübre olarak mandalina ağaçlarının dibine dökerdi hamsiyi…
Deniz kıyısı, Taşbaşılı gençlerin ikinci evi olurdu yaz aylarında… Kayalıklardan çıkan o iri midyeleri bir teneke parçasının üzerinde pişirir, nar gibi kızardıklarında iştahla yerdik gün boyu…
Teknesi olanlar, sabahın ilk ışıklarında motor sesiyle uyandırırdı çarşaf gibi serilmiş Karadeniz’i…
Komşuluk sıkı, gençler birbirine kardeş gibi bağlıydı Taşbaşında; birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için misali…
Ramazanda atılan topun hemen altındaki yeşil yamacın adıydı Gıran… Gıran’a çıktığımızda tepeden bakardık Ordu’ya… Biz Ordu’nun Hazerfan Çelebi’si olur, Ordu kanatlarımızın altına girerdi…
Hartamadan itinayla yaptığımız uçurtmalar özgürce dans ederdi Ordu semalarında…
Dile kolay, gençliğimin en güzel yılları, ömrümün üçte biri geçti Taşbaşı’nda…
Kardeşlerime uyup; üniversite, evlilik, iş derken ben de veda etmek zorunda kaldım Taşbaşı’na… Herkes gidince annem babam da fazla kalamadı Taşbaşı’nda… Kız kardeşime yakın olmak için taşındılar Durugöl’deki bir siteye… Babam da, annem de Durugöl’de veda ettiler yaşama…
Taşbaşı öksüz kaldı…
Muammer (Mamik), moda deyimle kankamdı benim… Genç yaşta kaybettik ne yazık ki… Onun cenazesi için Ordu’ya gittiğimde uğramıştım Taşbaşı’na… Son olarak da annemin rahatsızlığı ve kaybında ziyaret ettim Taşbaşı’nı…
Mahallemizin mobilyacısı “Salika”ya da uğradım, muhtar Arif’e de… “Salika” atölyesini antikalarla süslemiş; mahallenin mobilyacısından, mahallenin antikacısına terfi etmiş…
Yeni muhtar kaleci Arif, “Salika”nın bitişiğinde, yani Ordu’da devrimci hareketin şekillendiği o eski çay ocağında… Güner hoca, Talip, Mustafa, “Sakolar”ın bir kısmı ve Ankara ile Ordu arasında mekik dokuyan “leş Osman”ı saymazsak, “Salika” ve Arif’in dışında pek kimse kalmamış Taşbaşı’nda…
Ordu’nun gülü asırlık Handan Ablamızı ayrı tutuyorum tabii ki…
Sivrisinekten kaçmak adına Ordu’nun düz ovası yerine Taşbaşı’nın tepelerine yerleşen Rum ve Ermenilere inat, herkes akın etmiş düz ovaya;
Taşbaşı öksüz…
Yaşlı anne ve babalar dışında bir de yaşlı evler ve yaşlı meyve ağaçları kalmış Taşbaşı’nda; Taşbaşı kimsesiz…
Cadde ve sokaklarında çocuk seslerinin çınladığı o Taşbaşı yok artık; Taşbaşı sessiz…
O güzelim tarihi evler, daha da eskimiş, daha da yıpranmış; Taşbaşı bakımsız…
Bir iş gezisi için Kayseri’ye gittiğimde, herkes mantı yeme sevdasına düşerken, ben el dokuma halıların satıldığı çarşının yolunun tutmuştum… Çünkü el halıları büyüler beni… Her deseni yaşamın bir parçasıdır, her ilmek farklı bir anlam taşır… Saatlerce kalabilirim el halısı satan mağazalarda…
Sorup, soruşturmama rağmen Kayseri’de el halısı bulamamıştım!.. Nedenini sorduğumda, “artık el halısına rağbet yok, evlenecek kızlar bile el halılarını satıp Çin halısı alıyor” diye yanıt vermişti satıcı…
Sanki el halıları gibi Taşbaşı’nın da kaderi…
Apartman katında oturmak uğruna herkes terk etmiş o güzelim tarih kokan evleri, o güzelim bahçeleri… Tarihi bağdadi evleri, meyve ağaçlarıyla bezeli o yeşil bahçeleri ve o güzel manzarasıyla Taşbaşı yetim artık…
Cıvıl cıvıl çocuk sesleri, “Çarıkçı Fadime” teyzenin heyecanlı konuşması, yatıp yuvarlandığımız Gıran, her pazar “yağlı” için sıraya girdiğimiz fırın, “Ali Bakkal” ve uçarak denize atladığımız “Motor İskelesi” anılarda artık…

taşbaşı 3

taşbaşı 2

taşbaşı 4

Yorum

  1. Şeref Özkan

    26 Aralık 2015 at 12:52

    Kaybolan bir yaşam biçimini ve tarihi okurken hüzünlendim, etkilendim

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Web Tasarım
ankara escort gaziantep escort porno izle porno turk porno eskisehir escort bodrum escort bursa escort bursa escort izmir escort istanbul escort izmir escort ankara escort Samsun Escort konya escort Fethiye Escort porno izle fatsa haberleri eskişehir web tasarım escort ataşehir antalya escort