ordu-logo
Son Dakika
22 Ocak 2017 Pazar
06 Kasım 2015 Cuma, 16:50
YAVUZ KALYONCU
YAVUZ KALYONCU yavuzkalyoncu@hotmail.com Tüm Yazılar

Arıcı Çadırında bir gece ve arı mucizesi…

 

Av sezonu açılışı her avcının heyecanla beklediği zamandır. Bir hafta, on gün önce, yer tespiti yapılıp, planlar yapılır,kıyafetler, cephaneler, uyku tulumları hazırlanır heyecanla o gün beklenmeye başlanır. Ben de avcı arkadaşım Dursun Alptekin’le Gümüşhane için planımızı yaptık.

YAVUZ1

Hazırlıkları bitirdik ertesi gün yola çıkacakken Dursun telefon açtı; “Planda bir değişiklik yapabiliriz bizim Hüseyin’in Sivas Zara’daki arısına ayı zarar vermiş yarın oraya gitmek zorunda, iyide keklik tavşan varmış! Zara’ya gidelim mi?” dedi. Sesindeki kararlılığı ve inanmışlığı anlamıştım isteğini ikiletmedim. Sabah beni evden aldılar, yola çıktık. Çambaşı üzerinden Yeşilce’den, Mesudiye’den geçerek dört saatlik sohbet muhabbet av hatıralarıyla geçen bir yolculuktan sonra Hüseyin;

YAVUZ3

“Zara’ya geldik buradan yirmi kilometre sonra benim arı koyduğum Bektaşköy’e varacağız” dedi. Zara uzunlamasına kurulmuş bir yerleşim YERİ. Tam ortasından sola dönerek köprüden geçip yolumuza devam ettik .Binbeşyüz rakımlı yayla görüntüsü veren küçük köylerden geçtik, on dakika sonra solumuzda kavak ağaçları arasındaki bir vadide derenin kenarına kurulmuş arı kovanları görününce Hüseyin ‘’işte benim arılar” dedi, yüzünde güller açmıştı. Toprak yoldan ilerleyerek köprüden geçip arının olduğu yere yaklaştık, Hüseyin arabayı durdurup camını açarak yolda koyun otlatan yaşlı adama seslendi. Gönül okşayıcı dost sözlerle adamın gönlünü aldı, adam da bizlere el sallayarak “hoş geldiniz” dedi. İlerledik arı kulübesinin yanına arabayı park edip, ayının verdiği zararı kontrol etmeye gittik. Hüseyin öyle güzel bir sistemle arısını kontrol altına almıştı ki Dursun da bende şaşırmıştık.

YAVUZ2

Arıcılar kamp kuracakları yerin suya yakın olması, ulaşımın kolay olması yerleşim yerlerindeki insanlara zarar vermeyecek mesafede olmasına siperde olmasına dikkat ederler. Hüseyin tam aranılan yeri bulmuş. Tepe ile ırmak arasında düz bir alanda 450 arı kovanını aralıklarla, arının yaylıma çıkış deliklerini güneye kıble yönüne koyarak düzgünce yerleştirdikten sonra, arıların konulduğu yerin 10 metre yanına, tam orta yerine 3 metreye 3 metre yanmaz ahşap maddeden yapılmış profil demirlerle sağlamlaştırılmış kulübesini koymuş, kulübeyle arıların tam ortasına da elektronikçilerin seyyar arıcılar için tasarladığı güneş panelini yerleştirmiş.

YAVUZ4

Güneş paneli gün ışığından aldığı enerjiyi depolayıp akümülatör vasıtasıyla 12 volta ayarlayıp dağıtımını yapıyor. Hüseyin de bu elektriğin bir kısmını kulübesinde aydınlatma, televizyon ve küçük buzdolabı için kullanırken bir kısmını da, arı kovanlarının etrafını, bir baştan bir başa çevirdiği tel örgülere verip, geceleyin gelecek olan yabani hayvanlara karşı kullanmış.120 volt olmadığı için bir dokundum hatırı sayılır bir şekilde çarpıldım.

İşte gece gelen ayı da çarpılınca panik yaparak kaçarken beraberinde yedi sekiz elektrikli direği yerinden sökerek devirmiş. Şükür ki arı kovanlarına zarar verememiş. Civarın tahminen tek ayısı olduğu içinde elektrik çarpmasını benim gibi unutamadığından daha da gelmemiş. Ayı balı çok sevdiği için her türlü tehlikeyi göze alıp, seyyar arıcıların olduğu yerlere özellikle gece gelir, arılar ve arıcı uykuda iken gözüne kestirdiği bir kovanı koltuklayıp dereye götürüp suya atar arıların suda temizlenmesini bile beklemeden arılarla beraber mumuyla birlikte bir kovan balı bitirirmiş.

Öğlen olmuştu, kulübesinde sıkılan av köpeği, Rita’yı çıkartıp çevrede av aramaya başladık. Biz Dursun’la tepeye çıkmıştık ki, Hüseyin bir sürü kaçırdığını tüfeğin emniyetini açmayı unuttuğu için tüfek atamadığını sürünün ileri konduğunu söyledi. Tepeden onun yanına aşağı indik. Biz inene kadar sürü çoktan uçmuş izini kaybettirmişti. Hava karardı, kulübeye döndük.

YAVUZ6

Kulübede genel temizliği yapan Hüseyin menemen yapmak için kolları sıvadı. 15 yıldır arıcılık yaptığı için… ‘’Benim gibi seyyar arıcıların en çok yaptığı yemek menemendir. Bu konuda iddalıyım, menemeni iyi yaparım” dedi. Gerçekten iyi yapmıştı. Beraberinde kovandan aldığı taze balla, peynir, zeytin turşu ile birlikte büyük bardaklarla içilen çayın yanı sıra muhabbeti de katık yapınca vaktin nasıl geçtiğini anlayamadık. Yere sünger yatakları serip üzerlerine uyku tulumlarını serdik. Uyumak için tulumlara girdiğimizde yanımda yatan bizim buralara gelmemize sebep olan Hüseyin’e arılar hakkında sorular sormaya başladım.

YAVUZ5

Çocukluğumuzun korkulu rüyası iğnesi ile sokmadığı kimse kalmamış olan, balı şifa olan bu 1,2cm.lik küçük çalışkan hayvan nasıl geçim kaynağı olup nasıl kontrol altına alınıyordu.

Hüseyin anlatmaya başladıkça yanda uyuyan Dursun da konuya katılmaya başladı, bildiğim kadarıyla Hüseyin arıcılığı dayısı olan Dursun’dan öğrenmişti. Dinledikçe hayretler içinde kaldım.

YAVUZ7

Bal arıları insanlar için yenilebilinen besin yapan tek böcek. 1970 doğumlu Hüseyin seyyar arıcılığa başlama kararını 2001 yılında almış, 70 arı ile başlamış, şimdi ise bakabileceği kadar 450 kovan arısı var. İlk zamanlar, Fındık ilaçlaması öncesi Nisan ayının sonuna kadar Ordu’da köyde baktığı arısına Nisan sonu Sivas yöresinden yaylım kiralayarak yapmış. Ekim ayına kadar gurbette arının yayılmasını sağlayıp seyyar arıcılık yaparmış. Şimdilerde arısı çoğaldığından Ekim dönüşü arının kendini en iyi şekilde yenileyip sezona güçlü girebilmesi için Aydın yöresine yaylıma gidiyor.

Ordu’da yaygın olan seyyar arıcıların gidecekleri yerleri belirledikten sonra müracaat edecekleri makam o yerin Tarım il müdürlükleridir. Arıcılar bu konuda dertli. Gittikleri bölgelerde izni alan arıcılar tıpkı avcılar gibi yöre halkının ve muhtarların direnci ile karşılaşıyorlar. Yöresine ve muhtarına göre 3-5 bin lira, yardım adına para ödemek zorunda bırakılıyorlar.

İlk gittiğin yerde arıyı nasıl yerleştiriyorsun? diye sordum;

“’İçinde petekleriyle dolu olan arı kovanını çıkış kapısı güneye gelmek üzere ikişer metre aralıklarla toprak üstüne koyuyoruz. Hepsini uygun şekilde yerleştirdikten sonra teker teker arıyı uçuşa açarız. İlk uçmaya başlayan arılar yöreye yabancı oldukları için yön uçuşunu çiçeği bulana kadar sert yapar, yani sinirli olurlar. Bu aşamada etrafında gezenlere zarar verebilirler. Arıcılar bunu bildikleri için ilk gün maskelerle gezerler. Arıyı rahat ettirdikten sonra arıyı koyduğu yere hakim arıdan 15-20 metre uzağa kendi kulübemizi yerleştiririz.’’dedi.

YAVUZ9

KURAN’DA ARI…

Arı Mucizesi Kuran’da başlıyor. Nahl suresi 68. ayette Allah(c.c ) Bal arısına şöyle vahyediyor:

“Dağlardan; ağaçlardan ve insanların kendine kurduğu çardaklardan kendine göz göz ev(kovan)edin. Sonra da her türlü meyveden ye de Rabbinin sana yayılman için belirlediği yolları tut, onların karınlarından çeşit çeşit şerbet çıkar ki ondan insanlara şifa vardır.” Nahl:16/68-69.

Kuran da vahyedildiği gibi arılar insanların kontrolüne geçmeden kayalarda ağaç kovuklarında yuvalanmışlar, sonra insan yaptığı kovanlarda düzenli olarak arılardan bal almaya başlamış. Göz önüne alınan arıları inceleyen insan yeni yeni mucizelerle karşılaşmış.

ALTIGEN PETEK GÖZLERİNİN SIRRI

Milyonlarca yıl öncesi yapılan incelemelerde ortaya çıkan bir gerçek de; dünyanın her yerinde arının petek içinde yapmış olduğu balmumunun gözlerinin altıgen şeklinde olmalarıdır. Bu altıgeni inceleyen bilim adamları araştırmalarını artırdıkça hep şaşırmışlar. Kovan içinde petekte altıgen odacıkları yapmakla görevli işçi arılar insanın içeri bıraktığı bal mumu üzerinde dört bir taraftan çalışmaya başlayarak kısa bir sürede altıgen odacıkları yaparlar. Öylesine ilginç bir çalışma örneğidir ki dört bir taraftan örmeye, işlemeye imalata başlanarak ortada sıfır hata ile birleşen başka bir çalışma örneği yoktur. Yapılan her altıgen odacığın derinliği 12 mm, duvar kalınlığı ise milimetrenin yirmide biri kadar olmasına rağmen bal ile doldurulduğunda petek hiç zarar görmeden içerisinde bal saklanır.

Bu odacıklar yuvarlak olsaydı kenarlar birleşmeyecek mum zayiatı olacaktı. Diğer geometrik şekillerde incelenince sonuçta bir gerçek anlaşıldı. İsrafı sevmeyen bu mucize yaratıkların yaptığı altıgen odacıklar için az malzeme, yani mum tüketimi oluyor ve hacim olarak en çok bal da bu altıgen odacıklarda depolanabiliyor.

Antoine Ferchault adındaki bir bilim adamı “Arılar problemi” diye bir geometri sorusu sormuş. Bu soru; “Tabanı birbirlerine göre eğimi ayni olan üç çeşit eşkenar dörtgen ile kapanmış düzgün altıgen bir dik pirizma verilsin. Bu prizmanın toplam yüzey alanının en küçük değerde olması için eşkenar dörtgenler arasındaki açılar ne olmalıdır?”

Bir Alman, bir İngiliz, bir İşviçreli Matematikçi bu problem için günlerce uğraşmışlar sonunda 70 derece ve 32 dakika olarak bulmuşlar. Bulunan bu sonuçta işçi arıların yaptığı petek gözeneklerinin açısının aynısı olduğu anlaşılır.

Yalnızca 45 uçma günü ömrü olan bal arıların bu ince hesapları yapması. Altı haftada yeni sesler çıkarabilmeye başlayan insanoğlu ile karşılaştırılamayacak bir mucizedir. Bal arısına bu bilgileri öğreten Allah ayni zamanda fazla bal ürettirerek insanlara da hikmetini göstermektedir.

Bal arıları; Arı sütü-polen-bal-bal mumu gibi insan sağlığı ve beslenmesi yönünden son derece değerli bu ürünleri yapması yanında, doğal ve tarımı yapılan bitkilerde sağladığı tozlaşma ile toplum için hayati önem taşıyan hizmet gerçekleştiriyor.

İNSANLIĞIN DEVAMI ARILARA MI BAĞLI?

Milyonlarca yıldır var olan arılar için Albert Einstein; “bal arıları yok olursa dört yıl içinde insanlık yok olur demiş.‘’

Bitkilerde tozlanmaya yardımcı olan, doğal dengenin en önemli canlılarından birisi olan arılar yok olursa, yüz binlerce bitki türü, ağaç ve çiçekler döllenme yapamayacak dolayısıyla dünyamızda bir gıda krizi çıkacaktır.

Beyin fonksiyonlarını harekete geçiren Pinosemprin içeren tek besin maddesi baldır. Bal arılarının altı bacakları, kafalarının iki yanında binlerce lensin birleşmesinden oluşmuş iki gözleri, kafalarının üstünde üç küçük gözleri, iki parçalı kanatları, nektar keseleri ve bir mideleri vardır.

Arının yaşamında iş bölümü, yardımlaşma ve disiplinli çalışma vardır. Koloniler halinde yaşarlar. Benzetme yapacak olursak her bir koloni bir devlettir. Her koloninin başında görev dağılımı yapan bir ana kraliçe arı vardır. Bu arıya Bey Arı, Ana Arı ve Kraliçe Arı gibi isimler verilir.

15 yıllık tecrübeleriyle Hüseyin anlatmaya başladı:

“Ana Kraliçe arı kovanın her şeyinden sorumludur. Her kovanda bir ana kraliçe arı vardır. Günde 2000-2500 yumurta yapan kraliçe ayni zamanda işçi arılar arasında görev dağılımını da yapar. Kovan içi sıcak olduğunda işçi arılara talimat vererek çıkış kapısına doğru hep birlikte kanat çırpmalarını söyleyerek bir klima gibi içerinin havasını istediği konuma getirtir. Tersi durumda da sıcak olmasını sağlamak için yine işçi arılara ters şekilde kanat çırptırarak vücut sıcaklıklarının artması ile havayı ısıtır. Ana kraliçenin sağlıklı yumurtlaması için sıcaklığın korunması gerekmektedir. Çok soğuk olduğu durumlarda işçi arılar çalışmayı bırakıp asıl görevleri olan kraliçeyi korumak için ana arıya sarılarak bütün arılar bir üzüm salkımı oluştururlar ki, buna kış salkımı denir.

Bir kovanda on bin ila seksen bin arası işçi arı bulunur. Yumurtadan çıkan işçi arılar 10 günlükken karınlarındaki balmumu bezeleri sayesinde mum üretip, bal mumu yapmaya ardından da altıgen petekleri işlemeye başlarlar. İşçi arılar kovan içinde 20 gün iç hizmetlerde çalışırlar. Kovan içi temizlik, arı sütü salgılama, balın olgunlaştırılması, altıgen petek örme, kovan giriş çıkışlarını kontrol ederek nöbet tutma, yavrunun ve ana arının bakımı, 21 gün sonunda dış hizmette nektar, bal özü, su, polen, propolis ve bal toplama görevlerini yapar.

KRALİÇE ARI HAYATI BOYUNCA BİR KEZ ÇİFTLEŞMEK İÇİN DIŞARI ÇIKAR!.

Bir işçi arı bir seferde aldığı yüke göre elli ila yüz çiçek gezerek görevini yapar. Arıların vızıltı sesleri kanat sesidir. Dakikada 11.400 kere kanat çırparlar, birbirleriyle dans ederek anlaşırlar. 45 günlük uçma ömrü boyunca bir arının yapabildiği bal ancak bir çay kaşığının yarısı kadardır. Kraliçe arının genelde beş yıl ömrü var denilse de çalışması yavaşlayan, yaşlanan kraliçe arı kovanda sorun olmaya başlayınca işçi arılar birlik olup kraliçe arıyı öldürürler ve kovandan atarlar (Genelde iki yıldan sonra). Hemen yerine kraliçe arının en son yaptığı 6 yumurtayı ayırıp ona özel hizmet uygulayıp bakıma alırlar. Seçilen yumurtaların içine bol miktarda arı sütü koyarak o yumurtaların hızlı bir şekilde gelişimini tamamlarlar. Kraliçe aday arılar 11 günde memeden dışarı çıkarlar. Bunların arasında en kuvvetlisini kovanı yönetmek için seçen işçi arılar diğerlerini kovanın dışına atarlar. Seçilen Kraliçe arı beslenmeye devam ettirilir, bir hafta içinde çiftleşmek için kovandan dışarı çıkar, çiftleşme dansı yaparak özel feremon kokusu salgılayarak erkek arıları peşine takarak gökyüzüne yükselir. Bu yükseliş iki kilometre kadardır. Ayni seviyeye yükselme başarısı gösteren erkek arılardan ilk gelenle çiftleşip geri kovana döner. Çiftleşen erkek arı ölür. Kovana dönen kraliçe arı işçi arılarca karşılanır. Çiftleşme sonrası bakıma alınır.Tekrar çiftleşmeye çıkar bu çiftleşme kraliçe arının sperm kesesi doluncaya kadar devam eder. Bu sürede 7 ile 17 çiftleşme olduğu söylenir. Çiftleşme işlemi sona eren kraliçe arı kovana dönüp yumurtlama işlemine başlar. Bir sıvı salgılayıp bu sıvıyı bütün kovandaki arılara bulaştırır. Belli bir kokusu olan bu sıvı, diğer kovandaki arılarla birbirlerine karışmalarını önler. Her kovanın kokusu ayrıdır. Başka kovana girmek isteyen arılar kapıda nöbetçiler tarafından uyarılır. İçeri alınmaz.

Arı yağmurda da uçar ama soğukta uçmaz, yani çalışmaz. Arı çalışkan bir böcektir. Tembelliği sevmez, günde 7 defa dışarı çıkar görevini yapıp, polen, arı sütü, propolis, su veya bal toplayıp geri kovana gelir. Buna rağmen hayatı boyunca bir çay kaşığı bal toplayamaz. Bir kilo bal için 40 bin arının 6 milyon kez çiçeğe konup bal alması gerekir. Kovanda hazır yiyici olan erkek arılara göz yuman işçi arılar erken sonbaharda ve yazın erkek arıları dışarı atarlar ölüme terk ederler. Erkek arıların kendilerini savunacak iğneleri yoktur.

YAVUZ8

Arı Kolonisini (Devlet)korumak için ÖLÜR

Arılar iki kilometre mesafeden balın kokusunu alırlar. Buldukları balın veya çiçeğin yönünü arkadaşlarına bildirirler. Uçma hızları saatte50 kilometreyi bulur. Arıların insanı sokması en son aşamadır. Arı kendisini ve kolonisini çaresiz ve tehlikede hissettiği zaman önce kanat çırpmasını arttırarak sesle uyarır, sonra hep beraber gürültü çıkartırlar. Sonra hızla vururlar ondan sonra iğnelerini kullanırlar. İğnesini kullanan arı zaten ölür. Kısaca arı kolonisini korumak için ölümü göze alır.”

Güzel bir av oldu diyemem ama; Çocukluğumun korkulu rüyası arı gerçeğini öğrendim. Gezgin Arıcıların çilelerine şahit oldum. Zor şartlarda gurbet ellerde ayı, kurt tehlikesi ile karşı karşıya kalan, köy muhtarlarının iki dudağı arasında, arısına bakım yapan, anadan ayrı, yardan ayrı çocuklarından ayrı, ekmek parası için arıcılığı yaşatan, doğal dengeye katkı sağlayan arıcılarımızın yaşantısına bir gün de olsa şahit oldum.

Sağolasın Hüseyin. Mevsimin bereketli, arın, balın bol olsun… (Ordu Hayat)

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Web Tasarım
ankara escort porno izle porno turk porno eskisehir escort bodrum escort bursa escort bursa escort Samsun Escort Bursa Escort mersinliescortt izmir escort istanbul escort izmir escort ankara escort Samsun Escort konya escort oyuncak hikayesi 4 izle Fethiye Escort porno izle fatsa haberleri eskişehir web tasarım escort ataşehir