ordu-logo
Son Dakika
19 Ocak 2017 Perşembe
25 Haziran 2016 Cumartesi, 09:00
SEVİNÇ E. KAMBER
SEVİNÇ E. KAMBER kambersevinc@hotmail.com Tüm Yazılar

Ayında, gününde yaşa geç…

Malum Ramazan ayındayız, insanların birbiriyle paylaşım ayı. Fitremiz, zekâtımızı bu ayda dağıtırız. Ne güzel yardımın ve paylaşımın bir nevi nefsin paylaşımını malından kopup dünyada yaşadığını ( varlıklı olanlar için) paylaşman gerektiğin nefsini terbiye etmek. Yoksula el tutmak, komşunla, akrabanla paylaşmak, varlığın bu dünyalık olduğunu, yaşadığını paylaşmanın ki her türlü paylaşımdır bu, ruhuna huzur ve mutluluk katarak doyuma ulaştırdığı bir ay. Diyeceksiniz belki hayırdır?

Hayır hayır! Kafanızı karıştırmayayım. Her zamanda sadaka verip bir yoksulu sevindirip doyurabilirsiniz. Aslını sorarsanız Türk milleti kültür olarak da paylaşımcı bir millettir. Hiçbir zaman dayatma yapmamıştır. Yerleşik bir hayata geçişte ve çeşitli dinlerin kültüre girişiyle asimilasyona uğramış. Toplumda bu inancın getirisi diye gösterilmiş. Paylaşmak kötü bir şey değil eyvallah. Buradaki tehlikenin büyüğü inanç diye dayatmadır. Bu kapsama alırsan insanlığı inancıyla bölersin senden olan olmayan diye ve insanca yaşamın getirisi olan paylaşımı da benden olan olmayan gibi bölersin. Bu da ezilen bir bölüm oluşturursun ki ya sinmiş ya da reddeden bir grup oluşturmuş olursun. Tarihi bir inceleyin, ezilen toplumlar hep ezmiştir… Ezmenin güç olduğunu sanırlar. Ki yanlış ezerek daha ezici bir güç oluşturursun. Oda daha sonra seni ezer. Kısır bir döngü!

İnsanların inançlarıyla olan dayatmalar her zaman farklı, ya mezhepleri doğurmuş ya da cemaat adı altında bir takım kuralları. Tek tanrılı dinlerin çoğu bir peygamber ve kutsal kitapla insanlığa yayılmıştır. İndiği zaman farklı bir dilde inmemiş o toplumun kullandığı dille inmiş. Ahlakı bozulmuş toplumlara inmiş ki güzel ahlaklı birlikteliği olan toplumlar oluşsun diye. Din aslen ayrıştırmaz hiçbir zaman. Ama dini insanların inandığı değerleri kullanarak bir güç elde etmek istersen? Sen şucusun, sen bucusun diye kişilere hakaret ederek bölersin. İnsanlar özünde değerlidir çünkü. Ne zaman özüne kendi inandıklarına hakaret edersen seni reddeder ve cephe alır. Tarihe bir bakın, kavim savaşları harçlı seferleri, inandıkları değerleri ya sahiplenme ya da karşı çıkmanın anında doğmuştur.

Demek ki insanları inandıkları değerlerle yargılayıp kanunlar yapmak doğru değildir. Din bir kanun değildir, inanç sistemidir. O zaman kanun ayrı bir statüde değerlenmelidir. Çünkü bulunduğun toplumun getirileri insanların ahlak yapısını oluşturur bu da zamana ve yaşam şekline göre değişir. Demek ki kanunlar da insanların yaşam getirilerine göre düzenlenmelidir. Yaşamda insan kazanmak esas alınmalı kişisel haklara, bireyin toplumda inandığı değerlerden yargılanmamasına artı birlikteliğin bir inanç değil kişisel değerlere saygınlık olduğunu aktarılması gerekli. Yani başta da belirttiğim gibi ben dinimi övüp öne çıkaracağım diye birlikte yaşadığım benimle aynı inançta olmayan insanları aşağılayıp kıstas koyamaya hakkım yoktur. Para ya da malından böldüğünle sadece bunlarla zekât sadaka olmaz. Nezih duruşunla, gülüşünle, hoşgörünle, insanca yaşamı paylaşımınla da bir bunu yaşatıp sergilemelisin; bunu bu benim inancım diye yapıp bir tarafı övmek, inandığın değerleri yaşamında sergilememek olur. Ve sadece şekilci bir toplum oluşturursun. Bununda inançla bir ilgisi yoktur sanırım.

Sadece ayında, gününde yaşanmaz; amaç, tüm yaşamına bunu aktarmak ve yaşatmaktır.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Web Tasarım
ankara escort gaziantep escort porno izle porno turk porno eskisehir escort bodrum escort bursa escort bursa escort izmir escort istanbul escort izmir escort ankara escort Samsun Escort konya escort Fethiye Escort porno izle fatsa haberleri eskişehir web tasarım escort ataşehir antalya escort