ordu-logo
Son Dakika
24 Ocak 2017 Salı
27 Kasım 2015 Cuma, 11:20
ERDOGAN ERİŞEN
ERDOGAN ERİŞEN erdoganerisen@mynet.com Tüm Yazılar

Beraber üzüldük biz bu yollarda…

 

 

“Ölmemek elimizde değil ki bizim. İyi yaşamamak beni tek korkutan” demiş, Ömer Hayyam…

Şimdi Pazar günü önce evinin önünden, ardından 40 yılını verdiği CHP’nin kapısından, sonra terörün Türkiye’yi kasıp kavurduğu 1977 yılından başlayan 3 dönem başkanlığını yaptığı belediyenin avlusundan, sonra da Ulu Camii önünden olmak üzere 4 ayrı törenle uğurladığımız bu şehrin “efsane başkanı ve siyasetçisi” Kazım Türkmen’i bu törenlerde yalnız bırakmayan yüzlerce insanı gördükten sonra yukarıdaki sözlerin kimlere yakıştığını da görmenin ve böylesi bir büyük insanla 30 yılını paylaşmış olmanın gururuyla bu yazıyı kaleme alıyorum.

Aslında ben son duygusal yazıyı 17 binin üzerinde insanımızı kaybettiğimiz Gölcük depreminden sonra yazmış ve bir daha da yazmamaya da kendi kendime söz vermiştim. Ancak gerek Ordu’da gerekse Milletvekilliği döneminde Ankara’da sabahlara kadar Ordu ve CHP için birlikte emek verdiğim Kazım ağbimden sonra biraz duygularım depreşti, duygusal yanım öne çıktı gibi.

Yaşasaydı bu yazıma “yazma” değil de o kibar ama temenni dolu, koruyucu içtenliği ile “boş ver be!” diyeceğini biliyorum. Ben de Pazar günü O’nu o dönüşü olmayan yolculuğuna uğurladıktan sonra “boş ver be!” demeliyim mi derken, aklıma O’na en çok dokunan, bizim deyimimizle ‘koyan’ CHP’den birlikte ihraç edildiğimiz gün oturup da karşılıklı isyan ettiğimiz, saatler geldi. Artık içe atma değil, yazma zamanı geldi dedim.

Keşke bugün aramızda olsaydı da ne onun “yazma” diyeceği, ne de benim yıllar sonra yazmak zorunda olacağım duygusal ve isyan dolu bir yazı gündeme gelmeseydi.

Kusura bakma kazım ağbi. Sen bu partiye 40 yılını verdin. Sen bu şehrin “şehri emin”i olarak; silahların gölgesinde teröre, silah kaçakçılarına, eşkiyalara karşı kendini ve aileni feda etme pahasına CHP’liliğinden ve “şehri emin”liğinden ödün vermezken, sahildeki yağmalara karşı koyarken, onun tam tersini yapanlar için bu partiden seninle birlikte ihraç edilebilecek kadar kalleşliğe uğrayan kardeşin, evladın, yoldaşın olarak bu yazıyı yazma zamanımın geldiğini düşünüyorum.

Belki biraz daha bekler, düşünür vazgeçerdim diyordum ama o defin öncesi Harun ağabeyimin parti ve belediye önündeki törenlere gelmeyeceğini ısrarla diretmesi, ‘sahte yüzlere’ vurgu yapması beni tetikledi de, diyebilirim.

30 yıldır birlikte siyaset yaptığım, 4 yıl TBMM’de danışmanlığını yaptığım, 2’si Belediye Başkanlığı, biri de milletvekilliği olmak üzere iki seçimde mutluluğu birlikte paylaştığımız, CHP’nin baraj altında kaldığı gece birlikte gözyaşı döktüğümüz, siyasetin her kademesinde birlikte mücadele ettiğimiz Kazım ağbimin arkasından dökülen gözyaşları kadar sahici ve dürüst değil, yapılan konuşmalar. Bana dokundu, bana koydu!.. Tıpkı bizi CHP’den ihraç ettiğiniz gün gibi.

Herkes konunun nereye geleceğini buraya kadar anladı zaten. Gelin o zaman başlayalım. Kazım Türkmen CHP’de 1 oyla ön seçimi kaybettiği günün ertesi; biri iktidarda olan 3 partinin Kazım Türkmen’e Belediye Başkanı adaylığı teklif ettiği gün; bugün arkasından övgü düzen sahtekarlar, siz ne diyordunuz;

“O bürodan çıkmasın, biz iki katı fark atarız!”

O ne diyordu biliyor musunuz;

“Siz kulak asmayın. Bırakın iki katı fark atmayı. Bir oyla da olsun alsınlar da yeter ki Belediye yeniden CHP’li olsun…”

Siz dün ‘ülkücüyüm’ diyerek ülkücüleri, ‘sizdenim’ diyerek ANAP’lıları kandıran, ‘CHP olmasa MHP’ , ‘MHP olmasa ANAP’ , ‘DSP beklemede’ , ‘bu işin bağımsızı da var’ diyen sahtekarlar; elbette bugün aldığınız bir sıfatla CHP üzerine konuşabilirsiniz. Ama Kazım Türkmen, onun hizmetleri, belediyeciliği ve partililiği üzerine konuşacak en son insan sizsiniz!

Siz; “ondan çok şey öğrendik” diyemezsiniz! Siz eğer Kazım Türkmen’den azcık bir şey öğrenmiş ve azcık da CHP’li olsaydınız, 12 Eylül öncesinin; silahların simit fiyatına satıldığı, bürokrasiye altın kabzalı silahların hediye edildiği, karaborsanın devlet eliyle meşrulaştırıldığı, sahillerin yağmalandığı bir dönemde Kazım Türkmen şehri egemenliği altına alan kaçakçı ve karaborsacıların villalarını yıkarken, karaborsacılığı ve tekelleşmeyi önlemek için tanzim satış mağazaları açarken, belediye otobüslerini hizmete sokarken siz Boztepe’yi, özel idare arsalarını, sahili, kumsalı, şehri mafyaya yağmalaştırmaz, teslim etmezdiniz!

Kazım Türkmen’i azcık anlasanız veya sorsaydınız; O size şehrin vitrininin ortasına Anemon Otele, yetmedi imar kıyağına, iki masa, 3 oda fazla yapsın diye yeşil alana trafosunu koymasına, Türkiye’de Ordu adı ile özdeşleşen Boztepe’ye 5 katlı otele, kumsala restorantlara, sahile ve şehrin göbeklerine imara aykırı büfelere, devlet 100 yıllık binaları restore ederken sizin 30 yıllık belediye binasını yıkmanıza, yıkarsanız da yerine dev bir bina dikmenize, otoparkları şehrin ve CHP’nin gençlerine iş alanı yaratmak yerine mafyaya teslim etmenize, devletin ruhsat ve izin vermediği tarikat ev ve yurtlarına izin vermezdi!

30 yıldır birlikte politika yapıyorum. Birbirimize bakışımız hep politikanın dışında olmuştur. Biz öyle milletvekilliği, belediye başkanlığı, il başkanlığı, delegelik üzerine kurmamıştık dostluğu, birlikteliği. Biz kaybedeceğimizi bile bile ‘önce CHP’ dediğimiz Şadi Arslantürk ile başladığımız Kenan Çebi ile devam ettiğimiz tüm seçimlerde önce CHP diyen, ama dost olan insanlardık. Birbirimize arkamızı dönerken bile güvenimiz tamdı. Kendi adıma bir kez olmak üzere ayrı düştüğümüz seçimler olsa bile hiçbir safta, hiçbir masada ayrı düşmedik.

………………….

İnsana ne dokunur bilir misiniz. Nedir en ağırı? Tabi ki, iki yüzlülüktür! Ne kadar doğaldı sevgili 25. Dönem Milletvekili Dr. Mustafa Adıgüzel’in konuşması. İl Başkanı Cemil Cebeci’nin, Prof. Dr. Haluk Koç’un konuşmaları. Büyükşehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz’ın söylemleri. Haluk Koç, “Ordulular bu büyük insanın ismini yaşatmalı” derken, peşinden Enver Yılmaz’ın “biz onun ismini yaşatmaya hazırız” diye devam eden sözleri gel de isyan etme dedirtti bana!

Gel de isyan etme! Yahu bu kadar bu ağabeyini seviyordun da bu şehri 10 yıl sosyal demokrat kimlikle yönetirken aklına gelmedi mi Kazım Türkmen?

Haluk Koç, Enver Yılmaz, İdris Yıldız kadar içten ve gerçekçi olsaydı keşke söylemleriniz de 10 yıl bu şehri sosyal demokrat ve CHP’li olarak yöneten bir belediye başkanı olarak Kazım ağbimizin ardından onun hayattayken görebileceği hizmetlerinin karşılığı bir sokakta, hiç değilse bir parkta ismini bize miras bıraksaydınız! Bıraksaydınız da, keşke o da görebilseydi!

Açtığınız onlarca berber, market, kafe kadar değeri sizde yoktu belki ama Kazım Türkmen’in, sizin düşünemeyeceğiniz ve konuşamayacağınız bir büyük adamdı… Gördünüz mü uğurlayanları ve gözlerindeki yaşları… Binlerce insan bıraktı geride iş ve aş verdiği… Kimi emekli, kimi hala çalışıyor…

……………

Sevgili Başkanım…

“Baki kalan bu kubbede hoş bi sada imiş…”

Baki böyle demiş ya… Sana uyuyor… Sana layık. Hak ediyorsun… Bize çok şey öğrettin, çok iyi bir miras bıraktın…

Son sohbetimiz de ölümünden bir gün önce hastane odasında oldu… Hele o sohbet ortamında oradaki bir arkadaşa malum şahıs için kondurduğun “o ne zaman CHP’li oldu ki?” sözü yok mu?

Seni de, beni de özetlemeye yetti… Işıklar için de yat… İyi ki seni tanımışım…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Web Tasarım
ankara escort porno izle porno turk porno eskisehir escort bodrum escort bursa escort bursa escort Samsun Escort Bursa Escort mersinliescortt izmir escort istanbul escort izmir escort ankara escort Samsun Escort konya escort oyuncak hikayesi 4 izle Fethiye Escort porno izle fatsa haberleri eskişehir web tasarım escort ataşehir kuşadası escort