ordu-logo
Son Dakika
18 Ocak 2017 Çarşamba
23 Nisan 2016 Cumartesi, 11:34
YAVUZ KALYONCU
YAVUZ KALYONCU yavuzkalyoncu@hotmail.com Tüm Yazılar

DENİZE SEVDALANDILAR, DENİZDE KALDILAR. KABİRLERİ DENİZ OLDU….

Ayandon- Sarıbuz FIRTINASI
‘’1967 kışında deniz kazasında ölen 8 denizcinin anısına.’’
Denize sevdalı bir adamdan dinlediğim bir şiirle başladı bu yaşanmış acı hayat hikayesi. Hayatı mücadele ile geçmiş, ilk okuldan sonra değişik meslek guruplarında çırak olarak çalışıp, 13 yaşında kayık yapan bir ustanın yanında mesleği öğrenmeye başlayan Kayık Ustası Adem Atik. Çıraklık yıllarında duyup herkesin üzüldüğü, Pazar yerlerinde Destanları okunan kayık kazasından çok etkilenmiş. O anki duygularıyla bir şiir yazmış.
Kara bulutlar sardı dağları, Karadenizin azgın dalgaları.
Koptu Sarıbuz, Ayandon Fırtınası.
Deli rüzgar patladı, Kızılırmak başında,
Gözleri dolu dolu daha kırk yaşında.
Çözüldü dizimin bağları, Takamda yedi gemici,
Sene 1967, Günlerden Pazartesi.
Bahtları Kara, Kabri Deniz
Ah Karadeniz, ah Karadeniz
Karadenize baktıkça ağlar gözlerim
Yanıyor yüreğim, sızlar çiğerim
Aşamadı Yasun adasını, yüreği ölüm korkusu
Çapası düştü denize, takıldı kayalara
İşte o an düştü can pazarına.
Ümitleri kırıldı, varamadı Vona Limanına.
Yedi arkadaşı kavuşamadı yavrularına.
Afat gibi dalgalar, çırpındı Analar.
Zehir oldu Yasun adası, Eceliydi Sarıbuz Ayandon Fırtınası.
Ahdımsın çaprazbaşı, yetim bıraktın evlatları anaları.
Yüreğimin yarası Yasun Adası, Sarıbuz Ayandon Fırtınası.
Paramparça takası, Karadenizin Fırtınası
Burası Yasun Adası.
Sene 1967 Vonanın acı hatırası
Yedi gün geçti aradan, teslim aldı bizi yaradan.
Dalgalar kefen oldu sırtımda
Dipte yatan cansız bedenim
Seslensede duyamam, dört göndel boyu dipteyim.
Son seferimin, son yolunda.
Dışarıda kar fırtınası, beş kişinim omuzundayım.
Ömrümün son yolunda biz yedi arkadaş. Helalleştik
Sende hakkını Helal et arkadaş.
Ayandon Fırtınası, Fırtına takviminde 28-30 Ocak tarihlerinde olan; Uçuran Fırtına diye tanımlanan bir fırtınadır. Denizcilik tarihinde Bizans gemilerini topluca batıran fırtına olarak bilinir. Kelime olarak anlamına baktığımızda, Ayan: Açık hava anlamında kullanılmaktadır. Gemicileri yanıltan hep bu olmuştur. Fırtınalar arkasında acı anılar bıraktıkları için hiç unutulmaz, Tecrübeli gemicilerin tecrübe edip yaşadığı, konuşulan fırtına öncesi sessizlik böyle bir şeydir. Sakinlik ve güzel hava balıkçıları yanıltır. Sakin denizi parlak havayı gören denizciler durgun denizde güzel havada planlar yapıp hayaller kurup sefere çıkarlar. Denize açıldıklarında patlayan fırtına hayal kırıklığı ve panik yaşatır, ama çok geçtir acı sonuçlar doğurur, ocaklar söndürür.
Fırtınalar bir iki gün erken gelip geç bitebilir. Ama takvim hiç şaşmaz muhakkak gelir kendini gösterir ve gider. Deprem gibi bazen önce ve sonra artçı fırtınalar da olur. Bunları tecrübeli denizciler bilirler. Aldanmazlar.
1967 yılı Ocak ayının son günleri, yoğun kar yağışı olmuş yerde bir buçuk metre kar. Balıçıların Hamsi sezonu, geçimini balıkçılıkla sağlayan arkadaşlar toplanıp bir araya gelirler, hazırlıklar yapılır. Tekne sahipleri ağları elden geçirttirip hazırlatır, tayfa seçimlerini yapartarih belirleyip ‘’Vira Bismillah’’ denize açılırlar.

1
Seyir ve yol hesabı yapılmış, henüz limanların olmadığı denizlerde, kıyı kayalıklarını iyi bilen tecrübeli kaptanlara teslim, teknelerle yolculuk başlamıştır. Teknede bulunan tecrübeli kayıkçılar bereketli hamsi hayalleri kurdukları için rutin yaptıkları işlere devam ederler. Hedef Fatsa açıklarıdır.

2

Teknede bulunanlardan biri de: Medreseönü’nden Habıcakoğullarından Kamil’in kızı Atiye ile evli 34 yaşındaki, Kontaşın Nuri Ulu’dur. On bir yıllık evli olan, Ulu ailesinin beş çocukları var. Geçimini her türlü işe gidip alın teriyle çalışarak kazanan Kara Nuri, dik hızarla ağaçlardan kereste biçmekte pek mahirmiş. Mevsimine göre her işi yaparmış. Kışın Hamsiye gider, yazın denizde mayet de cekermiş. Ayni köyden Çolak Mehmet’le bir kayığa hissekar olarak girmiş. Atiye hanımla evlenmesi de kışın tuttuğu hamsileri teneke ile satarken birbirlerini görme ile başlamış. Atiye hanımı görmüş. Haftasında istemeye gitmişler.
Atiye hanım altı ahır üstü tuğladan yapma, Kazancılı mahallesinde bir eve gelin gelmiş. Evde Kayınpeder, kaynana, evli bir kayın, bir elti, bekar iki kayın ve iki görümce ile beraber yıllarca yaşamış. Çocuklarını iki göz o evde dünyaya getirmiş.
1967 Ocak ayının son günleri. Kara Nuri ’’Selfe’’ denilen 13 metrelik, dört ortaklı kayıkla, hamsi avına çıkmak için üç arkadaşıyla sözleşirler. Kış bastırmış köyde kar bir buçuk metreyi bulmuştur. Helalleşip, Teknelerine binip, Fatsa açıklarına yola çıkarlar. Kayıkta Kapıco Ahmet, Çolağın Mehmet, Belicesu’dan İsmail Özen’le birliktedirler. Gidişleri sorunsuz olmuş, kendileri ile birlikte, Ordulu ve Perşembeli dört taka daha peş peşe hamsiye, ayni sulara yola cıkmışlardır. Birbirlerinden kuvvet alarak ağır kış şartlarına karşı av bölgesine ulaşıp ağları denize atmışlar, bol miktardada hamsi yakalamışlar. Keyifler yerine gelmiş, Hamsinin bir kısmını Ünye ve Fatsa’da satmışlar, ceplerinde paralarıyla, yine teknede bol miktarda hamsiyle Vona’ya dönüş yoluna çıkmışlar.
Bolaman’ı geçtikten sonra deniz kabarmaya başlamış, Denizcilerin korkulu rüyası, Sarıbuz Ayandon Fırtınası yine kendini göstermiş.Olayı kıyıdan görenler on üç, on dört metrelik teknelerin denizin içinde kaybolup tekrar meydana cıktığını anlatmışlar. Önden giden iki tekne Yason Burnu’nu geçmiş Perşembe’nin dalgalardan korunaklı doğal limanına varmayı kendilerine hedef seçmişlerdi. Kara Nurilerin teknede motor dairesinin içinde kapağa asılı çeketin dalgaların tekneyi sallamasıyla motorun üstüne düşüp kayışa dolanmasıyla motoru bozunca, teknedekiler bağırmaya yardım istemeye başlamışlar. Yanlarından geçen Murat Reisin kullandığı, Keçiköylü Süleyman’ın teknesi Fırtınalı denize rağmen ayni kaderi paylaştıkları denizci arkadaşlarına yardıma yanaşmışlar. Tekneden tekneye geçerlerken içlerinden biri azgın denize düşmüş, daha sonra kalanları tekneye alan Murat Aydemir ve arkadaşları yola devam etmek isterlerse de fazla gidemeden Yalancı Yasun açıklarında kıyıya yakın bir yerde alabora olmuşlar. Batan teknede atılan çığlıkları,yanlarından geçen ayni köyden Süleymanın Mehmetin de içinde olduğu, Molla Halit’in teknesindekiler de duyarlar.
Tekne batmış alınteri ile helalinden para kazanmak için, ağır kış şartlarına rağmen denize açılan 8 denizci boğularak ölmüşlerdir.
Acı haber tez duyulmuş. Köye Kara Nuri’nin kayığı battı haberi gelince, 13 yaşındaki büyük oğlu Şükrü ayakları çıplak bir buçuk metre karı yara yara Belicesu’ya kadar koşmuş. Eşi Atiye hanım da görümcesi Gülşen’le birlikte arkasından yola düşmüşler. Gece kahveye varmışlar. Atiye gelinin ağlamasına dayanamayan, Hacı Mustafa Aydın ’’Ben gelirken Nuri’yi Perşembede gördüm’’ diye yemin etmiş. Sabaha kadar beklemişler Fırtına hem denizde hem karada şiddetini artırmış, bir yandan da kar yağmaya başlamış. Çaresiz eve dönmüşler. Konu komşu baş sağlığı için geldikçe Atiye Gelin 11 yıllık evli olduğu, beş çocuğunun babası Kara Nuri’ye ağıtlar yakmaya sesli sesli ağlamaya başlamış.
Olayın olduğu günden bir gün önce kazanın rüyasını görüp, görümcesine de anlatmış Atiye gelin. Rüyası gerçek olmuş dul kalmıştır. En büyüğü 13 yaşında, biri sakat dört erkek bir kız çocuğu ile bir başınadır.
Fırtına dinmiş kurtarma ekipleri batan gemiyi, Bolaman’dan çıkartmışlar içinde iki ceset bulmuşlar altı kişinin cesedi bulunamamış. Kara Nuri’ninki de kayıplar arasındadır. Kabirleri deniz olmuştur.
Aradan 49 koca yıl geçtikten sonra, Kayık ustası Adem Atiğin şiiri ile başlayan acı hayat hikayesinin madurlarından. Atiye Ulu’yu ziyarete gittim.

3

Atiye Ulu, beraber durduğu oğlu Fethi Ulu ve Rahmetli Kara Nuri’nin tek Fotoğrafı ile.
‘’Nuri,Çalışkandı, neşeli insandı ondan sonra hiç gülemedim, dört günlük yaslıyken konu komşu aralarında 300 lira toplamışlar onu verdiler, ondan sonra felçli oğlu Dursun sırtında sarılı imece olarak çalışmaya gittim el kapılarına. Köylüden gelen fitre ve zekatlarla çocuklarıma baktım. En yakınlarım bile beni dışladılar ama ben çocuklarımı bırakmadım. Hasta oğlum Dursun’un hastalığına inanmayıp askere almak istediler. Vatana canım feda keşke sağlam olsaydı da askere gitseydi. Sırtımda askerlik şubesine götürdüm inanmadılar.Sakat raporu istediler, burdaki doktorların raporunu kabul etmediler, kimse yardım etmedi oğlan sırtımda, binbir güçlükle Ankara’ya askeri hastaneye muayeneye götürdüm. Olsun o da devletin ayıbı idi kimseye şikayet etmedim. Güçlü olmak zorundasın düşenin dostu olmuyor, Devletten de hiç yardım almadım o yıllar devlet fakirdi. Şimdi ölenlerin ailesine yardım ediyorlar. Annemin hakkından az biraz para geçti elime altın aldım, şansıma altın kıymetlenince şimdiki durduğum evin temelini attırdım. Çalışarak azar azar devam ettirdim. Şükür başımı sokacak bir evim var. Çocuklarda evlendi. Kızım hemşire, yıllar var yüzünü görmedim, büyük oğlan Ankara’da, namerde muhtaç değil işleri iyi seyyar köfte arabası var. Zeki var kendi başına buyruk yaşar, Fethi de yanımda beraberiz.Bu günümüze şükür’’ dedi.

4

Doğuştan Felcli Dursun Ulu (Dursun her şeyi anlıyor ama konuşamıyor, Yürüyemiyor)

5

1967 de Çerli Köyünden deniz kazasında ölen iki amcaoğlunun mezarları. Adem Atik ve Ömer Yavuz.

Kayık Ustası Adem Ustayla Çerli köyüne mezarlığa ziyarete gidip; Kazada ölen, Ali Yavuz’un oğlu Ömer Yavuz’la sohbet ettik. ’’Babam öldüğünde ben 16 yaşındaydım, kardeşim Osman 15, Fatma 13, Emine 12, Yüksel 8, Bekir de 2 yaşında idi. Annem Zeynep, 40 yaşında 6 çocukla dul kaldı. Kazadan on gün sonra babamın cansız bedenini balıkçılar, Mersin Fenerinin kıyısında buldular. Babam Hamsi zamanı hep giderdi denize, her zamanda Murat Reisle giderdi. Murat Reis onu almadan gitmezdi ailecek görüşürlerdi. Babmdan sonra, bir boşluğa düştük. En yakınlarımız bile sırtlarını döndüler, hayatımız hep çalışmakla geçti. Siz de babasız büyümüşsünüz bizim derdimizi en iyi siz anlarsınız ‘’ dedi.

6

Hamsi avı için Fatsa’ya gidip dönemeyenlerden biri de, Ömer Yavuz’un amcaoğlu, Ailece denizci olan, Mustafa Yavuz’du. Mustafa Yavuz’un oğlu Yaşar’la buluşup olayı ondan da dinledim;
‘’Olay olduğu sene ben Efirli’de 5. sınıfta okuyordum. Dedem Osman Reis te Samsun’da deniz kazasında boğularak öldü. Babam Mustafa Yavuz eskiden ruhsatlı mavzer tüfeği ile denizdeki balık nesline zarar veren hızla üreyen Yunus balıklarını vurmakla görevli bir Yunus avcısıydı. O yıllarda denizde bolluk varmış. Yunuslar da her biri günde altmış yetmiş kilo balık yiyerek balık nesline zarar verip, balıkcıların da ağlarını parçalıyorlarmış. Babam da devletce görevlendirilmiş avcılarla kayıklarla gezip, vurdukları yunusları Kışlaönü’nde halen yıkıntısı bulunan yağ üretim fabrikasına satıyorlarmış. Fabrika gelen yunusları büyük kazanlarda pekmez kıvamına gelinceye kadar kaynatıp yağ elde ediyormuş. Yunus yağı sanayide kullanılıyormuş. O yıllarda, Babam başkasının kayığı ile avlanıyormuş bir kanun çıkmış kendi kayığı olmayanlardan tüfekler alınacak Yunus avı yapamayacaklar diye. Babam hemen Perşembe’ye inmiş üzerine bir kayık muamelesi yapmak için. Amcaoğlu Ali de her sene yaptığı gibi hamsiye gitmek için adam aramakta imiş. Yabancı olmasın demiş ve..

7

Mustafa Yavuzun oğlu Yaşar Yavuz ve Eşi.

Sefere hazırlanan amcaoğlu ile anlaşıp Fatsa’ya Hamsiye gitmeye karar vermişler. Annem Rabia buna karşı çıkmış. Babam daha önceden rahatsızlık geçirip ayakları üzerine yürüyemez durumlara düşmüş, zor iyileşmiş. Doktorunun sıkı tembihleriyle de hiç soğuk ortamda olmaması gerekiyormuş. Amcaoğlu ’’makine dairesi sıcak olur onu hiç ordan çıkartmayacağız yenge söz veriyorum’’ deyince annem ikna olmuş. Babam Annemden iki buçuk lira para almış yanına vedalaşmışlar. Perşembe iskelesinin o yılki fırtınada yıkılan uç kısmında bağlı olan, Kaptanlığını Murat Aydemir’in yaptığı, Keçiköylü Süleyman’ın takasına binip hamsi avı için sefere cıkmışlar. Teknede Kaptan Murat Aydemir, Mustafa Yavuz, Ali Yavuz ve Murat Bahtiyar varmış. Sonrasını biliyorsunuz.
Fırtına sırasında Babam denizde ölüsü bulunmayan babasının ölümü aklına gelmiş olacak ki, hiç olmazsa ölümü bulsunlar diye, belindeki yün kuşakla kendisini başaltına kamaraya bağlamış şekilde bulundu. Altı gün altı gece sonra Murat Bahtiyar bulundu, On gün sonrada Ali Amcam Mersin köyünde bulundu. Geri dönüp yardıma gitmeseler kurtuluyorlarmış ama takdiri ilahi’’

8

9

 

Sağ Baştaki kazada ölen Ali Yavuzun askerlik fotoğrafı.

10

Kazada Ölen Murat Bahtiyar.
Bir başka Ayandon Sarıbuz Fırtınası kurbanı da Murat Bahtiyar’dı. Murat reis Babası Mustafa’nın tek oğludur. Babası ile beraber kendi tekneleri ile kıyı balıkçılığı yaparak geçimini sağlamaktadır. 1938 doğumlu Murat, Huriye hanımla erken yaşta evlenmiş iki erkek iki kız dört çocukları olmuştur. 1964 de Huriye hanım vefat edince dört çocukla yalnız kalan Murat Reis Boztepe’den Saniye hanımla ikinci evliliğini yapar ondan da Murat isminde bir oğlu olur.
Kaza sırasında beş yaşında olan Murat Bahtiyar’ın oğlu Nail’le buluşup, Babasının deniz kazası ile ilgili bildiklerini konuştuk.

11

“Babam Denize öylesine sevdalıymış ki, coğu zaman eve gelmeyip kayıkta sabahladığı olurmuş. Dedeme Babasından kalan tekneyle Babası ile beraber balığa çıkarmış. Her sene hamsi zamanı da, Murat Aydemir’le beraber düzenli hamsi avlamaya gider, kıyı balıkçılığında bir yılda kazandığı parayı iki üç seferde kazanırmış. Yine bir sefer öncesi denizdeki becerikliliğini bilen Keçiköylü Murat reis adaşına haber göndermiş; ‘Kendi gibi çalışkan iki denizci bulsun Perşembe iskelesinde hazır olsun’ diye. Haberi alan Babam, Mustafa ve Ali Yavuz’la sözleşip İskeleden Gelen tekneye binip yola çıkmışlar. O yıllarda bir kısım hamsi satılıp, bir kısmı da tenekelerde tuzlanırmış. Mustafa Amca (Yavuz) Romatizmadan yeni kurtulduğu için ambarda tuzlama görevini yapmak için gelmiş. Bereketli geçen Hamsi avı sonrası, patlayan fırtınada herkesin bildiği olaylar meydana gelmiş. Çaka’da bir Fiskobirlik Müdürü vardı. Burhan Canik yıllar sonra kazayı bana anlattı.’’
‘Caka ile Mersin arasında deniz de gitmek imkansız iken önden giden teknelerden cesaret alıp diğerleri de yollarına devam ettiler, geride bir teknenin motoru bozuldu, öndeki tekne yakından geçerken dönüp yardıma yanaştılar, biz kenardan izliyoruz yerde bir metreden fazla kar var rüzgar adam alıyor. Diğer tekneden ip attılar üç kişi geçti biri denize düştü hemen kayboldu. Teknenin burnu yön değiştirdi az gitti sonra üstü kamara kısmı tekneden ayrıldı. Tekne dalganın etkisi ile bir yükseliyor bir alçalıyordu’ dedi. O arada üzerinde kahverengi ipek gömlekli büyük bir ihtimalle babam olduğunu tahmin ettikleri biri beline bağladığı urganla kayalığa cıkmayı başarmış. Kenarda ipi çözmeye çalışırken dalga gelip tekrar denize almış. Urgana asılarak tekrar tekneye cıkmış kenarda izleyenler hep görmüşler. İçlerinde en genci babam olduğu için en çok mücadeleyi babam vermiş. Sonra malum kader gözden kaybolmuşlar. Tekne bulunduğunda sadece kuşağı ile kendini başaltına kamaraya bağlamış. Olan, Tekneyi bulduklarında bedeninin halen sıcak olduğu söylenilen Mustafa Yavuz’un cansız bedeni bulunmuş.’’
Baban ne zaman bulundu bu sürede neler oldu diye sordum;
“Ben beş yaşındaydım abim Halil’den dinledim bütün balıkçılar seferber olmuşlar. Eskiden deniz kenarında oturanlar bilirler, yosunlardan bol su ile yıkanıp kurutulduktan sonra döşşek yapılır, hemde yosunları fındık ocaklarının dibine gübre olarak sererlermiş. Yedinci gün Fırtına sonrası kıyıda biriken yosunları toplamaya, Bugünkü Çamburnu restaurantın altında Ordu tarafında ‘Şehhitler içi’ denilen yere, kıyıya inen Kazım Cavuş adlı yaşlı bir adam yosunların altında babamın cansız bedenini bulmuş. Kayıkla Perşembe’ye getirmişler. Kafasında çarpmadan meydana gelen derin bir yara izi varmış. Devletin doktoru otopsi için kesmek isteyince o devirlerde kılıçı kesen sözü dinlenen Pehlivan Sali lakaplı akraba büyüğümüz otopsi yaptırmamış doktoru da bir güzel dövmüş. Bir güneşli günde köye getirdiler. Abim Halil on, Ablam Sebile sekiz, diğer ablam altı ben de beş yaşındaydım. Babamın ikinci eşinden bir kardeşimiz daha vardı Murat oda iki yaşındaydı. Büyükbabam bizi bağrına bastı yetimlik hissettirmedi. Saniye anne kardeşimiz Murat’ı da alıp baba evine döndü. Şükür bu günümüze Allah’tan gelene boynumuz kıldan ince ‘’dedi.

12

Batan Teknenin Kaptanı Murat Aydemir.
Kabiri Deniz olan, Bir başka Ayandon Sarıbuz Fırtınası mağduru: Batan Teknenin Reisi, Kaptanı Murat Aydemir’in oğlu Kumbaşı Balıkçı Barınağı Kooperatif Başkanı Şahin Aydemir ile konuştuk. Şahin Aydemir Babasının ölümünden sonra uzun yıllar annesi Necmiye Hanımın koymuş olduğu yasakla denizden uzak durmuş. Öylesine denizle iç içe bir aileleri var ki: Babası, Halası, İki Dayısı ve İki Amcası denizde boğularak ölmüşler. Babasının ölümüne sebep olan deniz kazasında en küçüğü beşikte, en büyüğüde 17, beş çocukla dul kalan Necmiye Anne ‘’Denizden çektiğimi hiçbir şeyden cekmedim, hep sevdiklerimi aldı elimden’’ diye kahırlanıp ağlarmış.
Şahin Aydemir torna tesviye bölümü mezunu konusunda uzman bir Usta, büyük gemilerin motorlarını tesviye bakım işlerini gerçekleştiriyor. 2007 yılına kadar Annesinin sözünü dinleyerek denizden uzak durmuş, mesleğini sanayide icra etmiş. Sonra birazda balıkçılara hizmet vereyim deyip Kumbaşı balıkçı barınağında tekne imalatında hizmet vermeye başlamış, ‘’Mekanik Şaft ‘’konusunda Karadeniz’de uzmanlaşmış üç kişiden biri. Denizcilerle daha içli dışlı olan Şahin Ustadan daha farklı bilgiler aldım.
’’Babam her sene düzenli olarak Hamsiye tecrübeli tayfalarla giderdi. Ordu Samsun arasını gözü kapalı geçeçek tecrübeye sahip olduğunu eski denizcilerden dinledim hep. Kaderin önüne geçilmiyor. Batan 14 metrelik Taka adı verilen bir tekne idi. Üzerinde otuzluk ‘LİSTER’ motor vardı. Kazadan sonra Mersin’de halen yıkıntıları yolun altında bulunan halı fabrikası hizasında kamarası parçalanmış vaziyette bulundu. Fırtına anında çapa denize düşünce kuma saplanmış. Tekne ilerleyemez olmuş. Olduğu yerde kalınca da dalgalar tarafından döğülmüş, davlunbaz patlamış, olayı görenlerden aldığım bilgilere göre dalgaların büyüklüğü kamyon gibiymiş, rüzgar kıyıda evlerin çatılarını uçurmuş, Perşembe iskelesinin uç kısmıda o fırtınada yıkılmış.”

13

Murat Kaptanın oğlu Şahin Aydemirle.

Murat Kaptanın kardeşi Ahmet Aydemir de iki yıl sonra 1969 yılında Bozukkale yakınlarında altı arkadaşı ile birlikte boğulmuş. Şimdiki denizcilere ders olan bu acı olaylar, kulaktan kulağa söylenerek gemicilerin kulağına küpe olmuş. Olayın tarihi bir kenara kazılmış. Fırtınalar takip altına alınmış. Devlet yetkilileri de belli aralıklarla denizcilere rehberlik yapsın diye deniz fenerleri ve balıkçı barınakları yaparak kazaların önüne geçmeye çalışmışlar.
Acı tecrübelerden ders alan denizciler ders alıyorlar. Ama denizin öyle bir cazibesi varki. Her şeyi unutturuyor. Dedi ve ekledi Şahin Usta
“Denizciler Fırtınaları, Anneler doğum sancılarını unutamasalardı;
Ne bir denizci ne de bir çocuk olurdu…”

6

Mustafa Yavuz

14

11 Yorum

  1. Ali Öztürk

    23 Nisan 2016 at 11:47

    Kalemine sağlık sevgili Yavuz, yakın tarihimizde yaşanmış bir dramı çok güzel anlatmışsın. Bizim Elmalık Mahallesinden balıkçı Balik Ömerde (Ömer Dursun)böyle fırtınada Karadenizin azgın dalgalarına teslim olmuştu.Ekmek parası uğruna denizde hayatını kaybetmişti, mezarlarının deniz olduğu tüm balıkçılarımızın mekanları cennet olsun.

  2. Ali Öztürk

    23 Nisan 2016 at 11:49

    Kalemine sağlık sevgili Yavuz, yakın tarihimizde yaşanmış bir dramı çok güzel anlatmışsın. Bizim Elmalık Mahallesinden balıkçı Balik Ömer de (Ömer Dursun)böyle bir fırtınada Karadenizin azgın dalgalarına teslim olmuştu.Ekmek parası uğruna denizde hayatını kaybetmiş, mezarlarının deniz olduğu tüm balıkçılarımızın mekanları cennet olsun.

    • Yavuz Kalyoncu

      1 Mayıs 2016 at 22:58

      Ali Abi banik Ömeri iyi tanırdım. Bir kaç defa balığa gittik. Beraber muhabbetimizde olmuştu Rahmetli Fahrettin Abiyle. Ölümünün ardından deniz kenarına aramaya da katılanlardanım.Fakat melet bir hafta sakinleşmedi ki arayasın su öylesine bulanık ve dalgalıydı ki insanların çaresizliği dün gibi gözümün önünde.

  3. Özcan Gönül

    25 Nisan 2016 at 13:24

    Çocukluğumuzdan buyana bu olay hep konuşlu. Yavuz bey emek edip derlemiş. Bu balıkçıların yardım etmeye çalıştıkları arızalanan SELFİ isimli tekne ise bir gün sonra Bolamanda sağlam olarak kıyıya vurmuş. Eğer ağızalanan teknedekiler ayrılmasalardı ne yardıma gelen süleyman reisin tekmesindekiler nede medreseli arızalanan SELFİ isimli teknedekilere bir şey olmacakmış. Murat resinin kardeşinin ve arkadaşlarının boğulduğu 1969 yılındaki olayda balıkçıların bir tanesi yeşilyurt ilk okulunun önünde bir ayağında çizme ile bulunduğuna bende bilakis görmüştüm. Allahın taktiri böyleymiş. Mekanları cennet olsun.

    • Yavuz Kalyoncu

      1 Mayıs 2016 at 22:53

      İlginize teşekkürler.Bu konu ile daha fazla bilginiz varsa paylaşırsanız sevinirim.Bu deniz kazasını kitap haline getirmeyi düşünüyorum.

  4. Seyfullah

    28 Nisan 2016 at 23:18

    Ben Çaytepe köyünden Seyfullah AKGÜN .Bu olaya şahit oldum. O insanların bağrışmalarını kulaklarımla duydum.Bir fırtınalı ve karlı bir gündü. Çaytepe köyünde Aşağı ev yanı ya da diğer adı ile Hasangilin gıranı denilen yerde eski adı ile dağın yanunda o çığlıkları duyuyorduk ama hiç bir kayık göremiyorduk.Daha sonra Bir balıkçının cenazem kaybolmasın diye kendini kayığın direğine bağlamış ,bağlamasaydı bulunmazdı diye öğrendik. Çocukluktan aklımda kaldığına göre adı YAVUZ DİYE BİLİYORUM. Daha sonra yıllar sonra AYANCIK lı bir yük motoru da Yasun Burnunda battı. Sandalla bu günkü Saklı Bahçeye kadar gelip kıyıda boğuldular Bir kişi kurtuldu Ama son olay gece meydana gelmişti Kıyıya çıkan kişinin arkadaşlarına bağırarak son söylediği söz Hamdiiii ! !!!Hikmeeeet SELAMEEET!!!!!olmuş.KURTULAN KİŞİNİN ANLATIMI.

    • Yavuz Kalyoncu

      4 Eylül 2016 at 13:16

      Deniz kazalarında, ekmek parası için ölenlere tekrar rahmet dileyelim. Günümüzde alın teri dökmeden haram para kazananların ders alması dileği ile katkınız için teşekkürler.

  5. Hamza SAKARYA

    16 Aralık 2016 at 22:03

    Çerli köyündenim.Çok küçüktüm olay olduğunda. Ama hayal mayal hatırlıyorum.Allah Rahmet eylesin,Mekanları Cennet olsun…

    • Yavuz Kalyoncu

      18 Aralık 2016 at 22:43

      Dilek ve temennileriniz için teşekkürler. Allah böyle acı kimselere yaşatmasın.

  6. aycan özyurt

    17 Aralık 2016 at 10:17

    ah dedem ahh Allah rahmet eylesin nurlar içinde yatsın

    • Yavuz Kalyoncu

      18 Aralık 2016 at 22:44

      Acınızı paylaşıyorum. Allah başka acı göstermesin. Başınız sağ olsun.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Web Tasarım
ankara escort gaziantep escort porno izle porno turk porno eskisehir escort bodrum escort bursa escort bursa escort izmir escort istanbul escort izmir escort ankara escort Samsun Escort Fethiye Escort porno izle fatsa haberleri escort ataşehir antalya escort