ordu-logo
Son Dakika
20 Ocak 2017 Cuma
29 Aralık 2016 Perşembe, 08:24
GÜRSEL YILDIRIM
GÜRSEL YILDIRIM yildirim.gursel@gmail.com Tüm Yazılar

DESPOTLUK ÜZERİNE

Üst üste yaşadığımız terör saldırılarının yanı sıra sınırlarımız dışındaki savaşa katılmamız sonucu verdiğimiz şehitlerin acısı tüm yüreklerimizi yakıyor. Görünen görüntüler onmaz acılar bırakıyor. Yaptığımız ve yapacağımız lanetleme elbette teselli kaynağımız da olmuyor/olamıyor.
Sorun, bu acılara nasıl son verileceği!
Terör örgütlerini lanetleyerek, hamasi nutuklar atarak sonuca varamayız. Ödün vermek te asla olası değil. O zaman bu belanın kaynağına yönelmemiz gerek. Kendimize sormalıyız;
Niçin terör var?
Terörden ne kadar sorumluyuz?
Ulusal çapta teröre karşı hazır mıyız?
Teröre karşı bütünlük gösterebiliyor muyuz?
İntikam mı almak istiyoruz, yoksa terörün kaynağını kurutmaya mı yöneliyoruz?
Örneğin; PKK terörü tüm Kürt vatandaşlarımızın ortak desteğiyle mi oluşuyor?
Örneğin; Suriye’ deki savaşta ne işimiz var?
“Yurtta sulh, cihanda sulh” genel ilkemiz iken komşularımızla kavgaya yönelmenin bize getirisi nedir?
Yoksa terör olaylarından ve yurt dışı savaştan nemalanan kesimler mi var?
Örneğin; artık yönetim kabiliyetini kaybetmiş iktidarın kendi sorunlarını göz ardı ettirmek için bu işe gönüllü mü bulaşıyor?
En son soru da şu; bu sorunlarımızı kendi içimizde tartışabiliyor muyuz?
Bu soru ya da sorunlara eklemek istediğim de şöyle; çağdaş devlet suçların izini sürerek intikam almak ve buna ait hukuksal düzenleme yapmak mı ister, yoksa ülke sınırlarının meşruluğunu savunarak hiç ödün vermeden, ulusal birlik içinde mücadeleye mi yönelir?
Terör örgütlerinin amacı, yaptığı eylemlerle toplumda sosyolojik ve psikolojik açıdan yıpratma, korku yaratmaktır. Kullandığı yöntemlerle de haklılık elde etmeye çalışır. İşte burada halk desteğini akılcı yöntemlerle sağlayarak mücadeleye girmek önemlidir. Bunun sosyolojideki tanımı katılımcı demokrasidir. Terörü ve ülkeye bela olarak gösterilen savaşı yok etmenin yolunu, kendi yargısına ve kendi düşüncesine bağlamak yanlıştır. Bu değerlendirme ve tercih bizi despotluğa yöneltir. Despotluğa gidiş ise kesinlikle terörün tuzağına düşmek anlamı taşır.
Ülkemizi geleceği, demokrasimizin gelişmesiyle orantılıdır. Terörle mücadele adına “ Cumhurbaşkanlığı” denilerek halkımıza sunulan reçete demokrasimize vurulacak en son darbedir. Bu reçete daha halkımıza tanıtılmamış, bir üst aklın dayatmasıyla diretilen yanlış bir sunumdur.
Yıllardır değil, yüzyıllardır akıllanmadık. Anadolu’nun ve Türk ulusunun varlığını tehdit eden unsurları bir türlü görmek istemiyoruz. Ülkeyi en iyi BEN yönetirim, anlayışı sakat bir tutumdur. Rahmetli Demirel’in deyişiyle, “Demokrasilerde çare tükenmez”, bunu unutmayalım.
Diyeceğim şudur; ülkemizi yeni çıkmazlara götürecek tutum ve davranışlardan kaçınalım. BEN duygusundan uzaklaşalım. Tarih despotların yıkılış öyküleriyle doludur. Eğer bu değişim bizi despotluğa götürecekse ki, hazırlanan anayasal değişiklik bunu gösteriyor, lütfen, ülkesini seven bir vatandaş olarak haykırıyorum.
Demokrasi, demokrasi, demokrasi!..

• Tüm insanlığın yeni yılını kutlar; sağlık, mutluluk ve aydınlık günler dilerim.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Web Tasarım
ankara escort gaziantep escort porno izle porno turk porno eskisehir escort bodrum escort bursa escort bursa escort izmir escort istanbul escort izmir escort ankara escort Samsun Escort konya escort Fethiye Escort porno izle fatsa haberleri eskişehir web tasarım escort ataşehir antalya escort