ordu-logo
Son Dakika
23 Ocak 2017 Pazartesi
05 Eylül 2015 Cumartesi, 12:32
MUSTAFA YILDIRIM
MUSTAFA YILDIRIM mustafayildirim@hotmail.com Tüm Yazılar

ESARETE TESLİM OLMAYAN ONURLU GENÇ TEĞMEN ve SÜVARİLERİ

<< 16. Gün / 30 Eylül 1918, Eşrefiye Çiftliği-Şam Ovası (...İngilizlerin Müslüman Tugayına esir düşen Süvari Fırkası Kumandanı) Binbaşı Vecihi’nin merak ettiği 3. Bölük, çiftliğin çok uzağında değildi. Mülazimi Sani Şerif çiftliğe gönderdiği iki eri görünce oturduğu yerden umutla kalktı. Erlerden biri “Felaket” dedi. Öteki “Fırkayı esir etmişler” diye tamamladı. Sıcak hava birden dağıldı. Şimdi ne olacak? Issızlıkta, bir bayırda kalakalmışlardı. Şerif fazla düşünmedi, süvariye “Bağırmak yok! Kalanlara tek tek haber verin! Atları kişnetmeyin. Şu karşıki bayıra kadar yaya gidip toplanalım” dedi. “Anlaşıldı Kumandanım!” Atlarını gemlerinin altından tutarak ses çıkarmadan tarlaya inip yamaca yürüdüler. Ortalık sivrisinek kaynamaya başlamıştı. Başka zaman olsa, sineklerden canı yananlar ana avrat sövüp dururlardı. Şimdi suskundular. Bayıra toplandıklarında Şerif, kuvvet almak ister gibi, bir ayağını önündeki taşa dayayarak kısık bir sesle konuşmaya başladı. Sesindeki kırıklık, aşağıda Şam’a doğru yoğunlaşan karanlıkta daha da acı vericiydi: “Arkadaşlar! Yıllardır birlikte harp edip durduk. Hepiniz açlıktan, hastalıktan bitkin düştünüz.Az önce Fırkamızın esir alındığını öğrendim.” Biraz soluklandı. Ateşi yükselmeye başlamıştı. Eğilip elini dizine dayadı: “Şimdi, çiftlikteki İngilizlere teslim olabilir ve hayatta kalabilirsiniz.” Yüzleri seçilmeyen askerler homurdanmaya başladılar. Şerif işi uzatmanın iyi olmayacağını düşündü; “Arkadaşlar! Bana gelince” diye başladı ve sustu. Askerler de susmuş, öksürüğü tutanlar sessizliği bozmamak için nasırlı elleriyle ağızlarını kapatıyorlardı. Şerif yutkunup konuşmasını sürdürdü: “Ben teslim olmayacağım ve atıma atlayıp gideceğim. Ya buralarda bir yerde ölürüm ya da memleketime kavuşurum! Benim diyeceklerim bu kadar! Şimdiye kadar vatan için çalıştınız, Allah sizden razı olsun! Hakkımı helal ediyorum, siz de helâl edin!” Yorgun süvarilerin sesleri yükseldi. Gençlerden birinin hıçkırığı duyuldu. Arkalarda atları üstünde bekleyenlerden Birinci Takım Çavuşu Maraşlı Vakkas, atını yandan dolaştırıp Şerif’in önüne sürdü: “Sen emir verdin de biz dediğini yapmadık mı? Sen bize ölelim dersen, ölmeyeceğimizi mi sanırsın? Düşman Barada boğazını tuttuysa, Duma yanına gideriz. Orası da tıkandıysa, çekeriz silahımızı, düşman içine dalar ve çemberden çıkarız. Bunu yapamazsak da, birlikte vuruşur, birlikte ölürüz!” Sessizlik ağır bir yüktü artık. Vakkas Çavuş, olduğu yerde eşinip, sağa sola başını sallayan atının dizginlerini hafifçe çekerek sakinleştirdikten sonra sesini biraz daha yükseltti: “Şeria’da, Muzeyrib’de, Tefs’de, karanlık vadilerde yolumuzu kesmediler mi? Ölümü göze alıp yolu açmadık mı? Gene yaparız! Hiç olmazsa üçümüz, beşimiz sağ kalır da vatanı savunmaya gider. Biz de bir işe yaramış oluruz!” Ayaktakiler tüfeklerini omuzlarına asmaya başlamışlardı. Şerif derin bir soluk aldı, içinden “Sağol Vakkas” dedi. Sesi iyice boğuluyordu: “Hepiniz de ölmeye hazır mısınız?” Süvariler birlikte yanıtladılar: “Hazırız!” “Öyleyse haydi atlara! Gidiyoruz!” Atlarını Eşrefiye çiftliğinin üst yanından Şam’a sürdüler... (M: Yıldırım, 58 GÜN, Mustafa Kemal ile Filistin'den Anayurdun Dağlarına, 4. Basım, UDY, 2008, s. 238-9)

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Web Tasarım
ankara escort porno izle porno turk porno eskisehir escort bodrum escort bursa escort bursa escort Samsun Escort Bursa Escort mersinliescortt izmir escort istanbul escort izmir escort ankara escort Samsun Escort konya escort oyuncak hikayesi 4 izle Fethiye Escort porno izle fatsa haberleri eskişehir web tasarım escort ataşehir