ordu-logo
Son Dakika
21 Ocak 2017 Cumartesi
10 Aralık 2015 Perşembe, 11:22
YAVUZ KALYONCU
YAVUZ KALYONCU yavuzkalyoncu@hotmail.com Tüm Yazılar

Gelişen teknolojiye yenilen bin yıllık meslek TERZİLİK…

 

 

Ayakta kalmaya çalışan son meslek Terzilik. Tarihin en eski mesleklerinden. İnsanın utanıp örtünme ihtiyacını hissetmesiyle başlamasından günümüze kadar gelişerek gelmiş hep kendini yenilemiş.

Geçmişte en itibarlı mesleklerden olan terziliğin, Kuran-ı Kerim’de de isminin geçtiğini, ilk defa kalemle yazı yazan İdris Peygamber’in; Ok ve yay kullanmanın yanı sıra Terziliği de insanlara öğrettiği ile biliyoruz. Bu yüzden İdris Peygamber Terzilerin Piri olarak anılır.

Osmanlı’da ise Terzi mektepleri vardı. Bu mektepleri bitirenlere belge verilirdi. Bu belge olmadan kimse Terzi dükkanı açamazdı. Sarayda Terzibaşları olurdu. Bilinen ilk Terzi Başı Zağanos Paşadır.

Meşrutiyetle birlikte Avrupa’da medeniyet seviyesine ulaşma isteği, moda akımlarında yapılan yenilikler ve bunları öğrenmek için Avrupa’ya giden gayri müslüm Osmanlılar mesleği ele geçirdiler. Bunların yetiştirdiği çıraklar da, Anadolu’ya yayılıp meslekteki yenilikleri öğrettiler. Ordu’da da bilinen meslek erbabı ilk ustalar arasında Ermeni Süren, Yervant, Ornik ve Karabet Ustalar da vardı.

“Terzilik çıraklık döneminde öğrenilir. Onun için iyi usta yanında pişmek gerekir” dedi, sohbetinde bulunduğum ustalar. İşe yeni başlayan çırak işyeri temizliğini her sabah yaptıktan sonra ustasının verdiği kumaş parçalarına, orta parmağı yüksükle geri bükülerek bağlı şekilde iğneyi sokup çıkartarak parmağı alıştırana kadar iğne antrenmanına devam eder. İğne tutmak terziliğin en önemli işidir. En zor aşama budur. Ondan sonra bir iki yıl parça dikişler, ütülemeler derken ustaya yardımlar başlar. Kumaş kesme ölçü alma, prova yapma modele göre kesim gibi terziliğin incelikleri de zamanla usta tarafından öğretilir.

Ordu’da Terzilik mesleğinde, bizleri yıllardır giydiren, istediğimiz şekilde dikişlerimizi yapan mesleğin duayenlerini canlı kaynaklardan dinledim, en yakınlarını buldum, aldığım bilgiler ve fotoğraflar ışığında iz bırakan terzilerimiz hakkında bu yazı ortaya çıktı.

TERZİ1

Adil BAYRAKTAR

1905 Doğumlu Adil usta ailesi ile birlikte Kafkasya’dan gelip Ordu’ya yerleşenlerden. Küçük dev adam, boyu ufak olmasına karşılık mesleğin en iyilerinden. Yetiştirdiği onlarca çırağını meslek sahibi yapmış.

TERZİ2

Adil Bayraktar ve eşi Nermin.

 

Mesleği İstanbul’da kimden öğrendiğini bilen, hatırlayan yok.

Askerliğini her aileden bir kişinin yaptığı yıllarda, aileyi temsilen, ikiz kardeşi Kamil yapmış. İcra Memuru Kazım Gürsoy’un kızı Nermin hanımla evlenmiş. İki oğlu bir kızı olmuş. Adil Ustanın iki oğlundan biri olan Fuat ve çıraklıktan yetiştirdiği Arif Ersezen’le sohbet ettim.

1956 yılında Adil Ustanın yanında çıraklığa başlamış, beraberinde Yekta Ekiz, Muttalip Törnük, Alucralı Turgut ve daha ismini hatırlayamadığı yedi sekiz arkadaşı daha varmış. Adil usta bayan terzisi olmasına rağmen Yekta Karamustafaoğlu, Mustafa Karayel, İbrahim Alper gibi kıramadığı dostlarının da elbiselerini dikiyormuş. Arife ve bayram günleri öncesinde iş yetiştirmek için atölyede sabahlarlarmış. İş yoğunluğunda Adil usta çoğu müşterisinin siparişlerine uzun vade verirmiş. Dediği tarihte mutlaka elbiseyi teslim edermiş “Meslek Ahlakıdır” diye de çıraklarına anlatırmış.

Yanında çalışan her çırağının iş yeri açmasına yardımcı olmuş; yardımseverliği mesleki becerisi ve otoritesi ile hatırlanmakta. Arkasında iki erkek bir kız üç çocuk bırakan Adil Usta 2005 yılında 100 yaşında vefat etti.

 

Hasan ÇOL

Hasan Çol, Ordu’ya birçok terzi kazandırmış genç yaşta akciğer kanserine yenik düşmüş, terzilik yaptığı sürede yüzlerce Orduluyu giydirmiş bir usta.

1909 doğumlu Hasan Usta 44 yaşında  hayata gözlerini yumunca geriye Ordu’da herkesçe sevilen iki evlat bıraktı; Mahmut ve Cemal Çol kardeşler.

TERZİ3

Fotoğrafta : Mehmet Özel ve Hasan Çol.

Hasan Çol, asker dönüşü kendisine ait orta cami arkasındaki iş yerinde terziliğe başlar. Ustası Ordu eşrafından Lütfü Akın’ın eniştesi olan Osman Kutsal’dır.

Zamanın iş yapan iyi terzileri hep şehir merkezinde iş yeri açmış olup birbirlerine komşu olmuşlar. Konfeksiyon henüz yaygınlaşmamış. En iyi para kazanan esnafların manifaturacılar olduğu dönem. Zamanın ağaları ve şehirde oturup maddi durumu iyi olanlar takım elbise diktiriyor. Terziler de herkese elbise dikmiyorlar. Elbise dikimi için terzilerden randevu alınıyor. Terziler öyle zaman oluyor ki iş yoğunluğundan evlerine gidemiyorlar.

Bu dönemde her zaman yoğun olan Hasan usta seçkin müşterilere dikiş dikmeye özen göstermiş, mesleğinin de en iyileri arasında yıllarca anılmış. Terzi esnafı kendi aralarında hep iyi geçinmişler. Elinde dikişi fazla olan terzi, iş alamayan başka arkadaşlarına iş gönderirmiş.

O yıllarda ayni kuşak bazı terziler; Adil Bayraktar, Mehmet Özel, Abdulkadir Alptekin, Hüseyin Birben, Nizam Pınar, Zekayi Gözükan, Dursun Öztürk, Cemal Altuntaş.

 

Cemal ALTUNTAŞ

1912 doğumlu Terzi Cemal Usta, aileden gelen bir gelenekle 9 yaşında mesleğe çırak olarak girmiş ve her sabah Neneli köyünden Ordu’ya gelip, yaz kış akşamları da köyüne dönerek bu mesleği öğrenmiş.(Altuntaş sülalesinde Terzilik yapanlar Abi Halil Altuntaş, Amcaoğulları İbrahim ve Şükrü Altuntaş).

Askerlik dönüşü kendi iş yerini açarak mesleğe devam etmiş, 1963 yılında o da erken yaşta hakkın rahmetine kavuşmuş.

 

Mehmet ÖZEL

Mehmet Özel; Terzilik mesleğinin eskilerinden. 1920 doğumlu Mehmet Özel 13 yaşında ortaokul 2. sınıftan ayrılarak, akrabası olan ve mesleğinde ehil bir terzi olan Hasan Çol’un yanına çırak olarak girer. (1933)

Çıraklıktan başladığı meslekte hırsı, becerisi ve ağırbaşlılığı ile kısa zamanda mesleğin inceliklerini öğrenip kendini sevdirmiş. Askerlik sonrası her terzi kalfasının yaptığı gibi İstanbul’da terziliğin farklılıklarını öğrenmek için kalmış. 1947’de Ordu’ya dönüp kendi iş yerini açmış. Kendi yetişmesi gibi o da yanında onlarca çırak yetiştirip kalfalıktan ustalığa yol etmiş. Necmettin Erduman, Fazlı Aydoğdu, Sıtkı- Sezai Gözükan kardeşler gibi…

 

Cemal ERİŞ

Şalpazarı’ndan Ordu’ya gelen Sabri Efendinin sekiz çocuğunun en büyüğü olan 1924 doğumlu Terzi Cemal Eriş; zamanın en geçerli mesleğini öğrenmesi için, mahalle komşuları Ermeni Terzi Süren ustanın yanına çırak olarak verilir. Diğer kardeşi Cemil de Çapulacı ustası yanına verilir. Cemal 18 yaşına geldiğinde babası Sabri Efendi amansız bir hastalığa yakalanır. Tedavisi daha kolay olur diye hep birlikte İstanbul’a göç ederler.

TERZİ4

Eriş Ailesi bir arada.

Kuledibi’nde üç katlı bir ev kiralarlar. Bir müddet sonra babası ölür, Amcası Hamdi Ağasarlı, İstanbul’a gelip aileyi gemiyle Ordu’ya getirir. Cemal Eriş henüz 17 yaşında iken, Mahallelerinde Mehmet Can efendinin tek kızı olan Emine Hanımla evlenir, (1941). Kız kardeşi de Celal Altınel ile evlenir.

Kayınpederinin evinde duran Cemal Eriş, Süren Ustanın yanında mesleğini ilerletir. Askerliği gelmiştir, askerliğini bahriyeli olarak deniz altında yapmaya başlar. Yeni evli olduğu için devamlı askerden kaçıp sık sık ceza alır. Bu yüzden de askerliğini 5 yılda tamamlar.

TERZİ5

Askerlik dönüşü, çapulacılığı öğrenen kardeşi Cemil’le, Cimit Hasan’ın binasında, altlı üstlü dükkan açarlar. Altta ayakkabıcı Cemil Eriş, üstte terzi Cemal Eriş. Cemal Ustanın dört çocuğu olur. Feridun, Filiz, Can ve Güray. İçindeki İstanbul sevgisi ağır bastığı için terziliğe devam ederken arazi satıp 1952 yılında İstanbula gider. Karaköy’de terzi dükkanı açar. Kısa zamanda tanınır.

Koyu Beşiktaşlıdır. Takım kaptanı Baba Recep’le arkadaşlığı ilerletir, hiç maç kaçırmaz. Devamlı yanına gelip takım arkadaşlarını da getiren Recep Adanır, kulübün eşofmanlarını da Cemal Ustaya yaptırır. Eşofmanları evde bayan terziliği yapan eşi Emine hanımla ile beraber yaparlar.

1960 ihtilalinden sonra İstanbul da hayat zorlaşır. Ordu’da kayınpederi “gelin beraber duralım” diye çağırır. Ordu’ya geri dönerler

TERZİ6

Apdulkadir ALPTEKİN

Ordu’nun yetiştirdiği nüktedanlığı ile hafızalardan çıkmayan mahir terzilerimizdendir.

1927 doğumlu olan Abdulkadir Alptekin, 1877-1878 yıllarında yaşanan Osmanlı-Rus harbi sırasında, yıllar önce terk ettikleri Anadolu topraklarına geri dönen, 400 yıldan fazla Gürcistan topraklarında kaldıkları için, Anadoluya gelince kendi halkları tarafından Gürcü diye adlandırılan bir aileye mensup. Babası Çveneburi Kartvelya’ya dayanan Tahsildar Hüseyin Hüsnü Efendi, Annesi Fatoğullarından Osman kızı Eminedir. Üç kız, iki erkek kardeşin en küçüğü olan Abdulkadir, küçük yaşta ilköğretimi sürdüremediği için babası tarafından, mesleki eğitim alması için, meşhur Terzi Burhan’ın yanına çırak olarak verilmiş, 1936.

Terziliğin en geçerli mesleklerden olduğu o yıllarda terzilik mesleğinde önemli olan makas gücünü ustasından öğrenmeye başlamış. Kısa zamanda mesleği öğrendikten sonra, 1951 yılında Abuloğlarından Saniye Hanımla evlendi, iki oğulları oldu; Engin ve Ergin.

O yıllarda Abdulkadir Alptekin kendi iş yerini açmış, nüktedan kişiliği ve mesleğindeki başarısı, kırık Gürcü şivesiyle yaptığı espriler anlattığı fıkralar ve bunlara uygun yaşantısı ile toplumda ve dost meclislerinde aranılan bir isim olmuştu. Eskilerden kalan bir sözdür; “Kitapsız ilim, Ahmet Tarık Tekçe’siz film olmaz” sözü gibi, Ordulu Gürcülerde de “Terzi Kadirsiz düğün olmaz, kalabalığın yüzü solmaz”sözü tekerleme halini almış. Terzi Kadir’i tanıyanlardan dinlediğim bir anekdot nakledeyim.

“Müşterisi ve akrabası olan Ümit Tokcan’ın yeni meşhur olduğu yıllarda devamlı ‘kahverengi gözlerini’ söyleyen Ümit Tokcan’ a; ‘Yahu Ümit hep kahverengi gözlerini okuyorsun. her seferinde daha fazla kahırlanıyorum, yeter artık değiştir şu plağı. Senin her okuyuşunda daha fazla kahırlanıp her seferinde içtikçe içiyorum’ demiş.

Ümit Tokcan da; “Abi şarkının ne günahı var? Sen azalt şu meredi, ben bu şarkıyı daha okumayacağım” demiş.

TERZİ7

Fotoğraftakiler: En alt sol başta A.KadirAlptekin, arkasında ayakta lokantacı Hasan Alptekin’in oğlu Cemil, onun arkasında Lokantacı Hasan Usta, yanında Fırıncı Recai Otur, yanında Fırıncı Aslan, arkasında Şefik Yılmaz, yanında Kemal Usta, önünde Şefik abinin kardeşi Yılmaz, Önde oturan Tabutçu İhsan Komut.

Kulaktan kulağa çok hikayesi olan Terzi Kadir ustayı yanında çıraklıktan alıp yetiştirdiği insanlardan dinlemek lazım. Mahmut Ali Alptekin, Oktay Bal, Hamdi Tokcan, Mustafa Güler’den…

Bir seferinde güç bela para biriktiren bir köylü vatandaş; “Kadir Usta bir elbise dik bana” deyip parasını uzatınca, Kumaşı beğendirip adama masaya yatmasını söylemiş. Masaya yatan adamın etrafından çizerek ölçüsünü almış ve adamın elbisesini dikmiş.

Böylede nüktedan ve sanatkarmış. Öldüğünde 62 yaşındaymış ve takvimler 1980’ı gösteriyormuş…

 

Salih ÖZTÜRK

Palazoğullarından Emin Öztürk’ün oğlu olan Salih Öztürk, 1927 yılında Ordu Delikkaya köyü Civil mahallesinde dünyaya gelmiş. Henüz iki yaşındayken bir trafik kazasında babasını kaybetti.

Çocukluğu köyde ve yaylada, Yukarı Yelimkara obasında geçti. Küçük yaşta amcası tarafından Terzi Hüseyin Ustanın yanına çırak olarak verildi. Askere gidene kadar terzilik mesleğini öğrenen Salih Usta, askerde de mesleğini ilerletti. Ordu’ya döndüğünde kendisi gibi Terzilik yapan Taliye hanımla evlendi.

TERZİ8

TERZİ9

1953’te, Şarkiye Mahallesi Erdoğdu sokakta kendi dükkanını açtı, iki erkek, iki kız çocukları oldu. Yardımsever kişiliği ile etrafında sevilen Salih Usta, ömrünün son yıllarına kadar Terzilik mesleğini ayni iş yerinde sürdürdü. 2014 yılında 87 yaşında hayata gözlerini yumdu.

 

İbrahim ÖMÜR

İbrahim ÖMÜR; Orduda Terzilik deyince akla gelen ilk isimlerden 1927 Ordu doğumlu olan İbrahim amca, babası Murat Ömür’ün ölümü ile, ailenin büyük oğlu olduğu için 12 yaşında çalışmak zorunda kalır. Dört kız, dört erkek sekiz kardeştirler. Okulu bırakıp ilk ustası olan Ordu’nun tanınmış Terzilerinden Hasan Çol’un daha sonra da, bir başka usta Dursun Öztürk’ün yanında çalışmaya başlar(1929). Çıraklık dönemini tamamlayıp mesleğin inceliklerini öğrenir.

Ailenin büyük çocuğu olduğu için annesi İbrahim Ustayı evlendirir. Kısa bir süre sonra askere gider. O yıllarda askerlik süresi 4 yıl gibi uzun bir süredir. Askerlik boyunca mesleğini devam ettirir. Askerde iken bir oğlu olur, ismini Murat koyarlar. Murat iki yaşında iken yetim kalır. İbrahim Usta askerde iken dul kalmıştır. Komutanların tercih ettiği bir terzi olmuştur. Ordu’ya döndüğünde kendi iş yerini açarak mesleğe devam eder.

TERZİ10

Fotoğrafta: İbrahim Ömür ve arkadaşları.

İlk iş yerini, Orta Cami karşısında Çapulacılar Sokak’ta açtı. Ayni zamanda çok iyi saz çalıp söyleyen İbrahim Ömür yanık sesiyle Ordu Orta camide zaman zaman müezzinlik yapınca ve sesinin yumuşaklığı takdir edilmeye başlanınca mevlütlerde, ilahi okuması için istekler gelmeye başladı. Ankara Radyosu’ndan gelen teklifi de değerlendirip sazı ve sözü ile programlara katıldı.

Terzilikteki becerisinden dolayı İbrahim UstayI Ordulu Milletvekilleri, bürokratlar özel olarak Ankara’ya çağırtıp, Takım Elbise diktirirlermiş.

Hayatını düzene koymaya karar verir ve İkinci kez evlenir; bu evlilikten dört oğlu olur, en büyük oğlu Murat halen terzilik mesleğine İstanbul’da devam etmektedir.

İbrahim Usta 58 yıl terzilik yaptıktan sonra, 1997’de mesleği bıraktı. 2007 yılında hakkın rahmetine kavuştu. Ordu şehir mezarlığına defin edildi.

Dursun ÖZTÜRK

Ordu’da eskinin Usta Terzilerinden olan Dursun Usta, 1928 Öceli doğumlu. Mesleği Fayo Cemal Ustadan öğrenmiş. (Fayo Cemal İbrahim Bürün’ün eniştesi)

Terzi Dursun usta çıraklık, kalfalık derken ustasından müsaade alarak sandık pazarı mevkiinde ilk terzi dükkanını açar. İçlerinde oğlu Naci Öztürk, İbrahim Ömür, Cafer Kır, Ahmet Kır, Şükrü Sezer olmak üzere sayısız terzi yetiştirir.

TERZİ11

Fotoğrafta:Baba oğul Dursun ve Naci Öztürk.

Naci ÖZTÜRK

Babası Dursun ustanın yanında mesleği öğrenmeye başlayan Naci usta, babasının diğer çırakların yanında mesleği öğretmek acısından kendisine daha fazla baskı yapması karşısında işten ayrılıp, babasının arkadaşı Sebahattin Ataoğlu’nun yanına girer. Kendisi ile birlikte yanında Emrullah Yeşiltepe, YılmazKoz, Mehmet Öztürk’le beraber çalışarak mesleği öğrenmiş.

1953’te 17 yaşında İstanbul’a gidip burada Beyoğlu’nda, Selahattin Bahtiyar (Sami Ayanoğlu’nun teyzeoğlu) isimli terzilikte İstanbul’da isim yapmış bir ustanın yanına girer. İki yıl sonra Ali Öner adlı bir başka ustanın yanına girer ve 1961 yılında Ordu’ya dönüp, önce evlenerek kendi iş yerini açar

 

Mustafa Şevket SARI

Terziliğe yıllarını vermiş bir başka saanatkar. 1950 doğumlu olan Şevket usta 1962 yılında 12 yaşında köyün büyüklerinden Hidayet amcasının askerden gelip dükkan açmak için çırak arayan terzi arkadaşının yanında işe başlamış. İlk Ustası eski terzilerden Mehmet Özel’in yetiştirdiği çıraklardan, Necmettin Ertaş’tır.

TERZİ12

Fotoğraf :Mustafa Şevket Sarı.

Şevket Usta 4 yıl çıraklıktan sonra 1966-1970 yılları arası İstanbul Sirkeci’de önce meşhurların terzisi Agop Kanca’nın yanında çalışır. ‘Çıraklıkta neler öğrendin?’ diye sorduğum Şevket Usta; “Bir ay, sağ elimin işaret parmağı bağlı, iğne kullanmayı öğrendim. Ondan sonra iğne ile çalışmaya izin çıktı. Astarın kumaşa dikilmesi(klapa) daha sonra makas, mezura, riga, ütü derken ustanın verdiği her türlü görev dedi.”

Agop ustanın en iyi müşterisi Cüneyt Arkın’dır. Orada işe başlamasına sebep, Ordu’dan arkadaşı olan Mehmet Kul’un da orada çalışmasıdır. 11 ay Agop ustanın yanında çalışıp Orduya döner. İki ay Ordu’da kaldıktan sonra tekrar İstanbul’a döner. Bu sefer Beyoğlu’nda Zeki Müren’in Terzisi Metin Terzioğlu’nun yanına girer. Bir müddet burada çalıştıktan sonra tekrar Ordu’ya döner, üç dört ay fındık izninden sonra da tekrar İstanbul’a döner bu sefer de Feriköy’de Mesudiyeli İsmail Çakır ustanın yanında işe başlar. 1970 yılında askere gidene kadar da burada çalışır.

1970’in Mart’ında askere giden Şevket Usta, önce Çorum’a sonra Kars’a gider. Mesleğine askerlik süresince devam eder. Asker dönüşü 1974’de evlenir. İstanbul’da arkadaşı Hüseyin Atasever’le birlikte iş yeri açar. Siyasi dönemin en hareketli dönemi olan 74’lü yıllarda İstanbul’da çok şeye şahit olan Şevket Usta Ordu’ya dönmeye karar verir.

Terzi Cahit Kır’ın daveti üzerine geri döner 1977’de, ortak olup mesleğe Ordu’da devam etmeye başladı. İki yıldan sonra 1979’da Osmanpaşa Caddesi’nde Es kuyumcunun üstünde kendi iş yerini açar. 1982’de Osmanpaşa Caddesi’nde 17 yıl kalıp, emekli olduğu son iş yerine taşındı. 1999’da da emekliliği hak edip emekli oldu.

TERZİ13

TERZİ14

Fotoğraf : NamıkKayaköy

Namık KAYAKÖY

Terziliğe yıllarını vermiş bir başka terzi Namık Kayaköy’dür. Namık Usta da ortaokuldan sonra o yılların en geçerli mesleği olan terziliği seçmiş. O yıllarda İstanbul’dan Ordu’ya gelip terzi dükkanı açan köylüsü Nurettin Aktaş’ın yanına dört arkadaş çırak olarak beraber girerler. Nurettin ustanın kardeşi Cevdet te abisinin kalfalığını yapmaktadır. Askerlik için Ordu’dan ayrılan Namık usta, iki yıllık askerlik süresi sonunda Osmanpaşa caddesinde kendi iş yerini açtı, halen mesleğe devam etmekte.

SON KUŞAKLAR…

Ordu’ya emeği geçen Terzilerimizi yazarken, Terziler Odası Başkanı Ekrem Ayan’la sohbet ettik. 1996’dan bu yana oda başkanlığını yürüten Ekrem Usta, 1962 doğumlu.1973 yılında 11 yaşında Terzi Kemal Karagöl’ün yanında çıraklığa başlamış. Askerliği yaptıktan sonra Tüccar terzi Muzaffer Karaman’ın yanında bir müddet çalıştıktan sonra da 1989’da kendi iş yerini açmış.

Biten terzilik mesleğinin son temsilcilerinden olan Ekrem Usta; “uzun yıllar oldu, mesleği öğrenmek için daha çırakta gelmiyor. Şu anda ısmarlama, ölçü alarak, elbise siparişi alan, dikişle el sanatı ile elbise diken, 20 erkek terzisiyiz” dedi. Bir elin parmakları kadarda kadın terzisi olduğunu söyledi.

1975’li yıllarda piyasada 150 civarında terzi esnafı varken, şu an neden bu mesleğin azaldığını sordum. Başkan dertlendi;

“Önce Konfeksiyon, hazır kıyafetler çıktı, meslek bir darbe aldı. Kıyafetler daha ucuza piyasaya hazır sunuldu. Peşinden kredi kartına taksit olayı çıktı. Eskiden Polise, Bekçiye, Postacıya, Ormancıya, Öğretmene, Öğrenciye, İşçiye, Memura hep terziler elbise dikerdi. Konfeksiyon çıktı bütün bu saydıklarım hazıra yöneldi.

Eskiden gurbetçiler gelir iki-üç takım elbise diktirirlerdi. Onu bırak, damatlık dikmeyeli 20 yıl oldu.  Şimdi zevkine düşkün eski beyefendiler halen bizi tercih ediyorlar.”

Son olarak da yeni nesilde marka düşkünlüğüne çarpıcı bir örnek verdi;

“Bir seferinde bir arkadaşının oğlu takım elbise diktirmiş. Çeketin içine de ünlü bir markanın etiketini diktirmiş. Çünkü artık insanlar kaliteye değil, markaya bakıyor…”

TERZİ15

 

 

Yorum

  1. hüseyin ömür

    14 Aralık 2015 at 10:09

    bu güzel araştırma için öncelikle sizi kutlarım.Bir devrin sadece mesleğinde
    değil her noktada büyük ustalarını bizlere hatırlattığınız için teşekkürler

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Web Tasarım
ankara escort porno izle porno turk porno eskisehir escort bodrum escort bursa escort bursa escort Samsun Escort Bursa Escort mersinliescortt izmir escort istanbul escort izmir escort ankara escort Samsun Escort konya escort oyuncak hikayesi 4 izle Fethiye Escort porno izle fatsa haberleri eskişehir web tasarım escort ataşehir