ordu-logo
Son Dakika
24 Ocak 2017 Salı
27 Kasım 2015 Cuma, 11:13
MİTHAT BAŞ
MİTHAT BAŞ mithatbas@hotmail.com Tüm Yazılar

İSLAMDA İTİKADİ AYRIŞMA

 

Hem geçmişte hem de günümüzde İslam dünyasına baktığınızda çok büyük inanç farklılıklarının olduğunu görürsünüz. Kimilerinin dillerinden düşürmediği “İslam kardeşliği” aslında bir palavradan ibarettir. Müslümanların birbirlerini nasıl acımasızca öldürdüğünü, öldürürken utanmadan Allah’ın adını nasıl kullandıklarını, milyonların açlık ve sefalet içinde yarınlarından emin olmadan nasıl yaşadıklarını İslam coğrafyasında olup bitenlere bakarak ibretle izlersiniz. Bir anlam veremezsiniz bu olup bitenlere. Sorgulamaya çalışırsınız.

İslam âlimlerinin söylediklerine bakarsınız. Her birinin kendi inanç gözlüklerinin dışındakini dışlayan, tek yönlü düşüncelerinden rahatsız olursunuz. Akademik kariyeri olan “din bilginleri”nin bile yan yana geldiklerinde birbirleriyle kavga eden görüş ve açıklamaları da doyurmaz sizi. Herkesin aldığı eğitimin etkisinde olduğunu anlarsınız. Bir türlü olay ve açıklamaları bilimsel bir temele oturtamaz, daha doğrusu ikna olamazsınız.

Tek çıkar yolunuz, bu konularda yüzyıllardır olup bitenleri okuyup araştırmanızdır. Kimsenin etkisi altında kalmadan, dini konulardaki zıt fikirleri de inceleyerek özgürce araştırmak. Allah’ın size verdiği en büyük yeteneği, aklı kullanmak. Dünyada ve Türkiye’deki olup bitenleri ondan sonra anlamak, yorumlamak. En doğrusu da budur zaten.

Şimdi detaylara girmeden İslam düşünce tarihindeki ayrışmalara çok kısa bir göz atalım.

İslamda ameli mezheplerin yanında inanca dair itikadi mezhepler de vardır. İtikadi mezheplerin oluşmasına inançla ilgili görüş ayrılıkları neden olmuştur. İslam coğrafyasında Selefiye, Maturidilik ve Eş’ariye gibi Ehli Sünnet mezheplerin yanı sıra Mu’tezile, Cehmiye ve Kur’an Merkezli İslam gibi Ehli Sünnet dışı itikadi mezhepler de mevcuttur.

Günümüzde en yaygın olan Eş’arilik üç amel mezhebinin ( Şafilik, Maliklik ve Hanbelilik) görüşlerine riayet ettiği bir itikat mezhebidir. Bu mezhep mensuplarının çoğunluğunu kurucusu olan İmam Ebu’l El-Hasan Eş’ari’nin mensubu bulunduğu Araplar oluşturmaktadır. İmam Eş’ari Abbasi döneminde bugünkü Irak coğrafyasında yaşamış ve eserlerini orada vermiştir.

Matüriyedilik mezhebinin kurucusu ise, İmam Ebu Mansur El- Matüridi’dir. Maturidi Semarkant’lı olup aslen Türk’tür. Amel imamı olan ve kendi gibi Türk kökenli olduğu söylenen İmam Ebu Hanefi’nin görüşü Hanefilik ise, yine mensuplarının çoğunun aslen Türk kökenli olması ile bilinir.

Matüriyedilik ile Eş’arilik arasındaki fikir ayrılığının ana sebebi, akılcılık ve nakilciliğin çatışmasıdır. Batıdaki İslam devleti Endülüs’de savunuculuğunu İbn-i Rüşd’ün yaptığı din de Aristocu akılcı – felsefi bakış açısının yer almasını talep eden görüş ile, İmamı Eş’ari’nin görüşüne sıkı sıkıya bağlı olan ve Platoncu temele dayanan tasavvufun geçerli olmasının gerektiğini savunup, felsefeyi din açısından zararlı gören İmamı Gazali arasındaki fikir tartışmalarına dayanır.

Aynı dönem de İmamı Maturidi’ de Türkistan’dan bu fikir tartışmalarına katılmış İbn- i Rüşd’ün görüşleri ile aynı olan düşüncelerini ifade etmiş ve bu konuda eserler vermiştir. Kuvvetli bir bilgiye sahip olan İmamı Maturidi, çok kısa bir zamanda bulunduğu coğrafyada tanınmış ve ün yapmıştır. Görüşlerini paylaşmak için bugünkü Irak coğrafyasına gelmiş birçok fikir tartışmalarına katılmış düşüncelerini büyük bir kitleye kabul ettirmiştir. Bu açıdan İmamı Eş’arinin bazı görüşleri ile tezat düşmüş, bunlara bilgisi dahilinde farklı izahlar getirmiştir. İki görüşü de temelde birbirinden ayıran özellik, yukarıda belirtildiği gibi birinin nakilci diğerinin ise akılcı olmasıdır.

Nakilci Eş’ari ekolünün en kuvvetli savunucularından olan İmam Gazali, tartışma ve yazdığı kitaplarda İbn-i Rüşd’ün görüşlerine olduğu gibi İmamı Maturidiye’nin görüşlerine de şiddetle karşı çıkmış ve felsefeye dalmakla suçladığı Türk alimleri Farabi ile İbn-i Sina’yı kafirlikle itham etmiştir.

İmam Gazali’nin, İmamı Eş’ari ile onun görüşlerini hararetle savunmasının ve Maturidiliğe, dolaysıyla da akılcılığa karşı çıkmasının sebepleri vardır.

Abbasi iktidarı, menfaatler ve baskı/tehdit ile uygulamaları aleyhine konuşmalarına engel olmayı başaramadıkları İmamı Azamı en sonunda şehit ederek susturmuşlardır. Hocasının amel ile ilgili nakli konulara akılcı yaklaşımından ve doğruları savunmada gösterdiği cesaretten dolayı kendine muhtemeldir ki örnek aldığı İmamı Maturidi, onun ameli akılcılığını itikadi cepheye taşıyıp geliştirerek, mensubu bulunduğu Türk toplumunun gerçekçi ve sorgulayıcı ruhuna cevap verecek hale dönüştürmüştür.

Oysa gerek İmamı Eş’ari gerekse onun görüşlerini ve dünya gailesi yerine tasavvufu savunan İmam Gazali, bulundukları Abbasi yönetiminde hiçbir baskı görmedikleri gibi aksine iktidarca iltifat ve taltiflere layık görülmüşlerdir.

Bu yönden incelendiğinde İmamı Azam ve İmamı Maturidi’nin kararları sorguladığı, iktidarın uygulamalarını Allah’ın takdiri sonucunda gerçekleştiği tezini kabul etmeyip, karşı çıktıkları görülecektir. Bu bağlamda din adamları olarak uhrevi hayatın yönetimin haksız uygulamalarına cevaz verecek ve hatta destekleyecek konuma gelmesini kesinlikle kabul etmemişlerdir. Bulundukları devletlerin teokratik yapılarını tanımayan bu din adamları, bütün bunlardan dolayı hayatları boyunca sıkıntı ve eziyet çekmişlerdir.

Anadolu’nun Türkleşmesi sürecinde bu coğrafyayı ve hatta Balkanları Türkleştirmek ve Müslümanlaştırmak için görevlendirilmiş bir ‘’kolonizatör Türk dervişi örgütü’’olan Bektaşilik de itikadi anlamda Maturidi’dir. Bektâşîlik, Anadolu’nun Türkleşme sürecinde çok önemli roller oynamıştır. Bu tarikat kentte gruplaşarak kültürlü kişilerin oluşturduğu bir tarikattır. Aleviliğe gelince, kırsal kesimlerde, özellikle halk kesimi içinde gelişmiştir.

Bu iki karşıt ekolün, yani Maturidilik ve Eş’ariliğin anlaşamadıkları bir konu da İslam’ı halkların kendi dilleriyle öğrenebilmeleri ve yaşayabilmeleri sorunudur.

Bektaşilik ve Alevilik Ahmet Yesevi’ye kadar dayanmaktadır. Ahmet Yesevi bugünkü Türkistan, geçmişteki adı Yesi şehrinde doğmuş, orada tekke kurmuş ve vefat etmiş (Ö.1166) Kazak Türkü’dür. Hocası Yusuf Hamedani’dir.

Hamedani’nin en önemli özelliği dini iyi öğrettiği öğrencilerine, kendi milletlerinin diliyle dinlerini öğretmelerini istemesidir. Hamedani’nin iki öğrencisi, iki büyük tarikatın kurucularıdır. Yesevi’nin öğrencisi Hacı Bektaş-ı Veli (Ö.1270) Bektaşiliği, Abdülhalik Gucdevani’nin öğrencisi Şah-ı Nakşibend ise Nakşiliği kurmuşlardır. Fakat birisi itikatta Maturidiliği kabullenirken, Nakşibendilik El Eşariyeliği kabullenmiştir.

Bektaşi geleneğinde Menâkıbnâmelere göre, Osman Gazi’yi Kayı Boyu’na Bey yaptıran Hacı Bektaş-ı Veli’dir. Yani, Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda çok ciddi bir Bektaşi tesiri vardır. Horasan tesiri vardır. O sebepledir ki, Sultan Orhan zamanında kurulmuş olan Yeniçeri Ocağı, Hacı Bektaş Tekkesi’ne bağlı kabul edilirdi.

Maturidilik ve Hoca Nasurettin Tusi görüşlerini savunan Türkistanlı alimler ki bunların en ileri gelenleri Ali Kuşçu’dur.

Eş’ari görüşü ile onu tasavvufla destekleyen İmam Gazali ile Fahreddin Razi’yi savunan taraftan ileri çıkanlara ise Hocazade Muslihiddin Mustafa örnek verilebilir.

Bu iki ekolun hararetli kelam tartışmalarında bir süre sonra ağırlık Hoca Muslihiddin Mustafa’nın da etkisiyle Eşa’ari ekolüne bağlı olan ve tasavvufu öneren İmamı Gazali’nin görüşü ağırlık kazanmıştır. Bu süreçte medreselerde aklı ilimlerin temeli Maturidilik’ten gelen akli ilimlerin okutulmasına son verilmiştir. İlmen Osmanlı’dan daha ileri olan ve Fatih Sultan Mehmed’in talebi ile İstanbul’a gelmiş olan Timur İmparatorluğu alimleri bu konuda uyarılarını sürekli olarak yapmışlar fakat her hangi gelişme sağlayamamışlardır. Bunların bir kısmı yine Türkistan’a dönmüşlerdir.

Maturidiliği savunan Ali Kuşçu gibi bir kısım alim ise geldikleri coğrafya kadar Türk olan bu topraklarda kalmaya karar vermiştir. O dönem için de yetişmiş ve Maturidilik görüşüne hakim son kuşak Kanuni zamanına kadar gelmiştir. Fakat ilmi sahada bir daha medreselerde etkin olamamışlardır. Böylelikle Fatih dönemine kadar gelen ilmi çalışmalar ve yükseliş, Fatih Sultan Mehmet zamanında duraklamış, Kanuni döneminde ise sonlanmıştır.

Burada sorulması gereken soru şudur: Nasıl oluyor da Fatih Sultan Mehmet gibi çok bilgili ve entelektüel bir padişah sonunda olumlu sonuç vermeyeceği belli olan, kendi toplum yapısına ters bir oluşuma göz yumarak bir kırılmaya neden oluyor?

Tabi ki Fatih ülkesi ve geleceği için böylesine önemli bir kararı bilim adamlarının tartışmasına bırakmayacak kadar akıllı bir insandı. Onun ileride böylesine bir karar alarak amelde İmamı Azamın görüşlerini kabul ederken, itikadi mezhep seçiminde Eş’ari görüşüne yaklaşarak amorf bir oluşuma gitmesinin bir başka sebebi olmalıydı.

O sebep de, mevcut iki ekolün devlet reisliğine ait meseleler kısmıydı.

İmamı Matüridi’ye göre, Seçim yolu ile devlet reisliği tevdi edilir. Tefsir Allah’ın kelâmından murat edilen şey hakkında kesinlikle hüküm vermektir. Temelde mutlaklık değil, izafilik (görecelik) söz konusudur. Bu açıdan ne yöneticileri ne de yönetimlerin kutsallaştırılması mantıklıdır. Kulluk sadece Allah’a aittir. Buna bir örnek vermek gerekirse köle pazarından alınmış bir kölenin sahibi sadece o kölenin üreteceği iş gücünü, emeğini satın almıştır. Allah katında kendisi ile kölesi arasında kulluk anlamında bir fark yoktur. Dolayısıyla böyle tehlikeli bir tanımlama hiç bir kimse veya zümre için kullanılamaz.

Maturidilik devlet reisliği hususunda bu kadar hassas davranırken Eş’arilik bu konularda içinden çıkmış olduğu toplum ve dönemin ( Emevi, Abbasi ) anlayış seviyesinde beklentiler içindedir. Saltanatın babadan oğla geçmesinde sakınca görmüyor, reşitlik ve fazilet aramıyordu.

Fatih’in kurumları kurup, yaptığı kanunlar ile şekillendirdiği bu yeni İmparatorluk için tercih ettiği görüş ilerde Türk milletinin sosyokültürel gelişimine çok büyük darbe vuracaktır.

Bir süre sonra Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi dönüşü yanında getirdiği iki bin Arap kökenli ve Eş’ari ekolune sahip din alimi (Bunlar, Nakşibendi müritleri yetiştirdiler. Sonraki yıllarda 1642 yılında bu müridlerden “seyyid” adıyla Ordu Kazası yöresinde Milas’ta 14, Piraziz’de 14, Şemseddin’de 1, Kıruk’ta 33, Akköy’de 12 olmak üzere toplam 74 mürid görevlendirilmişti.) Osmanlı yönetim ve coğrafyasındaki dini algılayışı gittikçe daralttılar. Anadolu Müslümanlığı tarikatların, özellikle de Nakşibendi tarikatının etkisi altına girdi.

Sertleşen bu algı bindiği dalı kesme gibi kendinden olan ve Osmanlı Beyliği’nin neredeyse kuruluşundan bu yana onun savaş gücünün tamamını teşkil eden Türkmenlere karşı aşırı bir güvensizlik sonucunu doğurdu. Üstüne üstlük 16. yüzyıl sonlarında ve 17. yüzyıl başlarında meydana gelen Celali İsyanları ve Suhde İsyanları sonucunda Anadolu’daki Alevi Türkmenlere karşı büyük bir kırım yapıldı. (Ordu Kazası’ndaki “Nefs-i Alevi bi ism-i Ordu” yerleşkesi bu sırada dağıtıldı.)

Bu süreç Osmanlı’yı kendisinin içinden çıktığı Oğuzlara / Türkmenlere yabancılaştırdı, hatta düşmanlaştırdı. Devletin zayıflaması ile beraber zayıflayan kurumların sistem gereği içinde yer almış olan devşirme kesim devlet kurucusu asli unsura düşman, kindar kesildi. İmparatorluğun sonunun gelmesinde bu dönmeler, dini atmosferden alabildiğine istifade ederek, onu kendilerini savunmak ve menfaatlerini korumak için kullandılar.

Başta Osmanlılar olmak üzere tüm Türkler ve Hanefî-Maturidî eksenindeki dinî yorumu benimseyen diğer Müslümanlar için çok önemli olan eserler, bugüne kadar pek gün yüzüne çıkarılmamıştır.

Sünnî İslam yorumunun iki büyük itikadî mezhebinden biri olan Maturidîliğin fikir babası ve ilk üstadı olan İmamı Maturidi’nin çağdaşı İmam Ebu Eş’ariye göre kelam ve akaid üzerine daha çok eser vermesine rağmen görüşleri, yorumları özgür birey teolojisinin ne olması gerektiğini araştıran Cumhuriyetimizin başına kadar gündeme getirilmemiştir.

Bunun tek nedeni, Maturidilik mezhebinin önerdiği ideal yönetim sisteminin Osmanlı ilim adamlarınca daha fazla tartışılmasının ve bunun sonucunda ortaya çıkacak itirazların alternatif yönetim talebine dönüşerek iktidarlarını sıkıntıya sokacağını düşünmüş olmalarıdır.

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Web Tasarım
ankara escort porno izle porno turk porno eskisehir escort bodrum escort bursa escort bursa escort Samsun Escort Bursa Escort mersinliescortt izmir escort istanbul escort izmir escort ankara escort Samsun Escort konya escort oyuncak hikayesi 4 izle Fethiye Escort porno izle fatsa haberleri eskişehir web tasarım escort ataşehir kuşadası escort