ordu-logo
Son Dakika
21 Ocak 2017 Cumartesi
22 Eylül 2015 Salı, 19:18
MUSTAFA KEMAL ŞAHİN
MUSTAFA KEMAL ŞAHİN mkshn52@gmail.com Tüm Yazılar

Mağaradaki Derviş

 

Eski bir hikayedir biliyorum ama her okuduğumda etkileniyorum. Henüz yirmisinde olan genç bir çoban… Bir kıza gönlünü kaptırmış, o derece aşık olmuş ki, sevdiğinden başka bir şey düşünemez, derdini kimseye anlatamaz olmuştu. Sevdiğinin derdinden mecali kalmamış halde iken bir ihtiyar yetişmiş imdadına. İhtiyar, delikanlıya derdini sorar, o da anlatır :

“Gözlerim günlerdir uyku görmedi. Yiyemiyorum, içmiyorum, işi gücü yapamıyorum. Gecem, gündüzüm sevdiğim kesildi. Ben bir garibim, o padişahın kızı. Ben yanarım derdime, çare de yoktur bu derde.”

Bir ah çekti ihtiyar adam. Yüzünü nefes almadan konuşmasını sürdüren delikanlıya çevirip, tebessüm etti.

“Kolay evlat kolay. Şu tepeyi görüyor musun? İşte orada bir mağara var, oraya git ve kırk gün boyunca Allah Allah diye tespih çek.”

Aşık, garip genç:

“Nasıl yani, kırk gün orada Allah Allah çeksem, padişahın kızına kavuşacak mıyım?”

İhtiyar alim: “Dediklerimi harfiyen yaparsan elbette demiş.

Aşık genç hemen: “Elbette” demiş, “her şeyi hem de ne istersen her şeyi yaparım” demiş, çok zayıf olan ümitlerinin yeşermesiyle sevinçten birden canlanmış, yüzüne tekrar renk gelmiş ve can kulağı ile dinlemeye başlamış.

İhtiyar alim:

–Benim kaldığım kulübenin üst kısmında bir mağara var, sen oraya çekileceksin. Kırk gün hiç dışarı çıkmadan Allah, Allah diye zikirde bulunacaksın. Ne duyarsan duy, ne görürsen gör vazgeçmeyeceksin, sana gelenlere itibar etmeyeceksin, hatta padişah bile gelse, dünyayı sana teklif etseler dahi itibar etmeyeceksin işte o zaman muradın gerçek olacak.

Her şeyi yapmaya hazır olan aşık genç iyice şaşırmıştır, bu iş bu kadar kolay mıdır?

Aşık genç:

“Gerçekten bu kadar kolay mı? Ben şimdi elime tespihimi alacağım, mağarada kırk gün Allah lafzı celili ile zikir çekeceğim, sonra sevdiğime kavuşacağım, öyle mi?”

İhtiyar alim: “Evet, bana inan ve dediklerimden çıkma yeter,” demiş sadece.

Çoban hemen yola koyulur ve tepedeki mağaraya yerleşir ve Allah zikrine başlar. Niyetini padişahın kızına, dilini de Allah’ın zikrine yöneltir. Aradan birkaç gün geçmiştir, çoban zaruri ihtiyaçlarının dışında sadece zikirle meşgul olmaktadır. Çoban mağarada zikirle meşgul olurken, civar köylerde bir söylenti kulaktan kulağa dolaşmaya başlamıştır bile. Herkes birbirine şöyle diyordu: “Şu dağdaki mağaraya keramet ehli bir derviş yerleşmiş, gece gündüz zikirle meşgul olmaktadır.” Söylenti artarak devam etmiş, sadece yakın köylere değil, zamanla kasabaya, oradan da ülkenin her tarafına yayılmış. Söylenti her yayılışta, bire bin katarak abartılıp çobana birçok kerametler izafe edilir.

Kırk günün dolmasına üç–beş gün kalmıştı ki, çobanın şöhreti bütün ülkeye yayıldı. O kadar duyuldu ki; sarayda bile konuşulur olmuştu. Derken padişah da derviş haberini duyar. Bir gün padişah, vezir ile bu meseleyi konuşur.

“Böyle Allah dostlarının yanımızda olması bize çok büyük faydalar sağlar, elimizi çabuk tutalım, zikir ehli bir yerde fazla durmaz, onlar dünyayı dolaşırlar, bu dervişi saraya alıp, burada ikamet ettirelim.” diyen vezirini dinleyen padişah, ihtiyar alimi, vezirleri ve meraklı halkla mağaraya giderler..

Tevafuk bu, padişahın mağaraya geldiğinde çoban inzivadaki kırkıncı gününün içindeydi. Padişah, zikir halindeki çobana tekliflerini yapar. Çoban sessizce dinler, padişah bitirince, çoban zayıf ve kısık bir sesle “hayır istemem” der.

Padişah da, mahiyeti de şaşkındır. Bu teklifler öyle kolay kolay reddedilecek teklifler değildir. Orada bulunanların hiçbiri bu işe bir anlam veremez. Herkes bu durumu aşık çobanın maneviyatının yüksekliğine bağlar. Padişahı reddetmesi, çobanın itibarını kat kat arttırmıştır. Orada bulunanların içinde işin özünü bilen, sadece ihtiyardır.

İhtiyar danışman padişaha der ki: “Padişahım! Bu derviş Efendiyi kızınızla evlendirirseniz, amacınıza ulaşırsınız.”

Padişah: “Kabul eder mi?”

İhtiyar: “Edebilir, bir deneyelim,” der ve mağaranın kapısında çobana öneriyi yapar:

“Derviş Efendi, seni kızımla evlendireyim.”

Çobandan gelen ilk tepki, bu sefer çok yüksek bir sesle “Allah (c.c)” lafzı duyulmuştu ve çoban ayağa fırlamıştı. Bu sesle Padişah da dahil herkes teklifi kabul ettiğini düşünmüştü ama çoban elindeki tespihi yavaşça cebine koydu ve yerine oturdu. Herkes pür dikkat ne diyeceğini beklerken, Çoban:

“Hayır padişahım, kızınızla da evlenmek istemiyorum.”

Aşık çoban üzgün bir eda ile kafasını iyice eğerek. Ben sadece kırk gün padişahın kızına kavuşmak için Allah dedim. Rabbim ise buna rağmen zikrinin hürmetine padişahı, mahiyetini ve hayal edemediğim kadar mal varlığını, ayrıca şu kadar insanı ayağımın önüne serdi.

Ben ne yanlış yoldaymışım. Keşke ben padişahın kızı için değil de, Allah için Allah demiş olsaydım demiş. Ve o günden sonrahiçbirşey için, sadece Allah için Allah çekmeye, ömrünü zikre adadı.

Bu hikayeyi şimdi neye yazdım. Herşeye yorumlanabilir, ister para, ister sevgi, aşk için isterse makam, mevki, vekillik için. Ne istiyorsak O’nun için isteyelim. Olmadığında da üzülmeyelim.

Kalın sağlıcakla…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Web Tasarım
ankara escort porno izle porno turk porno eskisehir escort bodrum escort bursa escort bursa escort Samsun Escort Bursa Escort mersinliescortt izmir escort istanbul escort izmir escort ankara escort Samsun Escort konya escort oyuncak hikayesi 4 izle Fethiye Escort porno izle fatsa haberleri eskişehir web tasarım escort ataşehir