ordu-logo
Son Dakika
21 Ocak 2017 Cumartesi
13 Nisan 2016 Çarşamba, 09:12
MUSTAFA YILDIRIM
MUSTAFA YILDIRIM mustafayildirim@hotmail.com Tüm Yazılar

MATOMENA HOMATA – KANLI TOPRAKLAR – 2 –

Türkler biraz saftır! Karşısındakini kendisi gibi sanır ve sonra da sızlanırlar!” Selcenli Veli Yıldırım Hoca [Çanakkale-Sakarya Gazisi]

 

Dido Soteriou‘nun “Matomena HomataKanlı Topraklar” kitabını “Benden Selam Söyleyin Anadoluya” adıyla yayınlayarak okuyucuda önyargı oluşturmuşlardı. Oysa Dido’nun Çikince Köylüleri selamlarını bir başka türlü söylemişlerdi:

<< … Ortalık ana baba günüydü. İzmir’de ne kadar Rum varsa, Konak’tan Kordon’a akıyordu. Papazlar, yaşlılar, gençler, kadınlar çocuklar… Köylüler bayram giysileri içinde, ellerindeki Yunan bayraklarını sallayıp duruyorlardı.

Yük arabalarına koşulu beygirlerin kuyruklarına bile küçük Yunan bayrakları asılmış. İlahiler, marşlar yeri göğü inletiyordu. Birdenbire büyük bir gürültü duyuluyordu.

İzmir Sultanisi tarafından Rum izciler, ellerinde Yunanistan Başbakanı Venizelos’un büyük fotoğrafları, “Zito! Zito Venizelos!” diye haykırarak geldiler ve karşıdaki büyük postanenin önünde askeri düzende dizilip marş söylemeye başladılar.

O arada, Osmanlı bankasının önündeki kalabalığın içinden çıkan üzüm tüccarı Yenişehirli Hafız Hüseyin, fesi elinde, duvar dibinden ürkek ürkek yürüyerek han girişine geldi. Kısa kesilmiş kır saçlarının dipleri bile terlemişti. Soluk soluğaydı. Selim’i kolundan tutup çekiştirdi:

“Ne duruyorsun? İçeri girelim!”

Hafız Hüseyin ancak küçük yazıhaneye girdiklerinde rahatlayabildi. Fesini sandalyeye attı. Mendilini çıkarıp terini silerken, Selim, bardağa bakır maşrapadan su doldurup uzattı. Onun bir iki yudum su içmesini bekledikten sonra “Hafız! Nedir bu telaş?” diye sordu.

“Sorma, Selim! Dünya tersinden dönüyor sanki. Dükkânı kilitledim. Yemiş çarşısından çıkıp, neler oluyor bakayım, dedim. Sen misin çıkan, az kaldı ayaklar altında eziliyordum.”

“Bunlar bir yerde toplanmış da birden boşalmış gibiler.”

“Ayafotini kilisesinin önünde toplanmışlar. O doktor var ya… Neydi adı?”

“Stefenopulos! Ne çevirmiş yine?”

“Çevirmesi bitmiş! Kilisenin önünde toplanan binlerce insana konuşuyordu. Ne bini yahu! En az on bin kişi vardı. Urla’dan, Çeşme’den, Karaburun’dan, Narlıdere’den ve hatta Aydın’dan Rumları gördüm. Köylerden de gelmişler. Caddeye çıkarken Çikince köyünden tanıdıklara rastladım. Ellerinde bayraklar, beni görmezden gelip geçtiler.”

“Desene sana üzüm satanların sülalesi gelmiş!”

Hafız Hüseyin, bir yudum daha su içti. “Şaka değil! Bunların niyeti kötü” deyip, “Doktor arada bir durup kalabalığı, ‘Türklere ölüm! Türklere ölüm!’ diye bağırtıyordu” diye ekledi.

“Hiç üstüne almadın mı? Sen yoksa Türk değil misin?”

“Selim işin şakası yoktu!”

Yahu akıl mı kaldı! Sonra ne yaptın?”
“İçlerinde kalmıştım. Bir baktım, Rumlar feslerini hep birlikte yerlere atıyorlar. Ben kıyıdaydım, ama ne olur olmaz deyip fesimi cebime tıkıştırdım. O sıra beni tanıyan birkaç Rum genci, kalabalığın arasından dik dik bakarak yanaşmaya başladılar. Ne yalan söyleyeyim, korktum. Biri koluma yapışıp çekerek sürüklemeye başladı. ”
“Yapma yahu!”
“Ben tanıdık bir Rum bana yardım ediyor sandım. Korkudan yüzüne bakamıyorum. Dar bir sokağa girince tanıdım. Bizim seyyar postacı Ali Necati’ydi. ‘Hafız Efendi! Buraya gelinir mi hiç!’ dedi, ‘Kaç günlerdir hazırlanıyorlar. Daha Aydın tarafından binlercesi geliyor!’ Kemeraltı’ndan Yemiş Çarşısı’na dönelim, dedik. Orada da Rum esnaf toplanmıştı. Necati ‘Büyük postaneye’ gidelim deyince buraya geldik. Postaneye sığınalım derken seni gördüm! Bu ne iş yahu? Valilik ne yapıyor? Hem ne oldu da delirdi bunlar?”

[…] Pencere önüne konmuş güvercinler telaşla havalandılar. Selim’in sözü dışarıdan gelen, gök gürültüsünü andırır sesle duyulmaz oldu.
Pencerelere koştular. Körfezin kurşuniye çalan sularını yararak gelen İngiliz bandıralı monitör gemisi yaklaştıkça gürültü daha da büyüyor, camlar titreşiyordu. Gemiye doğru kürek çeken kayıklarda ellerinde İngiliz-Yunan bayraklı insanlar, kendilerini denize atarak gemiye doğru yüzen gençler…

Arkadaki komşu yazıhanelerden gelenler de küçük odaya yığılmışlar, pencere önündekilerin arasından dışarıyı görmeye çabalıyorlardı. İçlerinden birinin, “Efendiler! İdare herhalde Rumlara geçiyor” demesiyle bir an suskunluk oldu. Soran gözlerle birbirlerine baktılar.
Bir başkası, “Anadolu bankasının önündeki Türk bayrağını indirip yırtmışlar. Ayafotini’ye de Yunan bayrağı çekmişler!” deyince odaya ölüm sessizliği çöktü.

Geminin burnuna dizilmiş olan subaylar, kasketleri göğüslerinde karşılayıcılara selâm dururken, rıhtımın kıyısında yan yana dizilmiş papazlar, ellerindeki haçları monitöre uzatarak İngilizleri kutsuyor, zangoçlar daha büyük haçları yukarı kaldırıp indirerek arkadaki ilahi korosunun ritmine eşlik ediyor, onların yanında be-yazlar giymiş genç kızlar kollarındaki sepetlerden denize çiçekler atıyorlardı. [..]>>
[Mustafa Yıldırım, 58 Gün – Mustafa Kemal ile Filistin’den Anayurdun Dağlarına, 4. Basım,, Ulus Dağı Yayınları, 2009, Sayfa 511-513]

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Web Tasarım
ankara escort porno izle porno turk porno eskisehir escort bodrum escort bursa escort bursa escort Samsun Escort Bursa Escort mersinliescortt izmir escort istanbul escort izmir escort ankara escort Samsun Escort konya escort oyuncak hikayesi 4 izle Fethiye Escort porno izle fatsa haberleri eskişehir web tasarım escort ataşehir