ordu-logo
Son Dakika
23 Ocak 2017 Pazartesi
14 Nisan 2015 Salı, 12:28
GÜRSEL YILDIRIM
GÜRSEL YILDIRIM yildirim.gursel@gmail.com Tüm Yazılar

OKULU BÖYLE AÇTIK

Köşeli Hoca zaman zaman dostlarını evine çağırıyor, uzun kış gecelerinde çaylarını yudumlarken birbirlerine anılarını anlatıyorlardı. Herkesin yaşadığı koca bir romandı. Kendi zamanının dertlerini sırtlarında taşıyan bu insanlar, nasıl da dayanmışlardı bunca yorgunluğa, bilinmeliydi. Hiç olmazsa anlatarak, yaptıkları işten gönenç duyarak teselli bulabilirlerdi. Anadolu’nun gezdiği, gördüğü her köşesinde öylesine yorgun ama mücadeleden vazgeçmemiş insanlar vardı ki, onları görünce kendi başından geçenleri, derelere karışan cılga su gibi görmemek mümkün değildi.
Hayat bu muydu, bilinmez.
Ak sakallı İbrahim Hoca’ya göre hayat “Kadir-i mutlak’a razı olmak”, Memügilin Ali’ye göre “Toprakla haşır neşir olmak”tı. Belki de Delibaşların Akgül Hanım en doğrusunu söylüyordu; “Hamur gibi yoğrulup gidiyoruz işte.”
Köşeli Hoca anlatmaya başladı.
“Belki de benim için en ızdıraplı günler sona ermişti. Ancak hayatın ne getireceği konusunda, yaşadıklarımdan sonra, şöyle olacak diyemiyorum. Ekim 1923’te Muallim Muavinliği sınavını kazanmış ve Ocak 1924’te köyünüze tayin edilmiştim. Mesudiye’de açılan üç okuldan biriydi burası. Evleneli bir yılı doldurmuştuk. Bir yün yatak ve birkaç parça eşyayı, komşudan aldığımız ata yüklemiş, hanımı da bizim ata bindirmiştim.Yanımızda köyümüzden Yunus dayı vardı. Geci ormanından Zile köyüne, oradan Yavadı’ya ve sonra Faldaca yoluna koyulduk. Kar yol izini kapamıştı ama Yunus dayım yolu iyi bildiğinden yavaş yavaş ta olsa gidebiliyorduk. Kavaklıdere’ye varınca bizi göndermek istemediler. Akşamın karanlığı ve soğuğu hafiften çökmüştü. Ayrıca dediklerine göre onların da çocuklarını okutacak bir muallimi ağırlamak hoşlarına gidecekti. Ben ısrar edince dayanamadılar ve yanımıza köy korucusunu katarak yol ettiler. Şahnapınar ayağından hafif bir yokuşa sardık. Aşağıya doğru tarlalar bembeyazdı. Bazı çiğnekleri fark edince izlemeye başladık. İleride bir karartı vardı. O da bize doğru geliyordu. Benim geleceğimi bildiğinizden herhalde sizler göndermiştiniz, karşılanmış olmak beni sevindirdi.

Bana ayırdığınız bu tek gözlü yer evi çok güzeldi. Mektebe de yakın. Odunlar yığılmış. Daha ne isterim!
Mektebe gittiğimizde çocuklar çoktan gelmişti. Eski sobayı yakmışlar, dışarıda beni bekliyorlardı. Kız erkek bir arada idiler. Bizleri görünce kenara çekildiler. İçeri girdik. Yere serilmiş kilimler, esli postlar, uzun tahtalar vardı ve herhalde bunlar üzerinde oturulacaktı. Girişte çarıklar çıkarılmıştı. Karşı duvarda dört beş düz yontulmuş tahtanın yan yana çakılmasıyla yazı tahtası yapılmıştı. Olsun, bu da iyi sayılırdı. Sonradan öğrendim, başka köylerin çocukları da gelmişmiş. Faldaca köyü ortada sayılır, hatta eskiden beri hatırı sayılır köymüş.

Böylece 3 Ocak 1924 tarihinde Muallim Muavini olarak köyünüzde görevime başladım.
…”
Bu satırlar Mesudiye/YukarıGökçe köyünde açılan üç sınıflı ilkokulun ilk öğretmenine ait anılardır. Yakında “DEDELLE” adlı kitabımda yayımlanacak, belki de diğer bilinmeyenlerle birlikte günümüze ışık tutacaktır.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Web Tasarım
ankara escort porno izle porno turk porno eskisehir escort bodrum escort bursa escort bursa escort Samsun Escort Bursa Escort mersinliescortt izmir escort istanbul escort izmir escort ankara escort Samsun Escort konya escort oyuncak hikayesi 4 izle Fethiye Escort porno izle fatsa haberleri eskişehir web tasarım escort ataşehir