ordu-logo
Son Dakika
19 Ocak 2017 Perşembe
09 Temmuz 2016 Cumartesi, 11:48
YAVUZ KALYONCU
YAVUZ KALYONCU yavuzkalyoncu@hotmail.com Tüm Yazılar

Son Bakırcı Ustalarımız…

Hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı, zamana, teknolojiye yenik düşen,Yok olan, yeni usta yetişmeyen, bir meslek BAKIRCILIK ve Kalaycılık. Bakır olmazsa kalayda olmaz. Bir zamanların en geçerli mesleklerinden olup, şimdilerde, eski tadı olmayan yerini çelik, alüminyum tencerelerin, teflon, emaye, çinko, cam, plastik ve porselenlerin aldığı bakırcılıkla ilgili bir araştırma.
Tarih içinde BAKIRCILIK
Yine bir zamanlar diye başlayan yazılardan biri. Bir zamanlar, alet ve silah yapımında ilk olarak kullanılan maden olarak bilinir bakır. Daha sonra, tunç, sonrada demir kullanılmış silah yapımında. Silah dediğimiz o zamanın silahları mızrak, ok, kılıç, kama, balta gibi ilk silahlar. Bakır genellikle yemek kaplarının, ev aletlerinin süs eşyalarının yapımında kullanılmış.

P1320284
Diğer madenlere göre daha kolay işlen ilen, dövme, kabartma, soğuk çekme yollarıyla biçim verdirilen bakır eşyalar; Yaldızlanıp, mine kaplanarak veya üstüne değerli taşlar kakılarak daha süslü hale getirilirdi. Bakırın işlenmesinde bir aralar, eritilerek(1084 C) Gümüşle karıştırılmada yapıldı. Bu işleme SHEFFIELD LEVHA sistemi işi denildi.

işleme

Anadolu’da bakırcılığın tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Diyarbakır, Çayönü-Konya, Çatalhöyük-Konya Seydişehir, Suber’de yapılan kazılarda doğal bakırdan dövülerek yapılmış on bin yıllık süs eşyaları bulunmuş. Anadolu’da yaşamış bütün medeniyetlerle ilgili yapılan araştırmaların hepsinde bakıra rastlanmıştır. Hitit, Urartu, Frig, Roma, Bizans dönemleri- Konya, Mardin, Hasankeyf, Diyarbakır, Harput, Erzincan, Erzurum’da yapılan araştırma kazılarında hep bakırdan yapılma eserlere rastlanmıştır.
Önceleri Madeni ısıtarak yumuşatıpişlenir hale getirme işine TAVLAMA denirmiş. Anadolu’da uygulanan bu usul, Büyük Selçuklu devriyle birlikte İslam maden sanatında çığ açmış, maden yatakları yoğun olarak işletilmiş, Osmanlının kurulmasıyla da altın çağını yaşamıştır. Bakırın üstüne altın, civa karışımı ile kaplayıp TOMBAK sanatı uygulanması bakırı daha değerli kılmış.

tombaktombak1

Osmanlı döneminde bakır yataklarının yoğun olarak işletilmesi neticesinde bakır işçiliği ilerlemiş atölye sayıları hızla artmış. Bakır eritmek için kullanılan KALHANELER’de plaka haline getirilen bakırlar 50-60 cm ölçülerinde yuvarlak veya dikdörtgen kalıplara dökülüp önce külçe haline getirilip sonra demir örs üzerinde, çekiçlerle dövülüp inceltilerek tabaka haline getirilerek bakırcılara satılırmış. Teknolojinin gelişmesiyle Kalhanelere, Şahmerdan adı verilen elektrikle çalışan dev dövücüler alınınca, bakır, işlenmesi kolay, ince plakalar halinde piyasaya sürülmeye başlanmış. İncelen bakırı ustalar döverek şekillere sokup, tencere, tava, ibrik, güğüm, bakraç, tas, gibi şekillere sokarak, dövme işlemine ilave parçaları birleştirmek için kaynak ve perçinlemelerde yaparak kap kaçak yapımını gerçekleştirerek piyasaya sürmüşler.

bakır6

Dövme bakır işlemeciliği zaman aldığı, fazla emek istediği için son zamanlarda; Sıvama tekniği kullanılmaya başlandı. Bu teknikte yapılacak kabın tornaya bağlanmış kalıbına bakırın sıvanması, başka bir tabirle, bakır levhanın kalıbın biçimini alma işlemidir.
Osmanlı da Ahilik geleneğine göre ayakta çalışan esnaflar Cuma selasından sonra oturarak dua yaparlardı. Bu yaptıkları işin önemine binaen yapılan bir davranıştı. Ayni anda oturarak iş yapan tuhafiyeci,c ayakkabıcı ve terzilerde ayağa kalkarak dua ederlerdi.
Günümüze kadar ulaştırılmış eserlerden anlaşıldığına göre bakırcılık, Anadolu’da yaygın olarak yapılmış. Halende eski tadı olmasa ’da az sayıda yapılmaktadır.

bakır7

ORDU’DA BAKIRCILIK
Her yerde olduğu gibi, Ordu’da da bakırcılık bir zamanların en geçerli mesleklerindenmiş. 1937 doğumlu eskinin bakırcı ustalarından çıraklığını, Oflu Mahmut ustanın yanında tamamlayan, Sait Köse’nin dediği gibi “1950’ye kadar savaştan çıkmış Türkiye’de fakirlik vardı. BU MİLLET KÜRÜLDEN EKMEK YAPTI UYUZ OLDU, ZILGITTAN EKMEK YAPTI KABIZ OLDU. Para kazanmak kısa zamanda meslek sahibi olmak için aileler çocuklarını meslek erbaplarına çırak olarak verip, Eti senin kemiği benim, diye de tembih ederlerdi” Dedi.
En geçerli mesleklerden bakırcılık deyince, akla gelen ilk isim, Ordu’da doğma büyüme, Ermeni Harut Ustadır. 1926 Ordu doğumlu Harut Usta, mesleği Ordu’nun en eski ustalarından olan Babası Mıgırdiç Ustadan öğrenmiş. Babası Mıgırdiç Usta’da Bakırcılık mesleğini 1916‘da gittiği Rusya’da Rus Ustalardan öğrenmiş. Ordu’da oğlu Harut gibi otuza yakın çırağına bakırcılığın inceliklerini öğretmiş.
Mıgırdiç Usta Yetiştirdiği bir kısım çırağı ile şehir merkezindeki iş yerinde bakır döverken.

P1320191

Harut Usta Babasından bakırcılıkla ilgili her şeyi öğrenmiş. Ama bakırcılıkta hep farklı şeylere merak sarmış, bakırcılıkla sanatı birleştirerek, dövme bakırla kabartma resimler, hayvan figürleri, farklı kurum amblemleri, çiçek kabartmaları yapmış. Orduyu temsil eden Fındık, balık ve mısır kompozisyonlarıile ödül kazanmış. Bankalara iş yerlerine kabartma bakırla amblem çalışmaları yapmış.

P1320187

Ortaokuldan sonra babası ile çalışmaya başlayan Harut Usta, bakırcılıkla resim sanatını birleştirmiş, 0,55mm bakır levhayı çekiçle döverek 3 cm kaldırmayı başarıp fındık potağını, eksiz, lehimsiz yapmayı başarmış.Kendi deyimiyle’’ Benden başka bunu yapana rastlamadım’’ diye söyleyecek kadar kendine güvenli ve sanatından emin.
1947 yılında Hasan kalede yaptığı askerliğini bitirdikten sonra, gelip bakırcılığa kaldığı yerden devam etmiş. Otuz altı ay yaptığı askerlikte çalışmalarından dolayı erken terhis ödülü almış.
Yetmiş altı yıldır, Bakırcılık mesleğinin içinde olan Harut usta; ’’Dünyanın en sağlıklı yemek yapılan kapları bakırdan yapılanlardır, şu an değeri bilinmiyor ama yakındır insanoğlu tekrar bakıra dönecektir.’’ Dedi.
Ordu yöresine ait olan bakır güğümlerin Babasının tasarımı olduğunu söyleyen Harut Usta; ’’Şimdi 200 TL’ye alamazsınız o güğümleri ‘’ Dedi.

güğüm

Yine Mıgırdiç Usta Ordu’da ilk olarak bakırın tornasını yapmış. Bakır Türkiye’ye nereden gelirdi diye sordum; “Önce İngiltere’den gelirdi, plaka halinde. Sonra Türkiye’de de maden ocakları çoğaldı. Kendi bakırımızı imal eder olduk” diye cevapladı Harut Usta.
Kalaycılıkla ilgili bilgilendir bizi deyince, “Bakır kullanılan her yerde kalay olur. Kalay metal objelerin korozyondan korunması için kaplatılan özel ve pahalı bir madendir. Kalaylanmadan kullanılan bakır kaplar oksitlenip zehirlenmelere yol açar. Eskiden bol miktarda kalaycı vardı herkes bakır kap kullanıyordu. Bu kalaycıların çoğunluğu da Ermeni ve Rum ustalardı. Ermeni ve Rum ustalar göçünce Hristiyan mesleği diye kalaycılığı kimse yapmamış ve halk zehirlenmelere başlamış. Kalaysız kapta pişirilen yemeğe tuz attığınızda kimyasal reaksiyon başlar bakır göz göz olur ve zehirler. Yemeği tuz atmadan pişirip başka kaba alırsanız zehirleme yapmaz” Dedi.
Tarih kokan mekânı; Eski antika eşyalar, Ordu’yu anlatan siyah beyaz fotoğraflar, kimsede bulunmayan, atadan dededen kalan hatırası olan eşyaları arasında sorulu cevaplı. Uzun soluklu sohbetimiz, eski Ordu ile devam etmeye başlayınca uzadıkça uzadı. Haklıydı hiçbir şey, eskinin yerini almayacak, eski dostluklar hiçbir zaman tekrar yaşanmayacaktı. İlerlemiş yaşına rağmen, halen mesleği ile ilgili yaptığı, çalışmalarıyla baş başa bırakıp Harut Ustayla vedalaştık.

P1320169

Harut Usta ile bir hatıra fotoğrafı.
Kizirin Mehmet Usta
1961 doğumlu, mesleği babası Mustafa Gürdal ustadan öğrenmiş, Babası Mustafa usta da meslekte çok usta değiştirmiş. 1933 doğumlu Kizirin Mustafa Usta, İlk önce, On yaşında çırak olarak Mıgırdiç Ustanın yanına girmiş, sonra, Boztepeli Ali ustanın, Bayadılı Lök Hüseyin ustanın, Artvinli Ali ustanın, daha sonrada Oflu Mahmut Ustanın yanında çalışmış. İnsanlara lakap takmasıyla şakacı kişiliği ile tanınan Kizirin Mustafa Usta kendisine de Çavuş lakabını takmış ve herkesçe o lakapla anılır olmuş.

P1320295

Bakırcı Kizirin Mustafa Cavuş.(Gürdal)
Babasının mesleğini devam ettiren yeni nesil ustalardan. ‘’Kizirin Mehmet(Gürdal) Usta’’
Bugünün eğitim sistemine göre, Kalaycılık ve Bakırcılıkta, yeni usta yetişmesi imkânsız. Ancak benim gibi babadan oğula geçecekte bu meslekler yaşayacak’’ Dedi. Ticaret lisesini özel sebepler nedeniyle terk ettikten sonra 1974 yılında babasının yanında çıraklıktan başlayarak mesleği öğrenen, Mehmet Usta ‘’ Babam benim mesleği öğrenmem için iyi eğitti. Hiç esirgemeden her şeyi yaptırdı. Önce kalay yapmayı öğrendim. Kapları temizlemeyi, Bakır çivi yapmayı, ezik kapları doğrultmayı, körük yapmayı, saç makası ile parça bakır kesmeyi öğrendim, Köylerde sokak kalaycılığı bile yaptım. Seyyar takımlarla sokak sokak gezdim. Toprakla külle bakırları yıkayıp, Yer ateşi yakıp körük kurup, nişadırla temizliğini yapıp,kalayın alasını yaptım. Eskiden çok geçerli işti iyide parası vardı. Şimdi meslek en ölü dönemlerini yaşıyor. Köylerden hurda bakırların çok gelmesi bakır kullanımının azaldığının en güzel ispatı. Ama gün gelecek insanlar bakırın kıymetini anlayacak. Benim evimde bütün mutfak kaplarım bakırdan’’ Dedi.

P1320288

Yöresel Ordu Güğümü ile Mehmet Usta.
Mehmet Ustanın elinde Güğümü görünce, Köylerde çeşme başlarında ellerinde güğüm su doldurmaya gelen, güğüm dolunca ’da kaldırıp kalçalarına koyup evlerine su taşıyan kadınları hatırladım.
Kizirin Mehmet Ustayla konuşurken içeri elindeki sekiz parça bakırla gelen orta yaşlı bir kadın elindeki bakırları kalaylatmak istediğini söyledi. Mehmet Usta bakırları inceledi’ Tamam haftaya gelin alın Yüz liraya kalaylarız’’ Dedi. Fiat’ı duyan kadın kendi etmiyor o kadar deyince Mehmet Usta Kadının getirdiği kalaysız orta boy tencerenin aynisini göstererek bir tencere atmış lira dedi. Kadın peki getirdiğim sekiz parçayı satsam alırmısınız? dedi. Mehmet Usta hemen kapları tarttı hesap makinesi ile hesapladı onsekiz lira ediyor dedi.
Bakırın hurdası ucuz, yenisi değerli, kalaylanması pahalı.

P1320182

Kizirin Mehmet Usta, Kalaycı Ustası Mustafa Ertaş’ la birlikte.

Bakırcı Ustası, Mustafa Ertaş, Mehmet Ustanın Babasının yanına on dört yaşında girmiş. Kizirin Mustafa Usta rahmetli olunca Mehmet Usta baba yadigârı, Mustafa Ustayı ayırmamış kalay dükkânının sorumluluğunu ona vermiş. Otuz beş senedir kalaycılığını Mustafa Ertaş usta yapıyor.
Kizirin Mehmet Usta 1970 li yıllarda Çambaşı’nda Jandarma karakolunun alt tarafında yazları, kendi işyerinde uzun yıllar bakır ve kalay üzerine dükkân’da çalıştırmış, sonra bakırın yerini başka mutfak eşyaları alınca dükkânı kapatmış. Şimdi, Kırk iki yıldır. Kömür pazarındaki iş yerinde babadan kalma mesleğini yaparken her türlü bakır kaplarında perakende satışını yapıyor. Bol kazançların olsun Mehmet Usta.
Bakırcı Ustası Ekrem Türkmen
Mehmet Ustanın kalay dükkânında Bir başka bakırcı ustası olan Ekrem Türkmen ile karşılaştık. 1961 doğumlu Ekrem Türkmen, Eymür köyünden İbiloğulları sülalesinden. Kalaycılığı Ustası Ziya Yapıkuran’dan öğrenmiş. On dört yaşında ustasının yanına girmiş.

 

P1320184

Bakırcı Ustası Ekrem Türkmen. Arka da görünen bakırcılar kullandıkları aletlerden bazıları.

Mesleği öğrendikten sonra, ayni mesleği yapan amcaoğlu Lütfü Türkmen’in yanına girmiş. Beraberce on üç sene, hem kalaycılık hem de bakırcılık yapmışlar. Zaman zaman farklı iş yerlerinde de çalışan Ekrem Usta için, tanıyanlar Plaka bakırı en iyi işleyen, döverek imalat yapan, şu an ordudaki en yetenekli usta olduklarını söylediler.

P1320267

Bakırcı Kamuran Akkaya Eşi ile birlikte.

Bakırcı Ustası Kamuran Akkaya
1962 doğumlu Kamuran Usta on üç yaşında Ahmet Hamdi Ustanın yanında başlamış. Hasta hane sapağındaki iş yerinde dokuz yıl çalışıp çıraklık, kalfalık dönemlerini tamamladıktan sonra askere gitmiş. Asker dönüşü Baki Özdemir’in yanında da altı ay çalıştıktan sonra, kendi iş yerini açmış. İki binli yıllarda bakır piyasasındaki durgunluktan etkilenip Japonya ya çalışmaya gitmiş. Bakırın ne kadar kıymetli bir mutfak eşyası olduğuna orada da şahit olmuş. Japonlar bakır tencerelerinin dışına çelik tencere monte edip öyle kullanıyorlarmış. Su kapları ’da hep bakırdanmış.
Japonya dönüşü edindiği hayat tecrübesi ile şu an kendi iş yerinde, İmam hatip camisi yanında perakende bakır satışı, kap kaçak tamiri ve kalay hizmetleri veriyor.
Bakırcılığın dünü bu günü hakkında sorular sorduğum Kamuran Usta, ’’1985 yılına kadar biz bakır alıp, mutfak eşyası imalatı yapıyorduk. Şimdi imalat özel siparişler için yok denecek kadar az. Her şeyin hazırı var bizde çağa ayak uydurduk, bakırdan yapılan her şeyin, perakende satışını yapıyoruz ‘’ Dedi.
Kamuran Ustanın Japonların bakıra verdiği değeri anlatması, bakır kaplar için merakımı daha da arttırdı. Eskiden bizlerde cam kaplar, zararı yeni ortaya çıkan plastik su kapları yokken, köylerde bakır güğümlerde suyu bekletir. İçme suyunu, Küçük ibriklerde bekletip içerdik.

ibrik1ibrik

Kelime anlamı (Ayur)yaşam ve(Veda)bilgi yani yaşam bilgisi olan, kökü binlerce yıl öncesine dayanan alternatif bir tıp dalı olan, Türkiye’de Enver Saracında içinde olan bir gurup bilim adamının da içinde olduğu AYURVEDA eğitimine göre; Bakır kaplarda yapılan yemek ve içilen sular pozitif elektrik ile yüklenir, Bakır kapta bekletilen saklanılan su, hiç bozulmadan tazeliğini koruyarak, bakırın minarel değerleri ile yüklenip, faydalı hale gelirmiş. Bakır doğada oligo dinamik özelliği ile bilinir, yani metallerin sterilize etme özelliğine sahiptir. Bakır kaplarda içilen sular beyin faaliyetlerini pozitif etkiler, tiroit bezinin fonksiyonlarını düzenler, vücuttaki kireçlenme ve eklem iltihaplarını azaltırmış.
Kamuran Ustanın Japonya macerası ile bakırla ilgili bir farklı gerçek daha ortaya çıkmış oldu.

P1320259

Bakırcı Ustası İsmail Koç.
1963 doğumlu İsmail Koç, Oflu Ahmet(Şahin)Ustanın yanında on üç yaşında işe başlamış. Babası meslek öğrensinler diye her bir kardeşi ayrı sanat kollarına çırak olarak vermiş. Bir kardeşi berber olmuş, biri marangoz, birisini de Orsana çalışmaya vermiş.
Askere kadar Oflu Ahmet Ustanın yanında çalışan İsmail Usta askerlik dönüşü iki sene daha Ahmet Ustanın yanında çalıştıktan sonra, kendi iş yerini açmış. Yirmi altı yıldır yeni hasta hane rampasında ’ki iş yerinde kalaycılık ve bakırcılık yapıyor.
İsmail Usta’’ iş yerimde ilk yıllarda meslek öğrenmek için gelen çıraklarım vardı. Hepsine ustamdan öğrendiklerimi harfiyen öğrettim. O yıllar bende çok güğüm siparişi alıyordum. Levha bakırdan ibrikler, tencereler tavalar hep elde döverek yapardık. Siparişleri yetiştiremezdik. Şimdi köydekiler iki yüze aldıkları yaptırmak için günlerce sıra bekledikleri güğümleri otuz liraya satıyor. Kıymetini bilmiyorlar’’ Dedi.
İsmail Usta şu an yoğun olarak kalaycılık yapıyorum deyince, yapmasını rica ettim küçük bir tencere kapağını kalaylarken görüntüledim.

P1320181

Kizirin Mehmet Ustanın Kasasında sakladığı, Kalay çubukları.

P1320261

İsmail Koç kalay yaparken. Görünen duman sıcak kapağa sürülen toz nişadırın dumanı.

P1320266

Temizlendi kalaylandı ve parladı işlem tamam. Gülen gözlerle bakan İsmail KOÇ.
‘’Nişadır ne işe yarıyor?’’ diye sordum. Kıskaçla tuttuğu tencere kapağını göstererek’’ Bakıra yaptığımız kalayın erimemesini sağlıyor’’ Dedi.
Uzun yıllar(1960-1975) köylerde gezip seyyar ocak kurup kalaycılık yaptığını söyleyen İsmail Usta’ ’Çalışarak alın terimle iyi paralar kazandım. Ama şimdi Türkiye’nin on yıl sonraki halini düşünerek ÜZÜLÜYORUM.Hiçbir bakırcı Ustasının şu anda bir çırağı yok. Mesleğin son temsilcileri olan bir elin parmakları kadar kalan son ustalar bizler, mesleği bıraktığımızda; sapı kırılan demlikler, tencereler, bakraçlar, reçel pekmez tavaları ne olacak. Milli servetler ziyan olacak hurda fiyatına satılacak. Bir kültür gerçeğimiz daha sona erecek’’ Dedi.

3 Yorum

  1. nejdet bilgi

    9 Temmuz 2016 at 20:31

    eline sağlık yavuz bey. annemin dayısı alınca köyünden rahmetli bakırcı şakir gündüz ustayı da anmak isterim. kardeşi kani gündüz de köy köy dolaşıp kalaycılık yapardı.

    • Yavuz Kalyoncu

      10 Temmuz 2016 at 04:23

      Necdet Bey, ebediyete intikal etmiş mesleğin emektarlarının bir hayli fazla olduğunu ustalarla yaptığım sohbette anladım. Kalaycılığı öğrenmek ve icra etmek fazla zor değil. Bakırcılığı yapmak, bakırı işlemek zor olan. Önceleri çırak olarak bakırcı yanına girenler kalay yapmayı öğrenip hemen işi bırakıp köylerine gidip kalaycılığa başlarlarmış, onun için çoğu köy yerlerinde kalaycı varmış. Hepisinin tespiti takdir edersin ki zor. ilgine teşekkür ediyor Şakir Gündüz ustayı rahmetle anıyorum.

  2. nejdet bilgi

    9 Temmuz 2016 at 20:34

    yavuz bey, ilgi alanına Ordu’nun eski kahveleri ve kahvecilerini de alabilirsen iyi olur. tahıl Pazarı’ndaki ince Ali’nin kahvesi, dedikodu kahvesi, halil tekkaya’nın kahvesi ve her köyün durağındaki kahveler aklıma ilk gelenler.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Web Tasarım
ankara escort gaziantep escort porno izle porno turk porno eskisehir escort bodrum escort bursa escort bursa escort izmir escort istanbul escort izmir escort ankara escort Samsun Escort konya escort Fethiye Escort porno izle fatsa haberleri eskişehir web tasarım escort ataşehir antalya escort