ordu-logo
Son Dakika
21 Ocak 2017 Cumartesi
12 Ocak 2016 Salı, 12:29
YAVUZ KALYONCU
YAVUZ KALYONCU yavuzkalyoncu@hotmail.com Tüm Yazılar

Son yayık ustası…

Milli içkimiz ayran ve yok olan bir başka meslek; yayıkçılık.

 

“Bir zamanlar…” diye başlayan yazıları hep sevmişimdir. Sizi alır götürür zamanda yolculuk yaptırır. Kaybettiğimiz, yerine koyamayacağımız bazı gerçekleri hatırlatır bize.

Bir zamanlar eski bağdadi evlerde yaşarken herkesin evinde bulunan ahşap yayıklarımızla başlayan bir yolculuk yapıp, nereden nereye geldiğimize bakalım. En fakirinden en zenginine her sofrada var olan ayranla yoğurt, şimdi sofralarda yer bulamaz oldu. Öyle ki atasözlerinde bile yer alıp bizimle özdeşleşmişti; “Ayranı yok içmeye gümüş köprü arar geçmeye…” gibi.

İnsanlık tarihinde Türklerle ortaya çıktığı bilinen yoğurt ilk önce sütün karınca yumurtaları ile fermente (mayalama) edilmesi ile ortaya çıkmış mayalanınca tadılmış, tadı sevilince yaygınlaşmış yenmeye başlanmış. Kimi yağmur suyu ile, kimi kuzu bağırsağıyla, kimi karınca yumurtası ve toprağı ile mayalamış, mayalayan herkeste severek yemiş. Sonra ilk olarak M.S 552-745 yılları arasında hüküm süren Göktürkler; bekletince ekşiyen yoğurtun ekşiliğini azaltmak için üzerine su ilave ederek içmeye başlamışlar ve ayranı bulmuşlar. Tarihi araştırmalar böyle diyor. Sonra bu şekilde tüketilmeye başlanan bu içecek, Uygur Türklerinde SUVSUŞ, üzerine su katılmış yoğurt, anlamında adlandırılmış, Moğollarda Airan, Mukaddimetül-Edep’de Moğolca içki anlamına gelen “UNDA’AN” , Kırgızlarda “Ayran-air” , Anadolu’da da “AK” , “AKÇAKATIK” , “ÇALKALAMA” , “GÖVERTMEÇ” , “KATIK” , “ÇALKALAMAK” , “TUTMA” gibi öz Türkçe ifadelerle candan hissedilerek sevgi ile adlandırılmış. Aslı bire bir ölçülerle yoğurta su katılarak yapılan mide dostu milli bir içkimizdir.

Önceleri su katılan yoğurt karıştırılarak içmeye başlanmış sonra, fazla karıştırılınca üzerinde oluşan yağ tabakası fark edilmiş, daha fazla karıştırılıp üzerindeki biriken yağı almayı da başarmışlar. Tereyağı bulunmuş. Bu işlemi kolaylaştırmak için yeni buluşlar yapmaya başlamışlar o zamanki imkanlarla. Önce koyun, keçi derilerini dikerek torba şeklinde yapmışlar. Su katılmış yoğurdu tulumun içerisine koyup, çalkalayarak ayran ve yağ yapmışlar, deride kalan yoğurt artıkları koku yapmaya başlayınca, zamanla geliştirip daha kalıcı olan ahşap çalkalama kabı yapılmaya başlanmış ve buna YAYIK adı verilmiş.

1

2

Köy evlerinde çocukluğumuzda; “Gübbe yayık, gübbe yayık” sözleriyle uyanıp, yayıktan çıkan tereyağını yeni açılmakta olan sıcak yufkaya, katık yapıp yiyenlerin ne kadar şanslı olduğunu bu araştırmayı yapınca bir kez daha anladım. O tadı hiç alamayacak gençlere bir kez daha üzüldüm. Asırlardır süre gelen bu beslenme kültürümüz bir şekilde yaşatılmalı. Şimdi doğal beslenme ,organik gıda dediklerini biz millet olarak yüz yıllardır yapıyorken; Avrupalılaşma sevdasıyla batının ilmini fenini almamız gerekirken, fast food beslenmesini, beş çayını ,kokteyl içki adabını, kimyasal katkılarla bir yıl bayatlamayan meyve sularını, içi asit yüklü, gazlı içeceklerini almışız.

3

Tarihi bir gerçek, Türkün olduğu her yerde süt, yoğurt, tereyağı ve ayran var. Ve tabi ki YAYIK.

Günümüzde maalesef soframızdaki yerini, hazır meşrubatlara, konsantre meyve sularına kaptıran ayranımızı bize sevdiren ahşap yayıklardı. O bağdadi evlerin tavanlarında bulunan üzerinde asılı olan iplere, sabah herkes uyurken ahşap yayığı baş ayak bağlama yerlerinden bağlayarak yayan: tereyağını ve ayranı çıkartan aile büyüklerimizdi, bize ayranı sevdiren. Yemek arası, yemek sonrası içilen hep ayrandı. Çalışan işçinin yorgunluğu içilen bir tas ayranla geçerdi.

4

Severek içilen mide dostu ayranda artık çoğu evlerde içilmez oldu. Bizlere ayranı sevdiren ahşap yayıkları yapan ustalarımız araştırdım. Ordu’da halen yayık yapan bir usta buldum!

Son Yayık Ustası; Ali ÇAKMAK…

Mütevazi evinde ziyaret ettim, titrek ellerinden öptüm. “Gözlerinden tanıdım seni Gallenco hoş geldin, angi rüzgar attı seni yayık mı lazım yoksa hemen yapim elimde bitmek üzere olan bir tane var…” dedi, panik yaptı.

Sıcak sobanın yanına oturdum paltomu çıkartıp ‘’Seninle konuşup yayık yapmasını öğreneceğim’’ dedim. Hoşuna gitti hanımına terlik getirtti, beton zeminde ayağım üşümesin diye.

“1933 doğumluyum” dedi gururla. “Boztepe köylüyüz biz. Çakmak sülalesi ailece yayık ustasıyız. En iyi yayıkları Ordu’da babam yapardı. Ondan abim Celal öğrendi, o yaptı yıllarca. Eskiden talep çok fazlaydı ahşap yayıklara, o yüzden Celal abim gündüz yetiştiremezdi, gece de yayık yapardı. Karanlıkta bende ona çıra tutardım aydınlık olsun diye. Çıra tutarken baka baka bende öğrendim, bende yapmaya başladım. O zamanlar 15-16 yaşlarındaydım. O günden bu güne aralıksız 68 senedir yayık yapıyorum” diye devam etti gülen gözleriyle.

Elinde halen çalıştığı ufak bir yayık vardı. “Bir fotoğrafımı çek çalışırken” dedi. İkiletmedim poz verdi, bir de fotoğrafını çektim.

“Neden bu yayık küçük?” diye sordum. Yayık üç karış bir şeydi. “Bu aksesuar, insanlar antika köşesi yapıyorlar, bunları da tarihi eser diye evlerine, bürolarına asıyorlar, ama ben bunlara da özeniyorum isterseler bununla da yayık yayabilirler” diye cevap verdi.

5

Ordu’nun son yayık Ustası Ali Çakmak

Ali amcanın babası Mehmet Usta yayıkçılığı annesi tarafından (Şimşitolarından) öğrenmiş ve devam ettirmiş. İyi yayık yapmanın sırlarını sorunca şaka yollu cevapladı;

“Kal yanımda bir iki ay sana öğreteyim. Benden sonra Ordu’da yapan kalmıyor üzülüyorum. Kimse de öğrenmek istemiyor. Herkes cereyanlı (elektrik) yayık alıp işin kolayına kaçıyor. Benim yaptığım yayıkla yapılan ayranın tadına doyum olmaz bilmiyorlar. Benim yaptığım yayıklar doruk ağacındandır. Ayranını içmeye,yağını yemeye doyamazsınız.”

Ali Ustaya “68 senelik meslek hayatında kaç yayık yapmış tırsın?” diye zor bir soru sordum. Fötr şapkasını eliyle kaldırıp başını kaşıyarak düşünmeye başladı diğer elinin başparmağı ile bir iki saydıktan sonra; “Özel günler haricinde her gün yapmışımdır. Var sen hesapla!” dedi, çıktı işin içinden.

Hesapladım 24 bin 800 küsürünü özel günlere saydım. Ali usta yayık üretiminde,küçük bir fabrika sanki. Millete yaptığı bunca hizmete karşılık halen, Bucak Mahallesi’nde, zemin katta, sobalı, iki oda evde eşi ile kirada oturuyor. Zor şartlara ve ilerlemiş yaşına rağmen halen, babasından, ağabeyinden devir aldığı Tarihi Yayık yapma Mesleğini devam ettiriyor. Küçük dev adam, Koca bir TEŞEKKÜRÜ hatta fazlasını hak ediyor.

Eski Bir Yayık Ustası; Tahsin TELCİ…

Tahsin Ustayı Kumbaşı’ndaki evinde buldum, eşi ile birlikte balkonda oturup eskileri, yayık yaptığı günleri anlattırdım.

“1937 Boztepe köyü doğumluyum. Babam Mehmet Telci de yayık ustasıydı. Diğer kardeşimi marangoz yanına verdi, meslek öğrensin diye. Bir kardeşim de zabıta memuru oldu. Bana da kendi mesleğini öğretti.

1954 yılında 16-17 yaşımda ilk yayığımı yaptım ve evlendim. Babamdan öğrendiğim şekilde ladin ağacının tahtasından hiç çivi çakmadan, tutkal kullanmadan sıkıştırıp kalıba dizip, fındık ışkınlarını ortadan yarıp inceltip kalıbı sararak tahtaların birbirlerine alışmasını sağlattırıp, bekletirsin. Sonra kuşak bağlayıp denemeye alırsın, içine su koyup kontrolünü yaparsın, su sızdırırsa buğday unu ile yaptığın bulamacı su sızdıran yerin üzerine getirip bekletirsin o sızıntıyı önler.”

“Eski tanıdığın yayıkçı ustalarını sayar mısın? ‘’dedim, saymaya başladı;

“Köylerini unuttum… Durmuşo Mehmet, Şimşito Mehmet, Koço Mehmet, Celal, Osman, Kadir, Abdullah Recep ve Mevlüt ustalar vardı. Biz önceleri Eski Tahıl Pazarı’nda tezgah açardık. Bütün yayık ustaları orda buluşurduk, çevre illerden ilçelerden hep tahıla gelirdi insanlar yayık almaya…”

Tahsin Usta konuşurken bizi dinleyen Fikriye yengeye sordum; “Çok yayık yaydın mı ?” Güldü…

“Çokkk… 10 sene öncesine kadar Tahsin yayık yapmaya devam ediyordu. Bizim kapıda ineğimiz hiç eksik olmadı. İnek demek; süt, yoğurt demek, yayık demek. Ne zamanki elektrikli yayıklar çıktı, yayık yapmaktan vazgeçti. Biz de elektrikli yayık aldık. Ağaç yayığı yaymak zor ama zevkli idi alışmıştık, bu yeni yayıklar kolay on dakikada yayıyorsun yoğurdu. Ama tadı ağaç yayık gibi olmuyor. Ayranı yavan oluyor, yağı da dağılır. Öbürü sakız gibi olurdu. Ahşap kaşıklarla yağ küleklerine basardık, azcık tuzlayıp…”

6

Eski yayık ustalarından Tahsin Telci ve Eşi…

Asırlardır soframızda eksik olmayan ayrana ne oldu da sofradaki yerini diğer içeceklere bıraktı dersiniz. İşte o sorunun cevabı. Fikriye yengenin dediği gibi, Ahşap yayıklarla yayılan yoğurt yarım saatte tereyağını ve ayranı ayırırken, ahşap yayıkların yerini alan elektronik yayıklar, dakikada 1400-1500 devir yaparak 15 dakikada ayran ve yağı birbirinden ayırıyor.

İki yayıkta ayni işlemi yapıyor gibi görünüyor. Ama gerçek öyle değil; elektronik yayık yoğurdu ayran yaptıktan sonra ayranın içinde zerre yağ bırakmadan topluyor. Yani ayran sıfır yağ ile karşınıza çıkıyor. Yayık ayranını içtiğinizde daha yoğun ve daha baskın bir aroma kalıyor damağınızda.

Teknoloji geldi, ahşap yayıkların saltanatı sona erdi ve sofralarımızdaki ayranın yerini de yapay meşrubatlar, katkılı, konsantre meyve suları aldı…

7

Ordu’ya ilk Elektronik yayığı getiren firma yetkilisi; Muammer SARI.

 Muammer abi ile dostluğumuz çok eskilere dayanır. Her konudaki elektronik bilgisi ile Orduda isim yapmış eski ustalardandır. Ahşap yayıklara alternatif üretilen elektronik yayıkların ilk servis ve satışını yapanların başında gelir.

Kendisine, “İlk Elektronik yayık ne zaman geldi’’ diye sordum.

“1977 de bana bir teklif geldi, hem satışını hem de tamirini yapmak üzere firma yetkilileriyle anlaştım, on beş gün kursa katıldım. Tüm Türkiye’de ayni anda satışa girdik. Satışlar öyle çok oluyordu ki sipariş yetiştiremiyorduk. Dün gibi hatırlıyorum 8 bin 500 liraya alıp 13 bin liraya satıyordum. Pek arıza yapmıyordu ilk yayıklar ama biraz koku yapıyordu. Elektroniğe uyum sağlayamayan vatandaşlar söküp takmada zorlanıyorlar o yüzden de temizleyemiyorlardı. Sonra sürüm fazla olunca değişik firmalar çıktı farklı sistemlerle çalışan.

Yıllarca sattım ama şimdi ahşap yayıkla yapılmış ayran mı, yoksa elektronik yayıkla yapılmış ayran mı dersen hiç düşünmeden ahşap yayık ayranı derim. Ondaki damak zevkini öbüründe bulamazsın.” Diye cevaplayarak kendine yakışanı yaptı, hakkını verdi.

 Soframıza ayranı nasıl geri döndürürüz bilmem ama ben yoğurdu sulayıp kaşıkla çırpmayla ayranımı halen yapıyorum. Bize bu güzel zevkleri tattıran büyüklerimize ve emek veren ekmeğini yayıktan çıkartan ustalarımıza sonsuz teşekkürler.

Aslımıza dönelim, beslenme kültürümüzü unutmayalım unutturmayalım….

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Web Tasarım
ankara escort porno izle porno turk porno eskisehir escort bodrum escort bursa escort bursa escort Samsun Escort Bursa Escort mersinliescortt izmir escort istanbul escort izmir escort ankara escort Samsun Escort konya escort oyuncak hikayesi 4 izle Fethiye Escort porno izle fatsa haberleri eskişehir web tasarım escort ataşehir