ordu-logo
Son Dakika
23 Ocak 2017 Pazartesi
30 Ocak 2016 Cumartesi, 10:30
YAVUZ KALYONCU
YAVUZ KALYONCU yavuzkalyoncu@hotmail.com Tüm Yazılar

SU DEĞİRMENLERİMİZ…

SU DEĞİRMENLERİMİZ…

İnsanoğlu henüz elektriğin icat edilmediği, toprağa bağlı yaşadıkları, hayvancılık ve tarım yaptıkları yıllarda, ürettikleri tahıllarını un haline getirip kullanmak için değişik yollar denemişler. Farklı aşamalardan geçtikten sonra, suyun gücünü öğrenerek, suya hayat veren taşlarla değirmeni keşfetmişler, bu değirmenleri işletenlere de; Değirmenci demişler.

Değirmencilik dünden bugüne meşakkatlı bir meslek olarak bilinir. İnanışa göre kutsal meslektir. Değirmenciler hep beyaz saçlı adaletli, fedakar, hak yemeyen insanlar olmuşlardır. İslamiyet’in yayıldığı yıllarda da erenlerin, evliyaların değirmencilik yapıp insanlara yardım ettiği rivayet edilir.

Değirmenciler ve değirmenler hakkında kısa bir araştırma yaptım, yöremiz değirmenlerini ziyaret edip mısır öğüttürdüm. Teknolojiye yenik düşen bu alın teri ile para kazanılan mesleği hep merak ederdim. Gizemli ortamına girip, eskilerin gidip te iki üç gün sonra at yükü unlarla geldikleri günler canlandı gözümde. Hatıralarda hep güzel hatırlanan bir meslektir değirmencilik.

Orta Asya’da, konar, göçer olarak yaşayan eski Türkler, ağırlıklı olarak hayvansal gıdalarla beslenmekteydiler. Tarihçilerin ortak tespiti Türkler, Hunlar’dan beri mısırı biliyor, ekip biçiyorlardı. Bunun yanı sıra, Türklerin olmazsa olmazı, atları için arpayı, ekmek bulgur ve yemek yapmak için de buğdayı ekiyor, çavdarı da biliyorlardı. Arpa için Kaşgarlı Mahmut kitabında “Arpasız at aşumaz(koşmaz)‘’diye yazmış.

Verimli topraklara sahip, Anadolu’ya göç ettiklerinde konar, göçerlikten vaz geçip, toprağa bağlı yerleşik yaşamaya başlayan Türkler, yeni geldikleri bu toprakların eski sahiplerinin de kültürlerinden faydalanarak, Tahılları yemeklerde kullanmak için ufalamak, halen evlerimizde kullandığımız havan şeklinde sert zemin içine koyup bir başka sert malzemeyle dövme şeklinde aletler geliştirmişler.

 

1

Buna çoğunlukla dibek taşı demişler, bulgur yapmada özellikle çok kullanmışlar. Karadeniz yöresinde de yakın zamana kadar mısır çorbası yapımında, Ordu’nun yüksek köylerinde, özellikle Mesudiye’de halen kullanmaya devam etmekteler.(Doksanlı yılların sonuna doğru, Birebir köyünde Fadime teyzenin dibekte dövülmüş mısır çorbasınıyemiş dibekte döverken de yardımcı olmuştum.)

Bazı yörelerde içine insan girebilecek büyüklükte dibekler yapılmış özel aparatlarla etrafında yük hayvanlarının dönmesi ile arpa, buğday, mısır ve buna benzer mahsulleri öğütmüşler.

2

Tokat Zarada önce insan gücüyle döndürülerek yapılmış sonra,hayvanlardan istifade edilerek kullanılmış bir el değirmeni.

3

Evlerde oturup elle cevirme şeklinde kullanılan taşlarda kullanılmış halen köy evlerinde kullanılmakta olan bu taşlar, şimdi müzelerde antika olarak sergilenmekteler.

4

Bu aşamalardan sonra, suyun gücünü fark eden insan, sert değirmen taşlarından, Özel olarak uzun denemeler sonucunda sürtünmeden en az etkilenen, ufalanmayarak una karışmayan, en az ısınan, dayanıklı özel taşlardan bir sistem geliştirerek su değirmenlerini yapmışlar.

5

Önce ırmak kenarlarına yapılan değirmenler. Su taşkınından zarar görünce,Irmaklardan zarar görmeyecek, suyun ulaşabileceği yeni mekanlar yapmışlar.Buralara, Irmaklardan suyu bentlerle(kanal) akıtmışlar.

6

Değirmenin içinde önce yatay olarak konulan üzerlerinde paletleri bulunan çarklara suyun sert, tazyikli olarak akması sonucu

7

Çarkın dönmesini sağlamışlar dönen çark, bir mil sayesinde üstteki ana taşını içinden geçerek üstteki ezici taşı döndürerek iki taşın arasındaki tahılı öğütmeyi başarmışlar.

 

8

Değirmenler, uzun yıllar hüküm sürmüş,şarkılara türkülere konu olmuş hikayeleri. Öylesine yoğun olurmuşki işleri, Değirmenciler değirmenlerin üst katlarında veya yanlarına konaklamak için ek yerler yapmışlar. Her değirmenin içinde ekmek pişirilen bir ocak muhakkak olurmuş.

9

Değirmene gelen kağnı arabalı,atlı ve sırtlarında zahralı insanlar, değirmenin kapısına zahra çuvallarını sıra sıra dizerek sıranın kendi çuvallarına gelmesini günlerce beklerlermiş.Bu süre içerisinde bağlamalarla türküler söylenir ocakta taze undan yapılan ekmeklere katık turşular,yoğurt doğramaları ve evlerden getirilen nevaleler paylaşılırmış.

Değirmen üstü çiçek, Oy kızlar naz eyleme.

Orak getirin biçek, Ölürem kızlar naz eyleme.

Değirmenin bendine, Oy kızlar naz eyleme.

Döner kendi kendine, Ölürem kızlar naz eyleme.

Değirmen üç dolanır, Oy kızlar naz eyleme.

Suyu saroş dolanır, Olürem kızlar naz eyleme.(Anonim)

 

1970-80 li yıllara kadar bu böyle devam etmiş. Köylere elektrik gelene kadar. Türkiye’de elektrik için çalışmalar, önce su değirmeninin transmisyon kayışına 2.kw lık bir dinamo bağlanması ile ilk olarak 15 Eylül 1902 yılında Tarsus’ta başlanmış ve elde edilen elektrikle Tarsus sokakları aydınlatılmış. Sonra barajların yapımı sırayla başlamış, derken, 1935 yılında elektrik verilen il sayısı 43’e ancak ulaşabilmiş. 1970 yılında çoğu barajlar hizmete girmiş olmasına rağmen elektrik verilen köy sayısı halen % 7 civarındaymış. 1982 yılında bu sayı % 61’e ulaşmış. Bu tarihten sonra, elektriğe kavuşan insanlar ilk zamanlarda elektriğin ucuz olmasının da cazibesiyle, evlerinin altına basit motorlu elektrikli değirmenler bile kurmuşlar. Zamanla elektrikli işletmeler, daha sonra da büyük fabrika değirmenler çıkınca teknolojiye yenik düşen değirmenlere kimseler gitmez olmuş. Değirmenler kapılarına kilit vurur hale gelmişler.

‘’HARAMLI DEĞİRMENi’’

Son yayık ustalarından, Tahsin Telci’den mısırını öğütmek için değirmene gideceğini duyunca. heyecanlandım. ‘Halen çalışan değirmen var mı?‘’ dedim. ‘’Olmazmı ben senede iki üç kere giderim’’dedi. Ertesi gün sözleştik. Otoban kenarında Neneli köyünde bulunan ‘’HARAMLI Değirmeni’’ne geldik.

10

Alt katı değirmen, üst katı değirmene gelenler için konaklama yeri olan iki katlı bina bomboştu. Kapıda kömürle yazılmış bir telefon numarası ve kağıda yazılmış, “Değirmen Cumartesi günleri açık” yazısı dikkatimizi çekti.Tahsin Abi değirmenciyi tanıdığını söyledi telefon açtık.

11

Yaklaşık yirmi dakika sonra köpeği dumanla beraber “ırmağın suyunu kanala bağladım onun için geçiktim’’ diyerek geldi, Değirmenci Selaattin Altunordu. Güler yüzlü, kendine güvenli, hoş sohpet bir yurdum insanı, Değirmenci Selahattin.

Değirmeninin kapısındaki asma kilidi bismillahla açtı, sağ ayakla içeri girdi.Etrafı göz uCuyla süzdükten sonra yapılması gereken rutin işlerini yaptı.

12

Ayarlaması gereken bazı ayarları yaptı. Değirmen taşının önündeki daha evvelden kalma unları torbasına doldurdu, sonra taşların dönmesini sağlayan ’’Savacak’’ denen kolu açtı. Bu kol suyun alttaki çarka çarpmasını engelleyen bir manivela. Boşa dönen taş aşınmasın diye konulmuş. Sonra da Tahsin abiyle benim getirdiğimiz mısır çuvalını ‘’Ambar’’dediği taşların üstünde bulunan ve değirmen taşlarına azar azar akan bölüme boşalttı. Az az akması için ayar yaptı. “Çok akarsa un kalın cıkar” dedi. Haramlı Değirmeni’nde öğütücü olarak çalışan yan yana ikişer değirmen taşı var. Yukarıdan gelen su kanallar vasıtasıyla ikiye ayrılıp iki ayrı değirmenin de çalışmasını sağlıyor. Bizim için buna gerek olmadığı için tek taş çalıştırdı.

Asırlardır Zam yapmayan tek işletme

13

Her şey ayarlandığı için beklemekten başka yapacak bir iş yoktu. Sadece öğütülen unun inceliğini kontrol etti. Değirmenci Selahattin Abi, sonra sobete başladık.

‘’1951 doğumluyum, mesleği babamdan devir aldım.Babam Ordu’nun en eski değirmencilerindendi. (Değirmenci Yahya) Asıl değirmenimiz yüz metre geride KOCABAŞ değirmeniydi. O değirmen yerinden otoban geçince istimlak edilip yıkıldı. Biz de bu tarihi tam olarak bilinmeyen, rivayete göre burada yaşayan gayri müslümlerden devir alınan bu değirmeni işletmek için devir aldık. 1973’te askerden geldim, o günden, bu güne çalıştırıyorum.Kimsenin hakkı altında kalmam,hakkımdan fazlasını da almam. Bildim bileli değirmencinin hakkı onda birdir, böyle gördük böyle devam ederiz. Hükümetler hep zam yapar,ZAM YAPMAYAN TEK kuruluş DEĞİRMENDİR, DEĞİRMENCİLERDİR.‘’ dedi, gururla.

’’Üst katta ne var?’’ diye sordum, gülerek el kol hareketleriyle; “ohhhoo ne günler vardı eskiden insanlar sabahlardı. Üst katı açardı, ocakta taze undan ekmekler yapılırdı, yukarıda sazlar çalınır, Allah ne verdiyse yer içerdik sabahlara kadar…” diye cevap verdi.

‘’Hiç uyumazmıydın?‘’ dedim; “Büyüklerimizden ne gördüysek o. Taş döner, dünya döner, Güneş döner, gün döner,Güneş söner, değirmenin ışığı, ocağı sönmezdi. Bir zamanlar, bazen gözümüz dalardı. Kuş uykusu yeter değirmenciye, öyle biliriz.’’ dedi.

Kendine hayran bıraktı beni, unlu ellerinden tuttum; “Allah razı olsun, gönlüne göre versin” dedim. Biran sessizlik oldu. Aramızda suyun hayat verdiği kocaman taşların sesi, sessizliği bozdu. “Ne kadar sürer bu mısırın öğütülmesi”dedim, “yarım saat sürer” diye cevapladı.

On dakikalık yolda bir değirmen daha olduğunu öğrenmiştim. “Horozo Değirmeni”ne gidip gelelim, diyerek izin alıp, Tahsin abiyle yola koyulduk.

“Horozo Değirmeni”

Arabayla on dakikalık mesafede yine Akçaova Irmağı üzerinde bulunan üç değirmenin ikincisine vardık. Değirmenci ALİ Dayı, yeni kuzulamış koyunlarını yemliyordu. Koyun köpekleri bağlıydı, biz de ağılın içine girdik.

 

14

Kuzuları sevdik. “Yüz koyunum var. Eskiden beri yazın yaylada, Karagöl’de yazlarım, kışın burda değirmenimin ve koyunlarımın yanındayım” dedi Ali dayı. Değirmen hemen yüz metre yürüme mesafesindeydi. Taşları bakıma almış çalıştırmıyordu, özel olarak yapılmış taşlama çekiçleriyle taşın üzerindeki kanalların temizlenmesi gerekiyormuş. Yürüyerek değirmene ilerledik. Hem yürüyor, hem de sohbet ediyorduk.

 

15

 

16

 

Değirmenci Ali dayı; “1946 doğumluyum. Bu değirmen Kurtulmuş Mahallesi sınırları içinde, HOROZO değirmeni olarak bilinir. Değirmenin yapılış tarihi tam olarak bilinmiyor, 1973’ten beri 43 yıldır ben çalıştırıyorum.’’ dedi.

Horazo değirmeni de,Haramlı Değirmeni gibi çift oluklu, çift taşlı bir değirmen. “Taşları 1973 yılında yeniden aldım. Öncekiler eskimişti, diş tutmuyorlardı. Bunları Fatsa’dan, Çatalpınar’dan aldım” dedi. Yukarıdaki Cavuşo değirmenini sordum; “Orada şimdi kimseyi bulamazsınız. O bizim değirmenler gibi değil tek taşlı değirmen” dedi.

Ali dayıyla vedalaştık. Selehattin abinin yanına HARAMLI Değirmeni’ne geri döndüğümüzde mısırımız öğütülmüş, on kürekte biri değirmenci payı alındıktan sonra geriye kalan mısır unumuz çuvallanmış vaziyette bizi bekliyordu.

17

Dileğimiz odur ki; Kültür miraslarımızı herkes öğrensin. Değirmenlerimiz de, Suyun hayat verdiği taşlar, hep dönsün…

Pek tabi, değirmencilerimizin yüzleri de hep gülsün…

2 Yorum

  1. nejdet bilgi

    31 Ocak 2016 at 23:55

    yavuz bey eline sağlık. bizim köyde (osmaniye/karadere)eskiden değirmencisi ve öğütme bedeli olmayan, tek taşlı 5-6 şahsa ait değirmen vardı. bütün mısırımızı, arada da buğdayımızı buralarda öğütürdük. size değirmencilerin anlattığı o ayarları falan da kendimiz yapardık. şimdilerde galiba bir-iki tanesi faal durumdaymış.

    • Yavuz Kalyoncu

      1 Şubat 2016 at 08:52

      Üstadım doğrudur ben.pilot üç değirmen seçtim ulaşılması kolay olan.İnsanların merak edip görmeleri kültürümüz tanımaları
      için. Nereden geldiğimizi atalarımızın neler yaşadıklarını unutmamaları için.Civarda halen onlarca değirmenin faal olduğunu biliyorum.Gelmişsin görüşüp sohbet etmek isterdim.Saygı ve sevgilerimle.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Web Tasarım
ankara escort porno izle porno turk porno eskisehir escort bodrum escort bursa escort bursa escort Samsun Escort Bursa Escort mersinliescortt izmir escort istanbul escort izmir escort ankara escort Samsun Escort konya escort oyuncak hikayesi 4 izle Fethiye Escort porno izle fatsa haberleri eskişehir web tasarım escort ataşehir