ordu-logo
Son Dakika
17 Ocak 2017 Salı
28 Nisan 2016 Perşembe, 11:27
MİTHAT BAŞ
MİTHAT BAŞ mithatbas@hotmail.com Tüm Yazılar

TÜRKLER VE ERMENİLER

Tarihte ulusların birbirleriyle ilişkilerine bakıldığında birçok faktör bu ilişkilerin şekillenmesinde rol oynadığı görülür. Bunlar; ekonomik çıkarlar, coğrafi yakınlık, inanç sistemlerinin farklı olup olmayışı ve başka ülkelerin iki ülke halkı üzerindeki etkileri olarak belirtilebilir.
Türkler ve Ermenilerin ilişkileri 11. yüzyılda başlar. Ermeniler, Anadolu’nun özellikle de Doğu Anadolu’nun bir kısmında diğer kavimlerle birlikte yaşamakta olan bir toplumdur. Türklerin Anadolu’ya girmelerine ve burada yurt tutmak istemelerine önceleri direnmek istemişlerse de, Anadolu’daki diğer kavimler gibi onlar da yoğun Türkmen göçünün önüne geçememişlerdir. 15. yüzyılda Anadolu artık çoğunlukla Türk nüfusuna sahiptir.
Anadolu beylikleri, Selçuklular ve Osmanlılar zamanında hem Ermeniler, hem de diğer etnik unsurlar Anadolu’da uzun bir süre birlikte yaşayabilmişlerdir. Bu “sessiz dönem” yüzyıllarca devam etmiştir. Bu dönemde sadece Türk kökenli Celali ve Suhte isyanları görülmüştür. Bu isyanların temelinde de toprak mülkiyetine ve siyasi baskılara itiraz ile dini inançların dayatılması yatar. Rumlar ve Ermenilerde ciddiye alınacak bir başkaldırı yoktur. Hatta Osmanlılar, Ermeniler için “Sadık Millet” bile demişler, yönetim kademelerinde özellikle Tanzimat’tan sonra çok sayıda Ermeni’ye görev vermişlerdir.
1789 Fransız İhtilalı’ndan sonra milliyetçiliğin gelişmesiyle birlikte birçok imparatorlukta, özellikle de Osmanlı İmparatorluğu’nda çeşitli etnik gruplar “bağımsızlık” mücadelesine girmişler ve kendi devletlerini kurmaya başlamışlardır. Halkların “birlikte yaşayabilme” ihtimali, milliyetçi fikirlerin gelişmesiyle büyük oranda ortadan kalkmıştır. 19. yüzyılda Ermenilerin bazı küçük isyanları olmuşsa da girift bir şekilde iç içe yaşayan Türkler ve Ermeniler için o tarihlerde iki farklı coğrafya bulunmadığından bağımsız bir Ermeni Devleti oluşamamıştır.
Önce Balkan Savaşlarıyla başlayan Osmanlı Devletinin bölüşülmesi süreci, batılı gelişmiş devletler için I. Dünya Savaşı’yla bir amaç haline gelmiştir. İngiliz, Fransız, İtalya ve Rus orduları her taraftan Osmanlı Devleti’ne karşı saldırı başlatmışlardır. Bu saldırılar sırasında Osmanlı vatandaşları sayılan azınlık grupların büyük çoğunluğu emperyal güçlerle işbirliğine yönelmişlerdir.
Fransızların Adana, Antep, Maraş ve Urfa’yı işgalleri sırasında Fransız ordusundaki askerlerin büyük çoğunluğu Ermenilerdir. Aynı tarihlerde Osmanlı Ermenilerinin isyanı ve Osmanlı topraklarını işgal eden Çarlık Rusyası’nın yanında savaşa katılmaları, Osmanlı Devleti’nin bu topluma tehcir uygulamasının önemli nedenlerinden biridir. Çok sonraları ülkeler arasında kabul edilen “Cenevre sözleşmesi” bile tehcir uygulamasını “askeri gereklilik” olarak kabul etmektedir.
Günümüzde Türkiye’yi soykırımcı ilan etmeye çalışanların temel dayanağı da I. Dünya Savaşı sırasında 1915 yılında yapılan Ermeni tehciridir. Tehcir soykırım değildir. Farklı bir ülkenin toprağına sürgün de değildir. Bir olayın soykırım sayılmasının çeşitli kriterleri vardır. Ermeni tehciri bu kriterlerin hiçbirine uymadığı gibi, nedenleri iyi araştırıldığında da Ermenileri devamlı kışkırttığı için altından Fransa’nın çıktığı görülür.
Konuya Uluç Gürkan’ın Ermeni Sorununu Anlamak adlı eserinden devam edelim:
“Tehcir kararının meşru nedenlere dayandığı inkâr edilemez. Ermeniler, bazı Amerikan misyonerlerinin raporlarının ortaya koyduğu gibi, tehcir kararından önce de ele geçirdikleri köylerde zulümler yaptılar. Osmanlı topraklarını işgal eden Rusya’yı kurtarıcı olarak gördüler ve onlara destek vermekle kalmayıp onların safında çarpıştılar.
Fransız işgal kuvvetlerinin çoğunluğunun Ermenilerden müteşekkil olması Osmanlı Hükümeti’ni rahatsız etmiştir…Fransa ordusuna mensup Osmanlı vatandaşı Ermenilerin bölgede yaptığı katliamlar da kanıtlarıyla ortadadır.”
Kuşkusuz tehcir acı bir olaydır. Bu acı olayı tek taraflı olarak kullanmak, tarihin tekzip ettiği bir kurnazlıktır. Hem Türklerin, hem de Ermenilerin çektiği acılara saygısızlıktır.
Tarihi belgelerden korkan besleme kalemler, 1912-1922 yılları arasında Anadolu ve Balkanlarda yok olan Türklerin ve diğer Müslüman unsurlara ait kayıpların dökümünü bile yapmamışlardır.
Acı, tek taraflı değildir. Tarih de, parlamentolar ve besleme kalemler tarafından yazılamaz.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Web Tasarım
gaziantep escort porno izle porno turk porno eskisehir escort bodrum escort bursa escort bursa escort izmir escort istanbul escort izmir escort ankara escort Samsun Escort Fethiye Escort porno izle fatsa haberleri escort ataşehir antalya escort