ordu-logo
Son Dakika
17 Ocak 2017 Salı
17 Haziran 2015 Çarşamba, 12:51
ALİ ÖZTÜRK
ALİ ÖZTÜRK aliozturk@hotmail.com Tüm Yazılar

YAYLALAR

Tertemiz havası, 

Mis gibi kokan çam ağaçları,

Ve pınarlarından şırıl şırıl akan soğuk sularıyla 

Ömre ömür katan yaylalar…

Yaylalara çıkıp tadını çıkarmanın tam zamanıdır şimdi…

Uzun yıllar geçti, yaylalara çıkmayalı, Şu andır kalası gurbete mahkum olmamın yüzünden…

Çocukluğumdan, yani tam yarım asır öncesinden bilirim yaylaları… Şimdi, puslu bir hayal içinde hatırlar gibiyim, Çambaşı yaylasını, bölük pörçük… Gagaloğlu’nun fırınında yapılan tereyağlı yağlının kokusu burnumda tüterken, üç tekerlekli tahta arabalarla tepeden kayan çocukların söyledikleri o tekerlemeyi hala mırıldanmaktayım kimi zaman:

“Şaban’ın hanı var, anasının damı var!”

Al kırmızı yanaklarından hiçbir zaman neşesi eksik olmayan Eyüp Usta’yla onun manyetolu çakma telefonunu unutmak, hiç mümkün müdür ki?

Haziran ayı ile birlikte göçler başlardı yaylalara, o günlerde… Kent halkı, sahilin bunaltıcı sıcağından kaçmak için çıkardı, Çambaşı yaylasına… Köylüler ise, hayvanlarını otlatmak için yayladaki obalara yerleşirlerdi…

Her köyün, tercih ettiği ve yerleştiği bir obası vardı…

Kentin eşrafı sayfiye yapmak, için yaylaya çıkarken, esnafın ise, dükkan açıp ekmek para kazanmaktı, Çambaşı’ndaki amacı…

Çambaşı çarşı yerinin ham topraktan tek caddesinde, karşılıklı olarak daha çok sıra sıra kasap dükkanları ve fırınlar olurdu o günlerde. Kasaplar, kestikleri koyunların etini ızgarada pişirerek verirlerdi müşterilerine… Fırınlarda ise, hemen her dakika yağlı (Karadeniz Pidesi) yaptırmak da mümkündü.

Ne var ki yaylaya gitmek, şimdiki gibi pek de öyle kolay olmuyordu, o zamanlar… Ne şimdiki gibi birçok kişinin özel otomobile sahip olması ne de bugünkü asfalt yolları ve yaylalara günübirlik gidip gelmek hayal dahi edilemezdi o günlerde… Bol virajlı, dar ve ham yollarda kamyonların karoserlerindeki yüklerin üstünde oturarak, en erken beş saatte varılırdı Çambaşı’na… Auistin marka kamyonlar, yokuş yukarı tırmanırken motorları, sanki ağlar gibi ses çıkarırlardı yayla yollarında…

Yol güzergahında ise öyle yerler vardı ki, iki araç karşı karşıya geldiğinde, geçişmeleri için mutlaka birinin geri geri gitmesi gerekirdi. Böyle durumlarda muavin, eline takozu alıp arabadan iner, şoförü; “gel… gel… gel. sağ yap, sol sap, hoopp hop!” gibi sözlerle yönlendirirdi.

Güzergah boyunca, ayrıca bazı tehlikeli yerler de vardı ki, oradan geçilirken, her ihtimale karşı yolcuların arabadan indikleri dahi olurdu.

Hey gidi yaylalar!

Şimdi, yaylaların tam zamanı olsa gerek… Özel arabasına atlayanlar, günübirlik Çambaşı’na gidip geliyorlarmış, artık Ama Çambaşı da, o eski Çambaşı değilmiş, diyorlar ne yazık ki… Nitekim betonarme yapıların, oranın da otantik dokusunu hayal alemine gönderdiği, söyleniyor… Bu çirkin yapılaşmadaki acımazlığının, yaylalar için de geçmişi arattığı konuşulmakta…

Yayla turizm deyip insanlarını yaylaya gelmeleri için teşvik ederken, bu çirkin yapılaşmanın önlemini alıp çevreyi, her türlü kirlilikten ve tahribattan da korumanın yollarını arıyor muyuz ki acaba? Bu konuda her kurum ve her vatandaş, sorumluk taşıdığının bilincinde olmalı diye düşünüyorum ben, kendi adıma…

Mutlaka, siz de benim gibi düşünüyorsunuzdur, bu konuda… Buna, bütün kalbimle inanmaktayım da…

Ancak, sadece düşünmek yeterli mi ki acaba?..

yaylalar

 

Yorum

  1. fikret akden

    20 Haziran 2015 at 12:30

    Aliciğim kalemine ve beynine sağlık,unutmaya başlamak üzere olduğumuz gençlik ve çocukluk hatıralarımızı hatırlattın,sağolasın.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Web Tasarım
gaziantep escort porno izle porno turk porno eskisehir escort bodrum escort bursa escort bursa escort izmir escort istanbul escort izmir escort ankara escort Samsun Escort Fethiye Escort porno izle fatsa haberleri escort ataşehir antalya escort